şükela:  tümü | bugün
  • konu ne olursa olsun, büyük resmi görmenizi engeller.
  • endişe üretmekten, iş yapamama durumudur.
  • pilavdaki çokça bulunan beyaz taneciklerinin arasından, fark edilmesi güç olan siyah tanecikleri görmektir.
  • takılmaktan ziyade görmekle alakalı bir şeydir. baktığınız yerin tüm ayrıntılarını algısal olarak görüyorsanız tüm hayatınız da böyledir. bundan kurtulamazsınız. bunun çok faydası vardır ama zor bir hayatınız varsa ciddi anlamda mutsuzluk ve sinir hastalığına gebedir.
  • *bir gun biyografimi yazmak icin roportaja gelseler, ve "geriye donup baktiginizda neyi cok iyi yaptiginizi dusunuyorsunuz whatyougetiswhatyoudid?" diye sorsalar, zerre dusunmeden bu eylemi ornek veririm.

    muthis iyiyim bu konuda...
    (bkz: bok var)
  • bazen mükemmeli üretmeyi sağlar. bazen sizi mükemmellikten uzaklaştırır. yaratıcılık ve bir o kadar da hastalıktır... orta noktayı bilmeyen için.
  • detaylara katılmayı sağlar.
    bu vesileyle;
    senden çok güzel detay olur.
    çok ileri bir teknikle eğitim görüp ceday* da olabilirsin.
    yoda dayınsa daha da ileri gidebilirsin.
    darth vader'a toslayana kadar yürü arkadaşım...
  • eyvallah şeytan ayrıntıda gizlidir fakat bunu abartmayın güzel kardeşim. çünkü insanda muhabbeti devam ettirme şevki bırakmıyorsunuz hatta kendimi de sizin gibi detay bataklığında yüzerken buluyorum ve bu yüzden kendimden de soğuyorum.

    aga bu işin uzmanı bir eleman bizim ofiste. kendisi genel olarak muhabbete lank diye ortasından dalan adamdır. çünkü başta dinlemez sizi zevzek. işi gücü vardır güya. anahtar kelimeleri seçer ve onları duyduğu anda muhabbete girer.

    - dün tek maçtan yattı yine kupon yaa.

    + sorma bilader kuyt atsa penaltıyı gelmişti 1000 tl. ama hakem de sıçtı ya.

    (anahtar kelime: hakem)

    * haa hakem mi? nereliydi o hakem? ingilizdi dimi?

    - yani bilmiyorum. olabilir.

    * ingiliz miydi? iskoç muydu ya?

    - yani...

    * suratı böyle iskoç gibi.

    - ...

    * iskoçların böyle karakteristik suratı oluyo ya. allah allah çok merak ettim nereliymiş.

    + yazık oldu kupo...

    * iskoç evet iskoç. zaten onların elmacık kemikleri de belirgin olur. william wallace nasıldı hatırlasana aynı o.

    - evet doğru aslında ama kupo...

    * ama hangi şehirli olduğu da mühim. şehirden şehire çok farklılık gösterir iskoçlar.

    - evet öyled...

    * bak edinburgh doğumluymuş hakem. çok güzel yer ama biraz pahalı.

    - ...

    + ...

    * kuyt da hollandalıydı dimi? hangi şehir acaba?

    abooo kabus lan adam. o penaltı kaçtığında bu kadar darlanmadım la ben.

    * katwijk aan zee doğumluymuş bak herif.

    - freeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeedom!!
  • büyük resmi görememekle neticelenir. klişe bir tabir oldu; ama hakikat böyle. elbette detaylar bazen önemlidir; ne var ki, hayati bir mesaj aldığınızda mesajdaki harflerin fontuna takılıp kalmamak gerekir.

    birisi bir şeyler söyler bana. bense o şahsın ceketindeki düğmeyi eleştiririm, saçlarını yana yatırmasını tenkid ederim, söylediği cümledeki devrik cümlenin öznesini kritiğe tabi tutarım. ve bu eleştirilerim yüzünden mesajı sağlıklı bir şekilde alamam. zaten almaya niyetim yoktur; ama mesaj o kadar aşikar ve kuvvetlidir ki, kulağımı tıkayamadığım için, o mesajı duymak zorunda kalan zihnim kendisine meşgul olacak başka şeyler bulur.

    meramımı daha aşikar bir şekilde anlatmak isterdim; ama kalp kırmak istemiyorum; zira etrafımda çok kalpler kırılmakta. bir yenisini de ben ekleyemem. o yüzden mücerret takılmaya devam...

    ..........................

    bak güzel kardeşim... sadece "insaf" ile düşün. olur mu? dostuma laf söyledin, arkadaşlığımızı nihayete erdirdin. ben onu senelerdir tanıyorum; bir tane falsosuna şahit olmadım. falsoyu bırak, kaç kere hayal kırıklığına uğratmışlığım, ayıp etmişliğim vardır kendisine, ama bana bir kere bile sitem etmedi, beni azarlamadı. sen böyle birisinin insanlığını, bilgisini, niyetini sorguladın, hatta daha da kötüsü su-i zanda bulundun. hem de elinde delilin olmadan. şimdi kılıçtan keskin o laflarını kınına koy da bir düşün bakalım, inandığın öte dünyaya kul hakkı ile gitmek nasıl bir şeydir.

    sahip olduğun "zan"na müthiş bir kesinlikle inanıyorsun. halbuki gayba o derece inansan, yakinin hz. ali seviyesine çıkardı belki de.

    ..........................

    şuna da mı dikkat etmedin? onun hakkında bana bir şeyler söylerken, o çoğunu duymuştu bu dediklerinin. buna ragmen "perdeyi yırtmadan" konuştu hep senin hakkında. sense gün geçtikçe... neyse...

    ölüm var kardeşim, ölüm var arkadaşım, ölüm var dostum. ve o gün geldiğinde, yani "yevme la yenfeu" karşımıza çıktığında, bağdatlı ruhi'nin dediği gibi senden ne altın ne de gümüş isteyecekler. sadece kalb-i selim talep edecekler. emin misin kendinden?

    ben değilim şahsen. o yüzden de sana dua ediyorum sadece. çünkü züccaciye dükkanına giren fili masum gösterecek fiillerle iştigal ettin.

    ............................

    başa dönüyorum. bırak artık detaylara takılmayı. büyük bir resim var karşında, bir senfoni teganni ediyor yanı başında, sense hala resmin asıldığı duvardaki çiviye, orkestra şefinin bagetinin eğriliğine ve daha bir sürü gereksiz ayrıntıya takılıp kalıyorsun. takılı kaldıkça da ne resmin zevkine varıyorsun, ne de senfoninin.

    daha uzun kelama lüzum yok.
  • bazen, asıl olan konudaki vurguyu kaçırmaya neden olur.