şükela:  tümü | bugün
  • böyle günleri çok samimiyetsiz buluyorum. biraz da insanların tepkilerinden yıldım sanırım, o yüzden konuşmak yazmak pek içimden gelmiyorum. bazen arkadaşlarım "öyle düşünme, bir kişi bir kişidir, belki yazdığın bir cümle bakış açısını değiştirir" diyorlar.
    işte ben o bir kişi için yazıyorum şimdi. hedef kitlem o.

    birçok kere yazdım, otizmli bir oğlum var. her anne gibi gözümden sakınarak büyütüyorum. kimseden özel bir talebim yok. sadece normallik istiyorum. bunun için de insanların zihinlerinin değişmesi gerekiyor.

    yakın zamanda yaşadığım çok basit bir örnek var. oğlumuzun kış ihtiyaçları için bir alışveriş merkezine gittik. kapalı ortamlarda hareketi daha da arttığı için hızla alacaklarımızı aldık ama ayakkabı ve bot için oğlumun denemesi gerekiyordu. bir mağazaya girdik, oğlum sağa sola koşuyor, ben de modellere bakıyorum. bir bot beğendim ama dışı oldukça sert. görevli bize yardım etmeye geldi, oğlum oturdu, kadın ayakkabıyı giydirdi, kendi aramızda acaba büyük mü diye anlamaya çalışıyoruz. o sırada kadın oğluma dönüp "parmaklarını aşağı yukarı oynat" dedi. ben de gayet sakin "yapamaz, çünkü bu söylediğinizi anlayamaz" diye bilgi verdim. kadın neden olduğunu sordu. ben de oğlumun otizmli olduğunu söyledim.
    o ana kadar gayet normal davranan bu genç kadın bir anda şoka girdi, açık kalan ağzını eliyle kapadı, bir adım geriye gitti.
    hem şaşırdım hem de anlam veremedim duruma. "sorun ne hanımefendi, ne oldu şimdi?" dediğimde bana korktuğunu söyledi.
    on dakikadır sakince işini yapmasına izin veren oğlumdan otizmli olduğunu öğrendiği an korktu kadın. açıklaması da "ben böyle şeylerden korkarım" oldu.
    böyle şeyler dediği benim çocuğum.
    o cahil kadın muhtemelen bu yaptığını hemen unutmuştur ama ben unutmadım. o an orada aşırı tepki vermek yerine bu durumun korkulacak bir şey olmadığını açıklayıp, botu alıp çıktık. ama yanlış yaptım.
    bunu unutmaması, bir daha başkasına yapmaya kalktığı zaman aklına gelmesi için aşırıya kaçmalıydım.

    engellilere veya yakınlarına yapılan küçümsemeler, acıma barındıran boş laflar, aşağılamaya çalışmalar yapanın yanına kalmamalı. çünkü bizzat tanık olduğum üzere bunları yaptığı halde böyle günlerde duyarlı mesajlar vermeye çalışan insanlar var. çok sık olmamakla birlikte sözlükte beni incitmek için oğlumun otizmiyle ilgili dalga geçen mesajlar alıyorum. aynı kişilerin hassasiyet dolu yazılarını okudukça bir şeylerin düzeleceğine dair umudum kırılıyor.

    bu tür insanların anlamadığı şey şu, otizmli, down sendromlu, engelli, farklı vb. bireyler için yalvaran bir yardım talebimiz yok. eşit hak talebimiz var.
    engelli bireyleri minnete muhtaç zavallılar gibi resmetmek çok rahatsız edici. tüm engelli vatandaşların "bu dünya hepimizin ve burada benim de hakkım var" demesi ve bu söylemin karşılık bulması değiştirecek bu düzeni. bunu anlayabilmeniz için başınıza gelmesini beklemeyin.

    henüz doğmamış çocuğun engelli olabilir, yarın annen bir kaza geçirir gözlerini kaybedebilir, bir gün kanser olursun bir bakarsın bacağını kesmek zorunda kalmışlar. bunları dilemiyorum, bunlar hayatın içinde olan ve başımıza gelebilecek şeyler. o gün geldiğinde sıfırdan bir mücadeleye girmek zorunda kalma diye bugün bunları söylüyoruz.
    biz buradayız. senenin bir günü değil 365 günü buradayız ve olacağız.
  • türkiye'de milyonlarca engelli insan yaşıyor. 30 yaşındaki seben ayşe dayı da onlardan biri. serebral palsi durumuna, yani doğum sırasında yaşanan beyin felcine sahip olan engelli genç kadın yürüme ve konuşma zorluğu yaşıyor. peki türkiye'de engelli olmak nasıl bir şey?

    seben'e göre engelliler için asıl sorun şehirdeki kentsel planlama eksiklikleri ve toplumun farklı olanı ötekileştirmesi. oysa türkiye’de nüfusun yüzde 12’sini engelliler oluşturuyor. “türkiye’de herkes kendinden farklı olana bakıyor. komik bir yürüyüşe ve konuşmaya sahip bir kadınsanız tabii ki daha fazla bakıyorlar" diyen seben, tek istediklerinin engellilere sağduyu ve saygı gösterilmesi olduğunu belirtiyor.

    anaokulu öğretmenliği yaptığı dönemi hayatının en mutlu zamanı olarak anlatan seben, şehir yaşamında ve sosyal hayatta kendi yaşadığı zorlukları, diğer engelli bireyler yaşamasın diye arkadaşlarıyla birlikte “erişilebilir her şey” isimli bir inisiyatif kurmuş. "erişilebilir her şey" inisiyatifi sokakta, binalarda, restoran ve kafelerde, okullarda, iş yerlerinde özel durumlara sahip bireylerin önüne çıkan hem fiziki hem de sosyal engellerin kaldırılması için projeler yürütüyor.

    +90, ayşe seben dayı ve arkadaşlarının hikâyesini sizler için derledi. türkiye'de engelli olmak nasıl bir şey?
  • orjinali gerçekten de özürlü değil, "engelli" olan, her yıl 3 aralık'ta konuya dikkat çekilen gündür.

    1- özür dileyecekleri bir durum olmadığından, aklı iki kuruş çalışanlar bile engelli demeyi öğrenmiştir.
    2- sayıları çok olsa da yaşadığımız ortamda hayatlarını bizim gibi rahat idame edemeyecekleri için, kendilerini nisbeten güven veren ortamlarda hayatlarını devam ettirmeye çalışmalarından ileri gelen bir etrafta görememe durumumuz olabilir yeterince.
    3- ülkemiz açısından, orada da hadi istanbul açısından bakalım: istedikleri sokaklara ulaşmaları, yürümeleri, çoğu yerde otobüse binmeleri, toplu taşımayı kullanma, deniz otobüsünü kullanma şansları çok fazla değil.
    4- saçma bir acıma anlayışı nedeniyle ve aynı noktadan başlangıçta vicdanını bastıranlar nedeniyle olmadıkları varlıklara dönüştürülen insanlardır ülkemizde. belki senden daha yetenekli, daha zeki, daha çok şey başaran insana sen kolunda, bacağında sorunu var diye destek olmak dışında her türlü saçmalığı yapan, son noktada görmezden gelen beynini kullanmadan yaşayan insanlar nedeniyle kendilerini ifade etme şansları daha azdır bu insanların.
    5- biz olduğumuzu, herhangi birimizin kıçıkırık bir düşme sonrasında kendilerinin yaşadıkları zorlukları sert bir şekilde farkedebileceğiniz gibi, birgün yanyana oturmanız gerekebileceğini de düşünmelisiniz.
    6- kendimizi bu konuda eğittikten sonra, çocuklarımızı da eğitmeli ve "bak kardeş, yazık " yerine; "bak kardeş, hadi oynayın" demeliyiz.
  • tam adı dünya engelliler farkındalık günü olan gün. yani bizden beklenen engellilerin engelli olma durumunu kutlamak değildir. bizden beklenen anlamaya çalışmaktır. bunu da sadece bir gün belki engelli oluruz diye değil, insan olma yönünde adım atmak için yapmaktır. birbirimizi anlamakla başlıyor her şey. doğduğu anda insan olduğu iddia edilen bir canlı türü, ancak empati yeteneği geliştikçe insan oluyor. bunu kabul edip, kendini yüceltmeyi bırakmak belki de yücelmeye adım atmaktır.

    hepimizin günü kutlu olsun.
  • engelli bir arkadaşımdan duyduklarımı özet geçiyorum:

    bugün 3 aralık dünya engelliler günü,

    efendim sizlere başımdan geçen olayları anlatmak istiyorum.

    - öğretmen olarak atandım, türkiye'nin her yerinde her iklim şartında görev yapar diye rapor almak gerekliydi, herkes heyet ücreti ödedi ve raporunu aldı, ben alamadım, çünkü hakkımda karar verilemedi. başka bir hastaneye gittim, tekrar rapor ücreti ödedim, bu sefer karar verildi. her yerde öğretmenlik yaparmışım!!

    -diyarbakır'a atandım, ailemin bulunduğu ile verilmem gerekirken 3 yıla yakın zorunlu hizmet yaptım. ama hakkımı sonunda aldım.

    - ehliyet almak istedim, heyet raporuna gönderdiler, yine rapor için ücret ödedim, ehliyet alıp alamayacağıma karar veremeyip başka bir hastaneye sevkettiler. başka bir ilde başka bir hastanede bu kez sadece tek hekim raporuyla ehliyete başvurabildim. ehliyet alabilirmişim !!

    -araba almak istedim, tertibat gerekli dediler, maliye bakanlığı yapacağı ötv muafiyeti için beni 15 gün bekletti. tertibat civata ile montaj edildiği için tekrar geri gönderdiler. neymiş, söküp başkası kullanabilirmiş, sanki sökülmeden başkası kullanamaz... 10 bin km lerdeyim.

    -nemrut dağına gittim, engelli olduğumu belirtmeme rağmen yine ücret ödedim. sonra ödediğim bu ücreti bimer üzerinden şikayet ederek geri aldım. haklıymışım.

    -mesela sol kolundan engelliysen ya da ms hastasıysan ötv ödemeden araba alamıyorsun. sağ kolundan, bacağından bir engelin varsa alabiliyorsun. resmen engelliler arasında ayrımcılık.

    velhasıl engelimden dolayı birçok engelle karşılaştım fakat engelleyemediler...

    bunların yanında ülkemizde engellilere sağlık, ulaşım, eğitim alanında birçok pozitif ayrımcılık kanunlarda, yönetmeliklerde yer almaktadır fakat zihinlerdeki engel devam ettiği için uygulanamamaktadır.

    işte bu yüzden türkiye bürokratik engelli bir ülkedir. saygılarımla.
  • hayatın bize ne getireceğini kimse bilemez. büyük konuşmamak lazım.

    sonuçta hepimiz bir engelli adayıyız.

    onlara kendine o hale gelince nasıl davranılmasını istiyorsanız o şekilde davranın.

    not: bir engellinin en nefret ettiği davranış, ona acımanızdır.
  • "gezi protestosunda engellinin işi ne!" diyerek tazyikli su sıkan emniyet'imizin de dünya engelliler günü kutlu olsun!

    itinayla a.c.a.b. lık yapılır!

    itinayla destan yazılır!

    ***

    işine gelince engelli asansörü ve park yeri kullanan toplumumuzun %30'u iş yerinde bir engelliyle çalışmak, %7,7'si komşu olmak istemiyormuş.

    ***

    engelli park yerlerine araç bırakanların da 3 aralık dünya engelliler günü kutlu olsun.

    ***

    "gözlerin görmediği halde sana iş vermişiz" diyerek engelli çalışanı azarlayan eski sağlık bakanımızın da dünya engelliler günü kutlu olsun.

    ***

    "engellileri insan yerine koyduk, adam yerine koyduk" diyen akp'li ziyaeddin akbulut, senin de 3 aralık dünya engelliler günü'n kutlu olsun.

    ***

    metroda engelli asansörünün başına üşüşen sapasağlam gençler, sizin de 3 aralık dünya engelliler günü'nüz kutlu olsun!

    ***

    kaynak...
  • insanın canını acıtan gündür.

    "annelerin en büyük korkusu çocuğunun ölmesiymiş....
    engelli annesinin en büyük korkusu ise çocuğundan önce ölmek..."

    çok acımasızsın hayat. çok!
  • ne de güzel bir gün. siyasiler "engelli vatandaşlarımızın, toplumun katılımcı bireyleri olmaları en büyük dileğimizdir" sözleri ile kutladılar, bazı bilinçsizler onların çok büyük bir kusuru varmış gibi onlardan özürlüler diye bahsettiler yine.

    laf laf laf.

    icraat?

    evet, ülkemde engelliler için çok büyük atılımlar yapıldı.

    "özürlülerin istihdamı eylem planı” yapıldı. özürlü... evet. canın sağolsun. başarılı oldu mu? hayır. sırf yapılmış olmak için temelleri atılmadan yapılan bir plan daha. sen önce engelli vatandaşının düzgün yaşam sürebilmesi için fiziki şartları yerine getirebiliyor musun? e o zaman bu proje böyle ismen kalır sadece. ben bile sokağa çıktığımda yürümekte zorlanıyorsam engelli vatandaş ne yapsın? engelli asansörleri var diyeceksiniz. onların kaç tanesi randımanlı çalışıyor ki? zorla ev hapsine mahkum oluyorlar.

    eğitim öğretimde sistemimizi başka ülkeler ilgiyle izliyormuş, evet. ama henüz engelli öğrenciler eğitim öğretim haklarından mahkumlar. okulların çoğunda engelliler için asansör yok. spastik engelli çocuklara eğitim veren tek okul kapatılıp, ailelere yıllık ücreti 35 bin olan özel okullar önerildi zamanında.

    sağlık yönünden çok ilerideymişiz evet. ben henüz hiçbir hastanede görme engelliler için sesli uyarı sistemine rastlamadım. fiziki şartlar… biliyorsunuz zaten.

    pozitif ayrımcılık olmalı diyoruz. evet. bakalım ne tür ayrımcılıklar yapılmış zamanında onlara.

    - "gözlerin görmediği halde sana iş vermişiz. daha ne yapalım" recep akdağ söylemişti bunu. aşağılamanın bu kadarı. bu adam tıp mezunu, hasta psikolojisinden anlıyor bir de değil mi?

    - akp milletvekili ziyaeddin akbulut "engellileri adam yerine koyduk. bir an önce ölse de kurtulsak diye allah'a yalvarılırdı, şimdi 450-500 alıyorlar" demişti. evet, yaratıktı onlar. allah razı olsun, sizin mevkiiniz sayesinde insana dönüştüler ve elleri üç kuruş para görür oldu.

    - zihinsel engelli çocuğa tecavüz ederken yakalanan ovacık akp ilçe eski başkanının serbest bırakılması. ben buna bir şey diyemiyorum işte. iğreniyorum sadece.

    - ümraniye'deki özel bir engelliler okulunda bir öğretmenin, üç kız öğrenciyi taciz etmesi, yönetimin ödenek kesilmesin diye tacizciyi okulda tutması. çıkarlar üstüne kurulu dünyanızda kızların hakkı yok, üstüne engelliyse hiçbir şekilde adı yok.

    - kocaeli'ndeki sosyal hizmetler görevlilerinin önerisi : "engelli kızları kısırlaştıralım!". bence ilk olarak beyni kıt insanları kısırlaştırmak gerekiyor ki milletçe zeki günlere doğru adım atalım

    -akp il gençlik kolları myk üyesinin şafak pavey’e attığı tweet: "allah bir bacağını almış, hala küfürden uyanmazsın.". bence bu son söz onların algısını ortaya koyuyor. engel, onlara göre allah'ın verdiği bir ceza. demek ki yanlış bir şey yaptı ki bunu buldu. çeksin cezasını sonuna kadar.

    bir de bu hükümet dindar değil mi? ne diyelim. kutlu olsun.
  • evet hepimiz aracımızı park ederken dikkatli olmamız gerektiğini anladığımıza göre gelelim esas meseleye.
    bunun hastasıyım yahu. sosyal duyarlılık kasmak isteyen herkes tutturmuş bir kaldırım muhabbeti gidiyor. ona da dikkat edelim eyvallah ama esas meselesi başka bu insanların.

    iş yerlerinize bakın canlar, engelli bir müdürünüz var mı? engelli bir hocanız? üstadınız? yok dimi? varsa bile tek tük. engelli bireye iş imkanı bile "lütuf" ediliyor. hak temelli bir ilişki kurulmuyor. işin de var hadi bakalım ehe ehe diye her gün bizim kattaki engelli arkadaşla şaka kisvesi altında taşak geçiliyor. eminim sizin de etrafınızda vardır buna benzer terbiyesizlikler.

    velhasıl engelli bireylerle acıma, kol kanat germe şeklinde dikey değil hak temelli yatay bir ilişki kurulması gerekiyor. ben senin yardım edeceğin bir insancık değilim, senle eşit şartlara sahip olması gereken bir vatandaşım. çözüm bana acımak değil, hayatımı kolaylaştırmak. örnek verelim kalıcı olsun:

    geçen hafta bir otobüsün şoförü durakta bekleyen engelli vatandaş için durup engelli rampasını açtı ve engelli yolcunun binmesini "sabırla" bekledi. sonra otobüsün içinde "ya helal olsun bee" "vay bee adama bak" gibisinden şoför amcamız övüldü. ne var amk diyenleriniz vardır şöyle ki,
    bu yolcu ile şoför arasındaki ilişki biçimine dikkat edin. adamın haline üzüldü, acıdı ve yardım etti. ancak olması gereken engelli yolcunun önünde sike sike durmaktır. o rampanın açılması o adamın hakkı olmalıdır. kimsenin insiyatifine ya da vicdanına bırakılmamalıdır. o zaman inanın duraklara bu insanlar daha rahat çıkacaklardır. acaba otobüs durur mu diye düşünüyor adam saçmalığa bak yahu!

    yani engel esasen zihinlerde. ha siz yine kaldırıma dikkat edin o ayrı. öptüm!