şükela:  tümü | bugün
  • malik bin enes’in talebesidir. tasavvuf ilminden misir’da ilk defa o bahsetmistir. evliyaullah’in maruz kaldigi iftira ve hakaretlerden nasiplenmistir.

    bir gün deniz yolculugu yaparken bindigi gemide bir tüccarin mücevher dolu kesesi kaybolur. gemidekiler “sen aldin” diye iftira edip hakarete baslar. dua ederek bundan kurtulmak ister. duayi edince, agizlarinda birer mücevher bulunan binlerce balik suyun yüzüne çikmaya baslar. onlardan birini alip gemidekilere verir. bunu gören hirsiz keseyi getirir ve suçunu itiraf eder. o günden itibaren bu zâta, balik sahibi anlamina gelen zünnûn denilmistir.
  • zünnûn-i mısrî demiştir ki, insanların arasına fesat, altı şeyden girmiştir:

    1 - âhiret ameline niyyetin zayıflığından,
    2 - bedenlerinin şehvetlerine rehin olmasından,
    3 - ecellerinin yakın olduğu hâlde emellerinin uzun olmasından,
    4 - mahlûkların rızâsını hâlık’ın rızâsına tercih ettiklerinden,
    5 - kendi hevâlarına tâbi olup peygamberinin sünnetlerini arkaya atmalarından,
    6 - selefin küçük zellelerini yaşayış şekillerine hüccet alıp onların asıl her zamanki hayatlarını örnek edinmediklerinden.

    (burada selef derken, eski devirlerde yaşayan âlim ve ârifler kastedilmektedir. halk, yani insanlar; bu âlim ve âriflerin iyi taraflarına değil de kusurlu taraflarına bakarak ömür tüketmişlerdir. günümüzde de böyle değil mi? çok sevdiğimiz, âlim yahut ârif olarak peşinden gittiğimiz birinin ufak bir yamuğunu görünce, "bak, o da böyle yapıyor, onun da yamuk hareketleri var. o da günahkar. o da benim gibi sıradan birisi. hem o yapınca bir problem yok da ben yapınca mı bir problem oluyor yahu" demiyor muyuz? yatacak yerimiz yok yani)

    hakiki dostluğa dair, hazret-i pîr mevlâna celâleddîn-i rûmî hazretleri’nin mesnevî-i mânevî’sinde ibretlik bir kıssası vardır ki, şuradan okuyabilirsiniz:

    http://ibretalmaliyiz.blogspot.com/…un-eziyeti.html

    dostu olanlar düşünsün. benim gibi bir tane bile dostu olmayanlar da daha çok tefekkür etsin.