şükela:  tümü | bugün
104 entry daha
  • nedenleri ve sonuçları eğitim sisteminde uygulanan felsefeye göre değişecek olan sorundur. anarşist olmayan kapitalist bir düzende eğitim sistemi iki temel gayeye hizmet eder:

    1) devletin bekası
    2) serbest piyasa ilişkilerinde rekabet edebilmek için gerekli olan bireysel yeteneklerin inşası

    birinci maddedeki amacın nihai erek olduğu bir eğitim sistemine hobbesçu veya platoncu diyebiliriz. platon'un eğitim felsefesinde hiyerarşi ön plandadır. amaç düşünen birey yetiştirmek değil, tam aksine yöneticiler ve askerler karşısında haddini bilecek olan üretken işçiler yetiştirmektir. platon bu bakış açısını insanların eşit özelliklere sahip olmadığı savı ile meşrulaştırır ve herkesin yönetici olamayacağını söyler. yöneticilik vasfı olmayan bireylerin de yurttaşlık erdemlerini yerine getirmeleri gerekir.

    tevrat'ta, non habebis deos alienos coram me şeklinde bir ifade yer alır. "diğer milletlerin tanrılarına değil yalnızca bana tapacaksın" gibi bir anlama gelir. hobbes da toplum sözleşmesi teorisyeni olduğundan devletin bekasını tehdit edecek bir eğitim sistemine karşı çıkar ve yöneticileri tanrılaştırır. bu tanrılaştırma tarih boyunca pek çok devlette var olmuştur. liberteryen kuramcı murray rothbard'ın da devletin anatomisi adlı eserinde konuya değindiği görülebilir. (bkz: anatomy of the state/@highpriestess)

    türkiye'de tabula rasanın kemalist doktrinlerle boyanmışlığı, siyasal islamın güç kazanması ile yerini evrimin aslında bilimsel olmadığı veya protestoların ekonomiyi olumsuz yönde etkilediği gibi fikirlerin aşılandığı bir tabloya bırakmıştır. iki durumda da liberal bir eğitim sistemi yoktur. ismail kaplan hocanın kaleme aldığı türkiye'de milli eğitim ideolojisi'nde bir pasaj vardır:

    "despotik eğitim, evrenselliğin yerelcilikle; ortak çıkarların kısmi çıkarlarla; dayanışmanın baskıyla; paylaşmanın sömürüyle; akılcı mutabakatın kararların dayatılmasıyla; düşünce, vicdan ve anlatım özgürlüğünün sansür ve zulümle; eleştirel tartışmanın körü körüne itaatle; barış ve uyumun (hem ”iç”, hem de “dış” düşmanlara karşı) militarizmle; aydınlanmanın öğretilemeyle (endoktrinasyonla); karşılıklı saygı ve insan onurunun liderlere tapınmayla; bireylerin her yönlü gelişiminin toplumsal işbölümünün neden olduğu alçaltıcı durumlarla ikame edilmesini meşrulaştırır."

    kaplan hocanın bu pasajı gerçekten de türkiye'deki eğitim sisteminin özetidir. militarist endoktrinasyon, ters giden her politik gelişmenin sorumlusunu dışarıda arayan bireyler yaratır. komplo teorisyenleri her zaman dış bir tehdit arayıp, problemin içeride de köklenebileceği olasılığını ekarte ederler. türkiye'de öğrenciler test makineleri olarak yetişir ve özümsenen başarı ölçütü diğer öğrencilerin önüne geçebilmek ile sınırlı kalır. rekabet edebilmek için önem arz eden bireysel yeteneklerin inşası başkalarının önüne geçmek ile sınırlı kaldığında da iş hayatında kooperasyon yerine birbirinin ayağını kaydırma yolunu seçen bireyler çoğunluğu oluşturur. despotik bir eğitimde evrenselliğin yerini yerelciliğin alması ise felsefi bir derinliği olmayan yüzeysel pragmatik seçeneklerin herkesin söz sahibi olduğu demokratik bir sistemde ülke siyasetini doğrudan etkilemesi demektir.

    platoncu ve hobbesçu anlayışın yöneticiler lehine sömürücü unsurlar içerdiği ortadadır. peki her liberal eğitim sistemi kusursuz mudur?

    bu soruyu yanıtlarken egemen dünya düzeninin kapitalist olduğunu ve eğitim sisteminin her liberal için aynı ereğe sahip olamayacağını belirtmek gerekir. burada problem rick and morty'nin "childrick of mort" bölümünde işlenen çıkmaza sürüklenmektedir. (bkz: rick and morty/@highpriestess) mevzubahis bölümde ana karakter bir teknokrasi kurarken, toplumu "üretenler" ve "üretmeyenler" şeklinde ikiye ayırır. böyle bir ayrımın nasıl yorumlanacağı ise özünde adam smith'in, the wealth of nations'ında ele aldığı değer mefhumu ile marksist değer mefhumunun çatışmasının nasıl çözümleneceğine bağlıdır.

    neoliberal bakış açısı eğitime fazla faydacı yaklaşabilir. yetenekleri geliştirmenin odak noktasında mülkiyet ilişkileri olduğunda bu toplumsal refah için devletçi bir eğitim sisteminden daha iyi bir alternatif sunabilir. bu sistemde akılcılığa veya eleştirel düşünceye ket vurulmaz lakin bilginin ve yeteneğin değeri de yalnızca piyasa ilişkilerine göre yorumlanır.

    dolayısıyla liberal bir eğitim sistemini savunanlar da kendi içlerinde ayrışırlar: bilgi için bilgi mi, yoksa fayda için bilgi mi? ikincisi bir kez daha statükoya hizmet edecek iken, ilki pragmadan yoksundur ve "düşünebilen nesiller yetiştirmek" dediğimiz hedefteki en verimli yoldur. düşünebilen insanların çoğunlukta olduğu toplumların daha mı mutlu yoksa daha mı mutsuz olacağı ise başka bir konudur.

    bu bağlamda locke'un ikinci duruma yakın bir çizgide olduğu söylenebilir. eğitim pragmatik olduğunda, kişinin evrensel doğru arayışına çıkmasına, pratikte bir işe yaramayan bilginin peşine düşmesine lüzum olmayacaktır.

    böyle bir perspektif, kapitalizm ile barışık neoliberallere mantıklı gelse de bilimsel keşiflerin ardındaki en büyük motivasyon kaynaklarından biri olan saf merak duygusunu baltalayacaktır. bu perspektifte köklenen bir eğitim sisteminden iyi bankacılar, iyi mühendisler, iyi iş insanları, iyi yatırımcılar çıkabilir lakin iyi bilim insanları veya iyi sanatçılar yetiştirmek söz konusu olduğunda faydacı olmayan bir liberal eğitim sistemi daha başarılı olacaktır.

    john stuart mill gibi bir klasik liberal, o dönemdeki feminizm savunuculuğu da göz önünde bulundurulduğunda egaliteryan izlenimi verse de özünde elitisttir.

    "it still remains unrecognised, that to bring a child into existence without a fair prospect of being able, not only to provide food for its body, but instruction and training for its mind, is a moral crime, both against the unfortunate offspring and against society; and that if the parent does not fulfil this obligation, the state ought to see it fulfilled, at the charge, as far as possible, of the parent."

    kısaca meali: ebeveynin çocuğunu bedenen beslemesi yetmez, ebeveyn çocuğun zihnen eğitimini de sağlayabilmelidir. bunun yapılmaması hem çocuğa hem de topluma karşı işlenen bir suçtur.

    bu eser 1859'da yayınlanmıştır ve ingiltere'de eğitimsizliğin bir özgürlük olmaktan çıkması 1870'lerde gerçekleşmiştir. zorunlu eğitimin hayata geçirilme sürecinde ise işçi sınıfı aşağılanmış ve isçi sınıfının tembelliğinden, suça eğiliminden söz edilmiştir. oysa asıl mesele işçi sınıfının tembel olması değil sömürülmesidir. aç kalan insanların da suça eğilim göstermesinden daha doğal bir şey yoktur. buna mukabil o dönemin sosyal düzeninde zorunlu eğitimin bahsi geçtiğinde toplumun önemli bir kesimi için "özgürlük" olarak algılanmış olan bir yaşam bir stili tarihe karışmıştır.

    bugün kim zorunlu eğitimi faşizm olarak görebilir? captain fantastic hariç hiç kimse. özgürlük doğası gereği yeterlilikten gelir, yeterlilik ise ancak eğitim ile sağlanabilir. cehalet özellikle demokratik sistemlerde yıkıcı toplumsal sonuçlara gebe olduğundan "cahil kalma hakkı" gibi bir özgürlükten söz edilemez. bu noktada özgürlüğün altın kuralını hatırlamakta fayda vardır.

    peki eğitimli bir halkın kendisi için en iyi kararları alabileceği miti geçerli midir?

    bu noktada da devreye pek çoğumuzun bildiği rızanın imalatı konsepti ile walter lippmann girer. endoktrinasyon mekanizmaları öyle veya böyle var olduğu sürece ise demokrasilerde halkın kendisi için en iyi kararları alabileceği iddiası geçerli olamayacaktır. kaldı ki herkesin maius bonuma (genelin iyiliği) katkıda bulunmak gibi bir niyeti de yoktur. toplumsal faydayı kendi çıkarının önünde tutacak insanlar olduğu gibi kendi çıkarı için yüzlerce diğer insanı feda edebilecek milyonlar da vardır. ancak bu eğitim sisteminin değiştirebileceği bir farklılık değildir.

    kitle kontrolü için izlenen yöntemler değişiklik gösterse de demokrasilerdeki propogandaların işlevi totalitarizmdeki şiddetin işlevi ile örtüşür. totaliter bir rejimde endoktrinasyon mekanizmaları kolaylıkla tespit edilebilir. türkiye'deki devlet sınavlarında çıkan ve twitter gibi platformlarda skandal olarak paylaşılan, belirli ideolojilerin validasyonuna hizmet eden soru tipleri bunun net bir örneği iken abd gibi ülkelerde endoktrinasyon mekanizmaları çok daha sofistikedir.

    insanların iradeleri asla tamamen özgür olamayacağından, "endoktrinasyon her yerde var zaten." demek yerine mevcut endoktrinasyon mekanizmaların anlaşılmasını sağlamak fanatizmde köklenen toplumsal krizlerin gücünü azaltabilmek için gereklidir. türkiye'de kutuplaşmalar kuvvetli iken bireysel düşünce zayıftır çünkü yalnızca devletin kendi varlığına feda olmak için tasarlanmış bir eğitim sistemi halihazırda tarihsel nedenlerle de gelişimi engellenmiş olan özgürlükçü bakış açılarının yeşermesi için kırılması gereken bir kısır döngüyü kırmamıştır.

    * * *
    ilgili kaynaklar:
    - j. s. mill - on liberty
    - noam chomsky - democracy and education
    - ismail kaplan - türkiye'de milli eğitim ideolojisi
    - thomas hobbes - leviathan
1 entry daha