şükela:  tümü | bugün
  • küçük dünya isimli romanıyla türk dil kurumu ödülü almıştır. bu roman yıllar önce dizi haline getirilip trt'de yayınlanmıştı. alev baymur, ege aydan vs oynuyordu dizide. halide nusret zorlutuna'nın kızı, ismet kür'ün yeğeni, pınar kü'ün kuzenidir.
  • sağcı bakış açısıyla yazdığı romanları her hangi serbest bir politik görüşümün olmadığı ama yavaş yavaş bir edebi anlayış oluşturmaya başladığım yıllarda bile okuyamadığım yazar...
  • 57. hükümet'in ulaştırma bakanı enis öksüz 'ün eşi. -değilmiş-
    (bkz: iskender öksüz) aradımda bulamadım. *
    çiçekler büyür romanıyla, sovyet rejimine ince göndermeler yapmış, türk halkının hikâyesini anlatmıştır.
  • roman dalında 2011 edebiyat mevsimi* büyük ödülü'ne lâyık görülmüş.
  • ortaokulda, turkce dersinde, -yaniliyor olabilirim- ama "ak topraklar" diye bir romanini okudugumuz kadin.

    foca'daki bombalama olayindan sonra aklima dusuverdi. bir arkadasim, "erkek cocugu olanlara allah sabir versin" dediginde.

    oglumu askere gonderir miydim "vatan" icin diye dusundum... o romanda da galiba ana karakter, ask mi vatan mi sorusuna "vatan" diye yanit veriyordu...

    bu aralar beynim tuhaf calisiyor...
  • ankara'da bulunan hacı bayram veli caminin tarihini araştırmak isteğimle keşfettiğim yazardır."bayram" adında hacı bayram veli'nin hayat hikayesini anlattığı bir romanı vardır.kitabın kapağına bakarak değerlendirip zoraki başlamış olup büyük bir aşk hikayesiyle karşılaştığımdaysa beni şaşkınlığa uğratan bir roman olmuştu.gayet akıcı bir anlatımı vardı.tabi ortaokul yıllarında okumuştum, şimdi aynı tadı alabilir miyim bilmiyorum.
  • çıkardığı ayşe, töre gibi dergilerde basbayağı ırkçılık ve yabancı düşmanlığı yapmış kişidir. bir akademik inceleme nedeniyle önemli kısmını okuduğum ayşe dergilerinden aklımda kalanlar vapurda duyulan rumca konuşmalar karşısında yazarımızın "midesinin bulanması", küçücük çocuklara masal adı altında beyin yıkamayla aşılanan çin (ulan çin'i mi kaldı 20. yüzyıldasın!) ve yunan düşmanlığı, tabii bir de bolca milliyetçi-mukaddesatçı soslu feda, kadınlık, vatan, millet, sakarya edebiyatı.

    okumayın, değmez.
  • bir kadın bu kadar mı sevilmezdeki kadın kendisi oluyor. biz yine de siyasi düşüncelerini bırakıp edebiyatına bakalım.

    yurt dışındaki türklerin sorunlarının işlenmesini sevinç çokum'da görüyorduk ışınsu'da bir başka temsilcisi. batı trakya, kerkük'te yaşayan insanların dramları eserlerinde yer alır. iyi eser yazmak gibi kaygısı yoktur düşünce odaklıdır, tezli roman örnekleri vermiştir.
    kadın problemlerini de işler ama özgürlükçü ruhu yakalayamaz. kendisi gibi karakterleri de tabuları yıkamamıştır.
    71 muhtırası öncesi dönemi tarafsız dille anlatmaya çalışmıştır yineliyorum çalışmıştır. ait olduğu düşüncenin sınırlarını aşamamıştır.
    gönül erdem adıyla da yazmıştır.
  • emine ışınsu, 17 mayıs 1938’de kars’ta doğmuştur. babası emekli tümgeneral aziz vecihi zorlutuna olup; bulgaristan türklerine mensuptur. annesi; tanınmış sair ve yazarlarımızdan halide nusret zorlutuna (1901-1984) ise, erzurumlu zorluoğulları ailesinden hürriyet mücahidi avnullah kazimî bey’in kızıdır.

    anne ve babanın memur oluşları sebebiyle memleketin değişik yerlerinde bulunurlar. bu yüzden, urfa’da başlanan ilköğretim, sarıkamış’ta devam eder ve ankara’da alpaslan ilkokulunda tamamlanır. yine ankara’da cebeci ortaokulu’na girerek oradan mezun olur. liseyi, ted ankara koleji‘nde, 1957 yılında bitirir.

    daha ilkokulda iken başladığı yazı hayatını, kolej yıllarında da devam ettirir. bir köpeğin ağzından hatıralar şeklinde kaleme aldığı minko’nun hatıraları, ilkokul çocuğu için bayağı bir roman sayılır.

    kolej öğrenciliği sırasında şiirler ve küçük hikâyeler yazar, ilk şiiri türk eğitim derneği’nin çıkardığı, “eğitim dergisi” isimli yayın organında çıkar; diğer şiirler, hikâyeler onu takip eder. dergiyi idare eden şahıs, onun, okuldaki kültür, edebiyat ve sosyal faaliyetlerdeki başarı ve yeteneğini anlayıp; derginin bütün yükünü. özellikle öğrencilerin yazılarını seçme, dergiyi düzenleme ve yerleştirme işini genç sair ve yazar emine ışınsu’ya bırakır. burada yüklendiği 30rumluluk ve edindiği tecrübe, yazarın “ayşe” dergisiyle başlayıp; “töre” ile olgunlaşıp okullaşan dergicilik hayatının da zeminini oluşturur,

    ilk şiiri “insanlar” ile ankara koleji ve türk edebiyatının şairleri arasına giren emine ışınsu, “iki nokta”(1956) isimli şiir kitabını yayınladığında henüz 17 yaşındadır.

    yüksek öğrenim macerası ise oldukça hareketlidir, önce, babasının zorlamasıyla d.t.c.f. ingiliz dili ve edebiyatı bölümüne kaydolur. aslanda kendisi felsefe tahsili yapmak istemektedir.

    bu arada, “fullbright” bursu için girdiği imtihanı kazanır; amerika’da bir kuruluşun açtığı “sosyal hizmetli; sosyal akademi uzmanı” (social worker) kurslarına katılmak üzere amerika’ya gider. dünyanın değişik ülkelerinden seçilmiş olan 54 kursiyerle sosyal hizmetler hakkında iki aylık bir kurs gördükten sonra; sosyal hizmetlilerin çalıştığı yerlere dağıtılırlar. ona da bir çocuk kampı düşer. on bir çocuktan; onların giyimleri, sabah kalkmaları, resim yapmaları, orman gezilerinden sorumludur. toplam altı ay süren bu kurstan sonra türkiye’ye döner; tabii ingiliz dili ve edebiyatı bölümündeki ilk yılı da böylece geçmiş olur. zaten isteyerek girmediği bolümü bırakarak; o yıllarda yeni açılmış olan o.d.t.ü’nin işletmecilik bölümü’ne kaydolur. bir arkadaşının teşviki, biraz da meydan okuması sonucu girdiği yeni bölümünü babasından gizler. bir müddet sonra sadece annesine ve ağabeyin söyleyebilir. babasından saklama düşünceleri içindeyken; ilk eşi mimar erdoğan okçu talip olur; babasının üniversiteyi devam ettirme şartıyla evlenirler. o.d.t.ü’ni evlilikle birlikte yürütemeyeceğini anlayarak; d.t.c.f’nin felsefe bölümüne kayıt yaptırır. ancak, evliliğin sorumlulukları, ilk çocuk, ardından ikinci çocuk derken; başlangıçtan beri sevdiği arzu ettiği felsefe tahsilini de yarıda bırakır. felsefe öğrenimi sırasında, fakültenin tiyatro kürsüsü derslerini de takip eder (1960). 1959 yılında kaydolup bıraktığı hukuk fakültesi macerasını da ilave edersek; üniversite hayatının ne kadar hareketli geçtiği anlaşılır.

    yazarın o yıllardaki düşüncelerinden birisi, üniversitede kalıp akademik çalışma yapmaktır. tabiî bu gerçekleşmez ve yazmağa daha geniş zaman ayırma imkânına kavuşur. bu hale o, hep şükreder. yani, üniversite tahsili yarım kaldığı için fazla üzülmez.

    pek çok dalda kısa süreli de olsa öğrenim görmesi, onun sanatçı kişiliğini zenginleştirmiş, eserlerinde geniş bir dünyanın oluşmasına vesile olmuştur. bütün bu olaylar yumağı içinde yazmayı bırakmaz. bir gün radyodan işittiği bir duyuru; ona, ilk romanının kapılarını aralar. turizm ve tanıtma bakanlığı, turistik roman müsabakası açmıştır. birinci gelen eser; ingilizce’ye, fransızca’ya çevrilecek; yazarına da büyük mükâfat verilecektir. yazar, bu çağrının kendisi için yapıldığı duygusuyla oturur; “minko’nun hatıraları”nı saymazsak ilk romanı olan. küçük dünya’yı yazar. eser, birincilik yerine, sanat armağanı kazandı diye duyurulur; bu arada bakan değiştiğinden, mükafat olarak para verilir; ancak basılmaz. uzun zaman, bastırmak için uğraşır. son havadis gazetesi’ne götürür, “bu roman tefrikaya gitmez” derler. bir müddet sonra yeni istanbul gazetesinde tefrika edilir.

    yazar, ilk romanını bastırmanın zorluğunu. küçük dünya ile bizzat yasar. nihayet, yağmur yayınevi tarafından basılır. eserin basından geçen macera, daha sonra kaf dağının ardında’da mevsim’in ağzından anlatılacaktır.

    şiirle başlayan edebî faaliyetler, küçük hikâyelerle romanda karar kılmağa doğru yönelirken; “kadın”, “hisar” gibi dergilerde fıkra ve hikâyeler yazar. artan şöhreti, edindiği tecrübeler, onu köşe yazarlığına sürükler. 1962-63 yıllarında yeni istanbul gazetesinin köse yazarıdır ve siyasî konularda yazdığı günlük fıkralar, “dedikodu” adlı sütunda, “mehlika” imzasıyla yayınlanır.

    1963-65 yıllarında, “sabah” gazetesinin irfan atagün, ömer öztürkmen, ergun göze gibi belli siyasî çizgideki yazarlardan oluşan yazı kadrosu içindedir. 1,5-2 yıl kadar süren fıkra yazarlığı; gazetenin el değiştirmesi, biraz da siyasî sebeplerden dolayı sona erer.

    türk milliyetçisi olmaktan her zaman gurur duyan emine ışınsu, türkiye’yi ve türk milletini ilgilendiren her konuda yazmayı sürdürür.

    yine t.r.t’nin bir duyurusunu işitir. bu, radyofonik oyun yarışmasıdır; “bir yürek satıldı” yı yazar ve birinci olur (1966). yıllar sonra da o günkü t.r.t. genel müdürü saban karataş’ın isteği üzerine eseri, televizyona uyarlar. oyun, filme alınarak; televizyonda oynatılır.

    “bir yürek satıldı “nın ardından, 1967' de’ “bir. milyon iğne”, 1969’da “ne mutlu türküm diyene” adlı oyunlarını ve radyofonik skeçlerden oluşan “adsız kahramanlar”ı yazar.

    1969’da tamamen belgelere dayanan; batı trakya’daki soydaşlarımızın yaşadığı esaret hayatını ve zulmü “azap toprakları” adlı romanında anlatır. bu ikinci romanıyla türk okuyucusunun dikkati. dış türklerle ilgili meselelere çevrilir.

    azap toprakları’ndan kısa bir süre sonra eşinden ayrılır; ruhî bir sıkıntı içine düşer. o sıralar türk edebiyatı vakfı, malazgirt zaferi’nin dokuz yüzüncü yıldönümü münasebetiyle bir yarışma düzenlemiştir. ahmet kabaklı bey‘in teşvikiyle roman dalında yarışmaya katılmağa karar verir. uzun bir hazırlıktan sonra ak topraklar’ı yazar. eserde, dede korkut üslûbu ve şiirsel bir dil dikkati çeker.

    dergi ve gazete çıkarmakta bir hayli tecrübe sahibi olan yazar annesi halide nusret zorlutuna ile “ayşe” isimli bir de kadın dergisi çıkarır. türk fikir hayatında önemli rolü ve ağırlığı olan “türk yurdu” dergisinin kapanmasıyla meydana gelen boşluğu doldurmak ister ve “ayşe”yi “töre’ye çevirerek; 1969’dan 1981 yılına kadar kendi yönetiminde neşreder. haziran 1981’de eşinin işi sebebiyle suudi arabistan’a giderken dergiyi yaşar eşmekaya’ya devreder. “töre” dışında, devlet, hisar. yeni divan, türk edebiyatı gibi dergilerde, sanat, edebiyat, iç ve dış siyaset, türk milliyetçiliği fikir sistemi ile ilgili tenkit, deneme, mülakat, hikâye, makale, araştırma-inceleme yazılara yayınlanır. milliyetçi gençler için “okul” durumunda olan “devlet” dergisinde, gençlerin çok sevdiği “emine abla”larıdır.

    1972 yılında iskender öksüz bey’le ikinci evliliğini yapar.

    1973’te “tutsak”ı yazar ve bir başka esir türk vatanı olan kerkük türkleri’nin çilesine temas eder.

    sancı (1975) için geniş bilgi toplar. roman’ın baş kişisi dursun’un memleketi olan zile’ye gidip; aile fertleriyle, okuldaki ve memleketteki arkadaşlarıyla görüşür; onu da yaşayarak yazar; isim olarak kendisini de katarak; 1970-71 yıllarında, anarşiye, ölümlere varan ideolojik çekişmeleri, önemli mevkilere ulaşmış türk aydınlarının olaylar karşısındaki çıkarcı tavırlarını sergiler.

    dış türkler meselesini işleyen üçüncü romanı “çiçekler büyür”ıe (1979) edebiyat tenkitçilerinin dikkatini daha fazla çeker. çoğu övücü, önemli sayıda tenkit yazısı, eserin uyandırdığı etkiyi ortaya koyar mahiyettedir.

    sendika romanı yazma düşüncesinden doğan “canbaz”ı işe, 1982’de yayınlar. “canbaz” da, yine üzerinde çok konuşulan romanlarındandır.

    daha ”canbaz” basılmadan, 6 haziran 1981’de eşi prof.dr. iskender öksüz bey’in tahran’daki petrol ve maden üniversitesi (u.p.m)’de görev alması sebebiyle suudi: arabistan’a giderler; 17 haziran 1987’de de türkiye’ye geri dönerler. orada geçen yıllar gerek iklimi, gerekse üniversitedeki muhit bakımından yazarı olumsuz etkiler.

    kaf dağının ardında’yı (1985) iste, bu şartlarda, arabistan’da yazar. içinde bulunduğu ruh halini ise şöyle ifade eder:

    “ben orada çok kurumuştum, huzursuzdum, mutsuzdum, “air condition” altında yaşıyorduk, hava çok sık değişiyordu, bu benim migrenimi çok etkiliyordu. halsizdim, bir de “atlıkarınca”daki cemiyet içindeydim. bu hal kurulaştırdı beni. o romanı türkiye’de yazsaydım, cok daha farklı olurdu.”

    1990’da yayınlanan “atlıkarınca”, aslında t.r.t. adına yazılın bir senaryodur, t.r.t. senaryoyu filme alır, yazara parasını da öder, ancak oynatılmaz. bu durumdan rahatsızlık duyan emine ışınsu, biraz da kızgınlıkla senaryoyu romanlaştırır.

    daha sonra dergilerde de yayınlanmış olan hikâyelerini “bir gece yıldızlarla” (1991) adlı eserinde toplar.

    yakın arkadaşı prof. dr. umay günay’ın teşvikiyle. millî mücadele heyecanını yansıtmak ister ve “cumhuriyet türküsü”nü (1993) kaleme alır.

    1995’te ise; bazı kavramları, ayetlerin ışığında ve “dost”un sözleriyle “dost diye diye”de anlatır.

    biri kız (elif), ikisi erkek (yağmur, murathan) üç çocuk annesi olan yazar, halen ankara’da yaşamakta ve yazma çalışmalarına devam etmektedir.
    http://ismailhakkialtuntas.com/…fikirleri-eserleri/
  • halide nusret zorlutuna'nın kızıdır. romanlarında köklerinden, kültür bağlarından koparılmak istenen insanımızın dramını ve mücadelesini anlatır. geçmişten günümüze türk insanının varlık mücadelesinde yoğunlaşan kadın romancımızdır.