şükela:  tümü | bugün
11 entry daha
  • netflix yapımı taylor swift belgeseli.

    85 dakikalık belgeselin yönetmenliğini emmy ödüllü lana wilson üstleniyor. ilk olarak sundance film festivali'nde görücüye çıkan belgesel şu an londra'da ve abd'de çeşitli sinemalarda vizyonda oynatılıyor. muhtemelen bir iki hafta sonra kaldırılır (akademi kurallarına göre bir filmin oscar için yarışabilmesinin şartlarından biri los angeles'ta mutlaka bir iki sinemada gösterime girmesidir. bu sebeple netflix kendi yapımlarını birkaç haftalığına vizyona vermek zorunda.) belgesel hem sundance film festivali'nde hem sonrasında büyük övgüler topladı. imdb puanı sekiz iken rotten tomatoes %90'a yükseldi.

    konu olarak belgeseli ele almak gerekirse değişik bir bakış açısı sunmuşlar. miss americana, taylor swift'in biyografisi anlatmıyor, kariyerini özetlemiyor. "şu ödülleri aldı, bu rekorları kırdı" muhabbeti yok. hatta gerçek anlamda kariyerinin ne zaman başladığını ya da kaç albümü olduğunu bile söylemiyor. bunun yerine daha farklı bir şeyle geliyorlar: onun ne düşündüğü ve ne hissettiği. bu yapım, onun duygusal geçmişine bir yolculuk. örneğin 2009 mtv video müzik ödülleri'ni uzun uzun anlatmıyorlar, taylor'ın o an ne düşündüğünü gösteriyorlar. aynısı 2016 için de geçerli. size ayrıntılı özet sunmaktansa taylor'ın o dönem hissettikleri şeylere kısaca değiniyorlar. savunma yapma veya taylor'ı haklı çıkarma derdine düşmemişler. "medya ona bunları yaptı, 2016'da pop müzik tarihinin en büyük linç saldırısına uğradı ya da sanılanın aksine sürekli çifte standartlara maruz kaldı" gibi onu haklı gösterme girişimleri yok. olaylar karşısında onu savunma çabası olmaksızın ne hissettiğine ve kendi kariyerini nasıl gördüğüne/yorumladığına odaklanmışlar.

    bu belgesel taylor'dan nefret edenlerin tutumunu değiştirmez ama ona karşı önyargılı olmayanların onu ve şarkı yazma sürecini anlamalarına yardımcı olabilir. fanlar için en önemli kısım ise son yıllarda siyasi konulardaki sessizliğini bozmasıyla ilgili olan bölümler. taylor'ın siyasi tarafsızlığını bozması kendi fanları arasında bile büyük bir tartışma konusuydu. bu belgeselde fanlarına bu kararı verme sürecini gösteriyor taylor.

    spoiler'lı kısma geçmeden önce son olarak belgeselin adına değinmek gerekir. çok başarılı bir seçim olmuş. miss americana, taylor'ın son yayınlanan albümü lover'daki siyasi içerikli miss americana & the heartbreak prince isimli şarkıdan geliyor ama arkasındaki tek anlamı bu değil. kariyeri boyunca "amerikalıların sevgilisi" olarak adlandırılmış bir şarkıcıyı da iyi özetleyen bir tercih.

    --- spoiler ---

    yapımcı ve yönetmeni bir konuda tebrik etmek gerekir: dengeyi iyi kurmuşlar. belgeselde bir düzen var. taylor'ın kariyerinin ilk yıllarını nasıl gördüğünü özetleyerek başlamışlar. 1989 albümüyle zirveye çıktığı dönemde yeme bozukluğu başta olmak üzere birçok sorunla mücadele ettiğini ve yalnız hissettiğini göstermişler. 2016'daki olaylara değinmişler ama abartmamışlar ve ardından son iki yıldaki süreci özetlemişler. aralara da şarkı yazma aşamalarını, annesini, kedilerini ve arkadaşlarını sıkışıtrarak aslında onun için önemli olan şeyleri alttan alta yedirmişler. mesela belgesel taylor'ın piyano başında çalışmasıyla başlıyor. bu bakımdan genel izleyiciyi sıkmayacak ama gerekli mesajları da verebilecek bir yapım olmuş. taylor'ı sadece isim olarak tanıyıp birkaç şarkısını dinleyen biri bu belgeselden sonra muhtemelen onun kendi şarkılarını kendi yazdığını, kedilerini çok sevdiğini, annesiyle çok yakın olduğunu öğrenmiş olacaktır.

    fanlar tabii ki bu içeriği yeterli görmediler ve daha fazlasını istediler ama belgesel açıkça genel izleyici göz önünde bulundurularak yapılmış. fanların istediği her ayrıntı olsaydı ortaya on bölümlük belgesel dizisi çıkardı, bu da fanlardan başka kimsenin ilgisini çekmezdi. 85 dakika genel izleyici için makul bir süre.

    belgeselin ilk kısmında taylor, kariyerinin ilk yıllarını nasıl gördüğünü anlatıyor. "herkesin olmamı istediği kişi olmuştum, hiçbir şeye karışmayan iyi kızdım" diyor ki gerçekten de medyadaki imajı buydu. ona "yapamazsın" dedikleri her şeyi "yapabildiğini" ispatladı taylor. bir country şarkıcısından pop yıldızı olmaz dediler ancak o hiç kimsenin elde edemediği başarılar elde etti. medya ve sosyal medyanın her "yapamazsın" deyişi onun için meydan okumaydı ve hepsinin üstesinden geldi. taylor kariyerinin ilk on yılı olan bu dönemi anlatırken başarılarını övmekten ziyade "kendisi gibi davranmadığı" ve daha da önemlisi "özgür olmadığı" mesajını veriyor. 2016'daki linç ve tüm dünyanın ondan nefret etmesi onun için bir dönüm noktası. bu süreçten sonra artık "iyi kız" olmak zorunda olmadığını gösteriyor ve bu noktadan sonra bugünkü kişiliğini buluyor. özgür, medyanın ne dediğini çok da takmayan, siyasi görüşü dahi her konuda fikrini söylemekten çekinmeyen ve her istediğini yapan biri.

    belgeselin başlarında reputation'ın grammy adaylıkları alamamasıyla ilgili bir kısım var. taylor'ın ödülleri önemsediğini ve ödül kazanmayı sevdiğini zaten biliyoruz. bu konuda taylor kendisiyle hiçbir zaman çelişmedi. ortaya çıkıp "ödüller sahte, grammy hakkımı yedi" gibi açıklamalarda hiçbir zaman bulunmadı. kaybettiği zaman daha da hırslanıp önümüzdeki yıl kazanmaya çalıştı. kariyerinin ilk yıllarında kaybettiği bir ödül üzerine ona soru soran gazeteciye "her zaman sonraki yıl alma şansınız vardır" diye cevap vermişti. görüyoruz ki bu düşüncesi hiç değişmemiş. 2019 grammy ödülleri'nde vurgun yediğinde bile "önemli değil, daha iyi bir albüm yaparım" diyor.

    ara sahnelerde me!'nin yazılış sürecini veriyorlar. işin aslı bu sahneler biraz hüzünlü, zira taylor bu şarkıyı yazarken çok eğlenmiş. şarkının çıkış parçası olacağına daha yazarken karar vermiş ve klibini çok önceden planlamış. şarkı konusunda aşırı heyecanlıymış. böyle büyük bir heyecanla yazdığı şarkı bizzat kendi fanlarından tepki aldı ve birçok kişi tarafından çocuk şarkısı olarak görüldü. belli ki taylor bu şarkıyı "kendi kişiliğini bulma" hissiyle, yani son yıllardaki özgür kişiliğiyle bağdaştırmış. tabii ki belgeselde bunu dile getirmiyor ama tüm heyecanını ve karşılık olarak gördüğü muameleyi düşününce ister istemez hüzünleniyorsunuz.

    kendi müziğini yapmasının yanı sıra kariyerinin kontrolünü de elinde tuttuğuna, yani diğer şarkıcılar gibi menajerlerin, yapımcıların ya da patronların idaresi altında olmadığını da göstermişler ki bu zaten uzun yıllardır bilinen bir şey. telif hakları bile kendisine aitken karar mekanizmasını başkasının eline vermezdi.

    değindiği konulardan biri müzik piyasasında kadın şarkıcıların otuz beş yaşından sonra kariyerlerini ilerletmelerinin çok zor olduğu gerçeği. "bir kadın şarkıcı başarılı olabilmek için kendisini yirmi kez baştan yaratmak zorunda" diyor ve lover albümünü "muhtemelen başarılı olacağım son dönem" olarak nitelendiriyor. müzik piyasasının acımasızlığı bir yana, "kadınlar için 30 yaş sınırı" zımbırtısını içselleştirmiş olması çok acı.

    kanye west'in hem 2009 hem 2016 vukuatlarına değinmelerine rağmen ayrıntılara girmemişler. ilkinde sahnede kendisinin yuhalandığını sandığını; ikincisinde tüm dünya tarafından nefret edilen biri olarak herkesten saklandığını anlatıyor. 2016'da yaşanan linç sadece taylor'ın değil, amerikan pop müziğinin önemli olaylarından biri. buna rağmen 2016'nın yüzeysel geçilmesi isabetli olmuş. bu konu tek başına on bölümlük dizi olur ama genel izleyiciyi bu konuyla sıkmamaları isabetli bir karar.

    hem medyanın hem sosyal medyanın ona yönelik nefretini birkaç görsellerle özetlemişler. sadece birkaç tweet ve birkaç manşet gösterip bırakmışlar. mesela şu yazının ayrıntısına girmemişler. erkek avcısı ilan edildiğini, vücuduna odaklandıklarını, arkadaş çevresinin alay konusu olduğunu vs. önemli noktalara değinmişler sadece.

    taylor'a yönelik bu yoğun nefretin nedenini açıkça söylememişler ama bence bariz görüntülerle bu mesajı vermeleri gerekirdi: başarısı. ona yönelik nefretin temelinde bu yatıyor, gerisi bunu söylememek için uydurdukları bahaneler. yok sinir bozucu, yok çok erkek arkadaşı var, yok hep ayrılıkla ilgili yazıyor (gören de diğer tüm şarkıcıların siyasi ve ekonomik konularla ilgili yazdığını sanır). belli ki belgesel tamamen genel izleyici için hazırlanmış ve bu önyargısız kişileri bir tarafa çekmeye çalışmamışlar, sadece onun da incinebilir olduğunu göstermeyi amaçlamışlar.

    siyasi kararlarının arkasındaki süreç fanları için yeniydi. taylor kariyeri boyunca tarafsız oldu ama 2016 sonrası -ona olan nefretin de etkisiyle- medya onu cumhuriyetçi göstererek daha da nefret edilmesine neden olmuştu. taylor, 2016 sonrası kaybedecek çok şeyi olmadığının farkındaydı zaten. buna rağmen belgeselde ekibiyle ve ailesiyle tartışıyor. bir noktada onu "konserlerine gelenlerin sayısı yarıya iner" diye uyarıyorlar ancak o kararından dönmüyor ve demokrat olduğunu açıklıyor. tennessee'nin cumhuriyetçi adayı marsha blackburn'ü gömmeyi de ihmal etmiyor. siyasi görüşünü ve lgbt desteğini açıklarken bunun ona ağır bir geri dönüşünün olacağını bilmesi ve bu riski göze alarak bunu yapması belgeseldeki güzel ayrıntılardan biriydi. özellikle lgbt desteğini açıkladıktan sonra "eşcinselleri kullanarak prim yapıyor" diyenler vardı. bu dedikleri tanınmayan ya da kariyerine yeni başlamış bir şarkıcı için doğru olabilir ama swift gibi 15 yıldır piyasada olan ve kökleşmiş muhafazakar fanlara sahip biri için bariz bir kayıp demektir. en azından ucundan da olsa buna değinmişler.

    taylor son üç albümünde daha çok max martin, shellback ve jack antonoff ile çalışmasına rağmen belgeselin odak noktasında joel little'ın olması biraz tuhaftı. toplamda beş şarkıları falan var. max martin'e doğru dürüst yer verilmemiş bile.

    ilişkilerinin anlatıldığı kısacık kısımda da eski sevgililerinin isimlerine yer vermemişler, joe alwyn'in yüzünü dahi tam olarak göstermemişler ama bir şeyin altını özellikle çizmişler. son ilişkisinin onun için ne kadar önemli olduğu. taylor açıkça ilan etmemiş ama 2016'da ruh sağlığını kaybedip rehabilitasyon merkezine yatmamışsa bunun nedeni joe alwyn'dir. ona sadece mutluluğunu değil, akıl sağlığını da borçlu.

    dixie chicks'in başına gelenleri birkaç dakikalık özetle anlatmaları çok hoş bir ayrıntı olmuş. özellikle country müziği takip edenler bu isme zaten aşinadır ama bilmeyenler için sadece country dünyasının ikiyüzlülüğünü değil, medyanın onlara yaptıklarını da bu belgeselle göstermiş oldular. işin ilginç tarafı, belgesel boyunca bariz bir suçlamanın ve savunmanın yapıldığı tek yer bu kısım ve taylor kendini değil dixie chicks'i savunuyor.

    taciz davasıyla ilgili altını çizdiği nokta özellike güzeldi. hissettiğiniz şey zafer değil diyor. fotoğraf ve yedi şahide rağmen kendisi için durum buysa şahitsiz davalar için durum ne?

    kullanılan şarkılar genellikle son iki albümünden seçilmiş. ben de fanlar gibi single olarak yayınlanmayan şarkılara daha fazla yer verilmesini isterdim ama en önemlilerini seçmeye çalışmışlar: the man, clean, the archer ve bu belgeselle birlikte yayınlanan only the young gibi. yine de belgesele adını veren miss americana & the heartbreak prince'e ve the lucky one'a biraz değinmelerini isterdim. taylor, 2012 çıkışlı albümü red için yazdığı the lucky one'da başka bir ünlünün (joni mitchell olduğu söylenir) başına gelenleri yazmıştı ama sonrasında aynı şeyler bizzat kendi başına geldi.

    buna karşılık swift'in son zamanlarda hayatındaki önemli olaylardan scooter braun ve albümlerinin telif hakkı tartışması yok. belgeseli ağustos 2019'da bitirmişler. bu olay bir ay öncesinde patlak vermişti. muhtemelen o noktadan sonra planladıkları düzeni bozmak istemediler.

    --- spoiler ---

    miss americana, taylor'ın kariyerinin ilk ciddi belgeseli. öncesinde albümlerinin yapım aşamalarını turne ya da konserlerle birleştirerek genel bir bakış sundukları yapımlar olmuştu ama gerçek anlamda belgesel sayılmazlardı.

    kariyerinin ilk yıllarını anlatan journey to fearless yapımı için

    speak now için
17 entry daha