88 entry daha
  • keyifli yorgunluğu ile birlikte baki kalan güne$ yanıklarımı soyarken yorumlayacağım festival. kamp biletim olmasına rağmen cuma ak$amı gitmemi$tim, 2007 türkiye konser çılgınlığına binaen o geceye de dream theater konseri* dü$üyordu. festivalin ikinci [asıl ba$langıç] gününde, kamp alanının dolmamı$ olacağını umarak cumartesi sabahı gittim. akm önünden solar beach'e gidecek otobüslere binerken çok beklemememizin acısını çıkarırcasına, $öförümüz kilyos yolunda kayboldu.

    bir saat gecikmeyle solar beach'e girdiğimde, rock 'n coke anılarımın depre$mesiyle "i$te asıl i$kence $imdi ba$lıyor" dedim... ve bu lafımı on dakika içinde yedim. ne iki saatlik kuyruk i$kencesine, ne de ebe siken labirentvari güvenlik koridoruna maruz kalmamı$tık. kolayca girip festival bilekliğini taktıktan sonra, mihmandarım anatomik duru$ çıkageldi. birlikte kamp alanına yöneldiğimizde, tepedeki dağlık alan ile rusya sınırındaki bir yer arasında tercih yapmam gerektiğini anlamı$tım. en azından yeri bulmak kolay olur diye festivalin ötekini ucunu seçtim. çadır mütehassısı olmu$ anatomik duru$'un elinden bir $ey gelmediği anda, eski türk geleneklerine ba$vurarak çadırın kenarlarını ta$ / tuğla / ne bulduysak tutturuverdik.

    solar beach üzerindeki yapay yerle$ke alabildiğine geni$ olmakla beraber, katılımcıya kilo verdirecek nitelikteydi. kurulduğu arazi ise tatooine'i hatırlatıyor, saat ba$ı çıkan kum rüzgarları bu te$bihi güçlendiriyordu. daha önce binbe$yüzkere yazıldığını bilmeme rağmen, ana sahne ile alternatif sahne arasını bir kaç kilometre yapan zihniyeti bir kere daha kınıyorum. birbiri ile çakı$masa bile, ardı$ık olarak farklı sahnelere çıkan güzel gruplar arasında helak olduk. avrupa festivallerinin "muasır medeniyet" seviyesine yakla$tıkça, aynı anda sahneye çıkan sevdiğimiz grupları kaçırmaya alı$acağız sanırım...

    bedük: festivalde siftahı yaptığım adam. mtv'de dönen my woman klibini matrak bulduğum $ahsiyetin bütün $arkılarının birbirine benzediğinden $üpheliyim.

    replikas: ak$am maratonuna hazırlanmak üzere sahilde yaydığımdan mütevellit kendilerini izleyemedim. bir ara sahnelerinden yükselen araya giren zenci sesleriyle afallasam da sonradan bunun misafir sanatçı kontenjanından fuat beyin "ben diyeyim repli, sen de kas. replikas replikas" replikleri olduğunu öğrendim.

    beirut: güne$in üzerimize hala yakıcı bir $ekilde vurduğu dakikalarda sahne aldı bu sempatik elemanlar. sempatikliğin vurgusunu yapıyorum, çünkü belli bir dinleyici kesiminde popülarite kazanmalarına rağmen "cool" bir yanları kesinlikle yok. lisede kaybedenlerden olu$an bir grup, müsamereye çıkmı$ gibi gerçekten. küçümsüyorum da sanmayın, balkan ezgilerini yorumlayı$ biçimleri gerçekten $ahane. üzerimize ay ı$ığı vursaydı sahne önüne rakı masası kurmak farz olurdu. kulağıma takılan $ey ise, zach condon'un sürekli aynı $arkıya girmesi oldu :)

    easy star all-stars: pink floyd yorumlamalarından*dolayı önyargılı yakla$tığım elemanlardı bunlar. babylon'daki konserlerine gitmediğim gibi, buradaki performanslarını da pas geçip nouvelle vague'e akmayı dü$ünüyordum. iyi ki birileri beni kolumdan çekip bunu kaçırma hatasından döndürmü$. marijuana destekli breathe'de uçarken, money'de kendimi kaptırdığım ritimle hayatımda dans etmediğim kadar dansetmi$ olmalıyım...

    nouvelle vague: izlemeyi en çok istediğim gruplardan olmasına rağmen, son yirmi dakikasını falan izleyebildim. too drunk to fuck'ı söylerken, onlarca kere "let's fuck!" çığlıkları atmaları hala konu$ulduğuna göre pek çok $ey kaçırmı$ olmalıyım. yine de güne$ batarken love will tear us apart dinlemek harikaydı...

    baba zula: sözlükte festival grubunun kar$ılığı bu abiler olmalı! ben festival ruhunu bu kadar iyi üfleyip, o saate kadar kafayı bulmu$ olan seyirciyi yoğuran grup görmedim desem yeridir. etnik elektronik müzikten hazzetmiyor olabilirsiniz, fakat sahnede orta asya kıyafetleri giyen, dansöz oynatan, bir kızın apple'da mütemadiyen çiziktirdiklerini ekrana yansıtan bu adamları dikkate almak zorundasınız. murat ertel "ermenileeer... hititleeer... asurlular..." derken "ya$asın asurlular!" diye bağıran adam buradan selam ediyorum. ve son olarak pırasa demek istiyorum. pırasa.

    the rapture: eğlenceli elemanlar vesselam, sahneyi new york'ta bir klübe çevirdiler. lakin, enerji patlamaları gibi vokalleri de patlıyor, seslerindeki cırtlaklık oranı bazen tahammülfersah olabiliyor. buna rağmen house of jealous lovers'da herkes zıp zıp zıplıyor.

    james: kendilerini daha önce dinlemediğim için esef duyuyorum ve sadece batman begins'teki ufak rolünden dolayı tim booth tanıdık geliyor. rahatsızlık vermeyen tanı$ma faslını hızlıca geçerken, seyirciyle ileti$imlerine hayran kalıyorum. iki saati a$kınca sahnede kaldıktan sonra, bis'te tim booth sahne önüne giriyor ve sit down'ı söylerken unutulmaz anlar ya$ıyoruz.

    çadırı saunaya çeviren sabah güne$inin etkisiyle pazar gününe oldukça erken ba$lıyor ve soluğu sahilde alıyorum. kilyos'un me$hur dalgalarına kar$ı durarak, uzunca bir süre peter griffin pratiği yapıyorum. adam gibi gruplar saat 16'ya kadar ba$lamadığından dolayı pazar sendromuna kapılmak üzereyken, imdadıma gavrilo princip yeti$iyor.

    gavrilo'nun arabasına atladıktan sonra ya$adıklarımız, kendisiyle olan apaçi maceralarımıza yeni bir çentik oluyor. arabanın ses sistemini sonuna kadar açmı$, kilyos'un içine doğru tam gaz giderken, bizim eleman "bak buradan otostopçu da alırız kesin" diyor. akabinde strawberrycouch ve ekürisi arabaya damlıyorlar. "araba çok dağınık, kusura bakmayın.. keh keh." tipi türk misafirperverliğinin vazgeçilmez kli$eleri ile dalga geçerek kilyos marketine olan yolcuğumuzu tamamlıyoruz. tekel bayii'ne girdiğimde ağzım açık kalıyor. burası ni$anta$ı'daki bir dükkanı on kere sallayacak vaziyette! sala$ bir bakkaliyeden ucuz bira almayı beklerken, dağ gibi absolut yığınlarıyla kar$ıla$ıyorum. cimriliğimiz tutuyor ve sadece bir elin parmakları kadar bira alıyoruz. festival alanında geri döndüğümüz sırada, arabanın fotografını çekmek isterdim: ön tarafa absinthe koymu$um, $öför ve ben ellerimizde bira $i$eleri, arkada ise strawberry $arap $i$esini dikiyor. o denli gamsızız yani. bizi durduran güvenlik görevlisinin gözleri yuvalarından çıkacak neredeyse.
    "gençler onları dökeceksiniz değil mi?"
    "abi dökmesek de bir tur atsak gelsek?"
    uzakla$ırken, telsizlerden absinthe yönelik $u vecizeyi duyuyorum: "arabada ye$il bir viski var!"

    radar'a döndüğümüzde bizi peter, bjorn and john'un ıslıkları kar$ılıyor. o ak$am, festivalde ilk kez bir grup sahneye geç çıkıyor. bütün grupların vakitlice çıkmasıyla $ımarmı$ olan ben, cocorosie'yi beklemeyip izlemeye hiç de niyetimin olmadığı kelis'e gidiyorum.

    cansei de ser sexy: kendilerine yeti$mek için ana sahneden ko$a ko$a gelmeme rağmen, yarım saati sahneyi balonla doldurarak geçirdiler. yerde bağda$ kurarak oturma eylemine ba$ladığım sırada lovefoxxx yüzündeki [ilkokul ve dengi çocuklara yapılan] kedi makyajıyla, zil zurna vaziyette sahneye atladı. üzerindeki tulum itibariyle, üzerine sim sıkılmı$ semih cumhuriyeti kadınları gibi parlıyordu. festivallere olan sevgisini [!] tuvaletler iğrenç olduğu için pet $i$eye i$ediğini söylerek ifade etti. kafaları bu kadar güzel olduğundan olacak, sahnede de yarım saat falan kaldılar zaten. music is my hot, hot sex'e hepbir ağızdan e$lik edilirken, alcohol'de mikrofon kaidesiyle birlikte sahne önüne atıldı sanki!?

    groove armada: kaçırdığım için pi$manlık duyduğum gruplardan oldu bu da. kime sorduysam radarlive'ın en iyi performansı olduğunu söylüyor.

    pazartesi günü tahmin edilebileceği üzere festivalin en kalabalık günüydü. marilyn manson kitlesi ile alternatif / indie kitlesi arasındaki kıllığı zaten biliyorduk, o yüzden "festivalin içine sıçtılar... ühühühü" gibi tepkiler pek de sürpriz olmadı. gene de trendy blog ortamlarına sıçrayan bu nefreti anlamakta güçlük çekiyorum. madem açık görü$lü, rengarenk takılıyorsun; kara giyinen, file çoraplı kızlar ve gözleri kalemli erkeklere ne garezin var bre gafil? hepinizi teker teker kategorize etmek istiyorum.

    the horrors: müzikal açıdan en ufak pırıltı içermemesine rağmen, siyah beyaz yılların kötü filmlerini dirilten $ovuyla izlemeye değer çocuklar. gene de "ne gerek vardı terlikle pogo yapmaya?" diyor ve ayaklarımı ovu$turuyorum.

    gelelim festivalin doruk noktasına...

    marilyn manson: kendisine ayılıp bayılmamama rağmen, festivalin en çok merak ettiğim konseri idi. daha bir gün öncesinde, rehberinden* sıkı bir sahne $ovu olduğunu haber almı$tım. gerçekten de long blondes bittiği anda sahne dev mm perdesiyle kaplandı. bekleme esnasında çalınan $arkılar, festival normallerine göre dramatik bir deği$im göstererek metal klasiklerine dönü$mü$tü. ben sahne önüne* girdikten kısa bir süre sonra soundcheck'ini bitirerek perdeyi yardılar. manson'ın $ehir efsanesi haline dönü$mü$ sahne $ovlarından biri olamasa da; alt tarafı kasap bıçağı olan mikrofonu ve çıplak gözle daha iyi anla$ılan çirkinliği ile yeterince grotesk bir performansa $ahit olduk. "kıçı da beyazmı$ lan!" diye bağıran arkada$lara buradan "ya ne olacağıdı yiğidim?" diyor, manson'ın vücut rengini kıçına sabitlediği çıkarımını yapıyorum. sweet dreams ve tainted love ki$isel olarak hakkını verebildiğim ender parçalardan oldu ki konserin de en iyileriydi.

    gelecek sene de radara yakalanmak üzere...
10 entry daha
hesabın var mı? giriş yap