şükela:  tümü | bugün
121 entry daha
  • doğma büyüme buralıyım. aileme ait ofisimiz yıllardır buradadır. o nedenle yükselişini şahsi gözlem ve yorumumla yazmak istedim:

    akaretler * sıra evleri ve maçkaya çıkan cadde ile şair nedime giden cadde bugün serdar bilgiliye çok şey borçludur.
    bu gördüğünüz yapıların 20-30 yıl önceki hallerini görseydiniz ne demek istediğimi anlardınız..

    bu sıra evleri aslında dolmabahçe sarayının bir parçası. sarayın çalışanları ve halkı için burası özel olarak yaptırıldı. sanırım burası osmanlının ilk toplu konut projesi olarak geçiyor.
    bugün akaretlerde atatürk müzesi diye bir müze vardır. o müze atatürk'ün annesi zübeyde hanımın bir dönem yaşadığı evdir. o sebeple bilgili holding bu evi müze olarak değerlendirmiş.
    dolmabahçe sarayı dağılıp buralar vakıflar müdürlüğüne bağlandıktan sonra bu güzelim cadde yaklaşık 50-60 yıl boyunca atıl kalmış. 90'larda vakıflar kurulu burayı yap işlet çerçevesinde net holdinge devretmiş. bir süre burası yenileme/restorasyon faaliyetleriyle kapalı kaldı. daha sonra şirket burada zarar etti denildi ve işletmesi bilgiliye satıldı.
    serdar bilgili işletimi devraldıktan sonra burada akaretler aş isimli bir şirket kurup ofis,otel,kafe vb. mini bir alışveriş merkezi gibi projelendirme yaptı. ve bilgili burayı yıllarca restorasyon faaliyetleri nedeniyle kapalı tuttu. burada yapılan bu restorasyon faaliyeti avrupanın en büyük 2.restorasyon projesi olarak geçer. bu süreçte bilgili için bir ara battı denildi, yabancı bir ortak alındı denildi vs vs. olayın içeriği nedir bilemeyiz fakat sonucun başarılı olduğu kesin. *

    en başta burayı komple otel olarak işleteceklerdi. sonradan burayı bir merkez haline getirmeye karar verdiler. ilk yaratılan sistem çok lüks ve çok pahalıydı, ülkenin en zengin ve elit kesimlerine hitap eden sanat galerileri, ofisler, giyim ve otellere ev sahipliği yaptılar.
    buradaki giyim mağazalarına o zamanlar girmeye çekinirdiniz. çok uçuk ve çoğunluğu uluslararası marka olan hiç duymadığınız mağazalar mevcuttu.

    kapıda matrixten bozma takım elbiseli, kulaklıklı güvenlik görevlileri beklerdi. mağaza kapılarında 'podyum sana göre değil, gel bizim kapıda dur' denilerek getirilen güzel kızlar güler yüzle şeyhini karşılayan mürit gibi müşterilerini karşılardı. bu dönemde bir sürü ünlü buralara yerleşmeye veya gelip gitmeye başlamıştı. *
    o dönemlerde yukarıda bir gece kulübü vardı. türkiyenin en elit gece kulüplerinden biriydi. referanssız giremezdiniz. * ünlü bir kişi veya işadamının referansları ile girebiliyordunuz. buranın önünde hergün maseratiler, chevrolet'ler durur, araçlarını valelere verir, vızır vızır dolaştırırlardı.
    sonradan buradaki mağazalar sanırım zarar etmeye başladılar. ülkede sermayenin el değiştirmesi, trendin değişmesi ve teknoloji ile birlikte buradaki alt mağazalar cafelere dönüştürülmeye/dönüşmeye başlandı. tabi o bildiğiniz cafelerden değil. 4.richard ve 2.elizabeth'e danışılarak açılmış kafelerdi bunlar. sonradan orta sınıfında yararlanabileceği şekilde bir fiyatlandırma yapılarak müşteri ihtiyacını tabana yaymaya karar verdiler. ve günümüzdeki şekline evrildi.

    özellikle bu sıraevlerin hemen yukarısında bjk plazaları vardır. bu plazalarda deloitte gibi bağımsız denetim yapan ve yaklaşık 3.000 beyaz yakanın çalıştığı şirketler mevcut. bu şirket çalışanları öğle yemeği arasında bu cafeleri besledi. aaa'nın kendi bünyesinde bulunan 98 ofisi de aynı şekilde mimarlık, mühendislik, sanat vs gibi nitelikli şirketlere kiralandı. tabi bildiğiniz bireysel şirketler değil. büyük şirket gruplarına ev sahipliği yaptı. buda tabi buranın demografik yapısını epey değiştirdi ve daha dinamik bir yapıya dönüştürdü.

    tabi buraya öncesinde w otel gelmişti. müşteri portföyleri ise malum.. bu kesiminde burayı çok kalkındırdığını düşünüyorum. aşağıdaki başbakanlık ofisi karşısında shangri-la otele diplomatik ve siyasi liderlerden tutun, iş adamlarına kadar bir sürü üst tabaka geliyordu. bu bile akaretlerdeki değişimi etkileyen unsurlar arasında. burası dolaylı olarak seyahat sırasında yolu düşen varlıklı kesimin uğrak noktası oldu anlayacağınız. hatta bir ara w otelin hemen altındaki mekana moralimiz bozulmasın diye bakmıyorduk. yelkenlisini karadan yürütüp w otelin önünden kendini aldıracak kadar zengin ama ayıp olmasın diye yapmayan zenginlerin buralarda oturup mösyö fransua havası ile kahkahalar atışlarını dinlerdik bi ara.

    dediğim bu süreç 2016'lardı sanırım. buradaki tüm mekanlar cafelere,barlara dönüşmeye başladı. sosyal medya bloggerları buralarda fotoğraflar çekip yayınlıyordu. bir anda siyah transportla dolaşan mankenler ve kameramanlar görmeye başladığımız dönem bu. bunu takiben anlamadığım bir şekilde tam meydanda fotoğraf çekinip paylaşma trendi oluştu. o pencerelerin led ile yazılan yazıların önünde kuyruklar oluşmaya başladı. özellikle haftasonu baya bildiğin insanlar sıraya giriyor ve sıra ile pencerelerin önünde fotoğraf çekiniyor. bu o kadar tuhaf bir tablo ki anlatamam. her geçişimizde ağzımız açık insanları izliyoruz. bu süreçte buraya gelen insan kitlesi de değişti tabi. sanki 100 kişi ona bakıyormuşta hata yapmaması gerekiyormuş gibi davranan insanlar gelmeye başladı. özellikle haftasonları aracın sesini yüksek sesle açıp sokaktan geçen bir kesim de bunlara eşlik etmeye başladı. kitle şu sıralar, helikopterle iniş yapan kitleden, m7 metro hattı ne zaman açılacak diye bekleyen kitleye doğru evriliyor.

    şuan trendinin zirvesini yaşıyor diyebilirim. bilgili bu işten epey karlı çıkmış olacak ki aynı kompleks yapıyı galataport projesi ile galataya yapıyor. bu sefer arkasında güçlü bir sermayede almış: doğuş grubu. avm kültüründen ziyade bilgili daha akıllıca ve tarihi değeri olan bu tip projeleri değerlendirmesi gerçekten çok akıllıca ve başarılı bir yöntem. aynı şekilde şehrin, caddelerin dokusu ve kültürünü de yaşatan bir uygulama olmuş.

    bilgili yine galataportta da bir otel bulmuş kendine.. peninsula..
    bu otel de uluslarası faaliyet gösteren çok lüks bir otel. burası ile iş yapan müşterilerimizden biliyoruz.. *

    kısacası buranın stratejisi ve kalkınması serdar bilgili ve bünyesindeki gruplar sayesinde oldu. hiç iş yapmayan bu caddeler aniden kalkındı. benzeri bir operasyon galataportta yaşanıyor sizin anlayacağınız.
    zaten kendi kendini tamamen bitiren taksim tayfası beşiktaş ve kadıköye kaymıştı ki böyle bir projenin gelmesi üzerine tuz biber oldu.

    galataport'unda bölgeyi kalkındıracağına eminim. beşiktaş yabancı turisti çok çekemedi, daha ziyade yerli geliyor. haftasonu dışarıdan beşiktaşa "takılmak için" gelen yerel sayısı 2 milyonmuş.. *
    yaşanan trendin ve kalabalığın durumunu bu rakamlarla daha iyi hayal edebilirsiniz..
    özellikle haftasonu akaretlerdeki cafelerin kapılarında elinde 16.yüzyıldan kalma parşömen kağıdı tutuyormuş gibi görünen garsonlar görüyorum. bunlar kapıda oluşan uzun kuyruğun listeleri. listeler o kadar uzuyor ki insan hayret ediyor.

    anlayacağınız akaretleri günümüze taşıyan başarılı projesi. yıkık, dökük tarihi bir sokağın güzel bir yatırımla nasıl değerlendiğini ve güzelleştiğini gördük.
    avm dikmek yerine benzer projelerin tüm tarihi bölgelere yapılması, istanbulu ne kadar değiştirir bir hayal edin..

    edit:
    -deloitte düzeltildi,
    -bjk plazada bulunan şirket deloitte değil pwc'imiş.

    -ek olarak; buranın restorasyon faaliyetlerinde bulunan yazar viva paulista mesaj yolu ile birkaç detaylı bilgi gönderdi. kendisinin de izniyle ufak tefek düzeltmeler yapılarak mesajını paylaşıyorum:

    "akaretler siraevler, sarayin meshur mimari balyan ailesi (sarkis balyan) tarafindan tasarlanip imal edilmistir.
    o zamanki adi akaret-i seniyye.
    soylendigine gore bir yangin sirasinda alevlerin buyuklugunden (dolmabahce'deki sarayinda) padisah dehsete kapilmis. buraya bu taş evleri yapip bir muhafaza yaratmak istemis.

    burasi sarayin calisanlari icin toplu konut olarak yapiliyor. bir kismi da kiraya verilip, geliri aziziye camii'ne vakfediliyor.

    2000'lerin ortlarina dogru dokuntu, yikinti haldeydi. biz de restorasyon ekibinin yani sira bazi calismalar yurutmustuk. akademik yayin filan da çıkmıştı.
    o zaman tuhaf bir manzaraydi. varsova gettosu'nda almanlarin yiktigi o guzelim tas evler gibi gelirdi gozumun onune. renkler pastel, cevreyi otlar sarmis. icinde kuf, eski kirik mobilyalar. klip filan da ceken olmustu o vakitler icerde.

    bu restorasyon kentsel donusume verilen orneklerden biridir. dokuntu olarak kalmasi, boyle merkezi bir yerde, boyle bir potansiyel icin kabul edilemezdi elbette.
    sonra tutup da demiroren avm gibi rezil etmediler. nispeten aslina uygun kurtarilabildi diye biliyorum.
    tabii, ozellikle ilk zamanlar, demiroren'in, acarlar'in mekanlari gibi, istanbul'un seckin zenginlerine hitap etti. onlar surdu sefasini.
    sonra sizin de bahsettiginiz uzere hitap ettigi kitle biraz daha degismistir."
3 entry daha