şükela:  tümü | bugün
12 entry daha
  • hayatını müziğe vakfetmiş, müzik yapan değil, 365 gün 24 saat müziği yaşayan birine, cahil cesaretiyle "belki de müzik o değil, şudur. hehe!" zevzekliğiyle baskın çıkmaya kalkan haddini bilmezin en sonunda karşı tarafın sigortalarını attırdığı yazışma.

    uzmanlığı hafife almak, "ne varmış, istesem ben de yapabilirim" kabaklığı, haddini bilmezlik aldı yürüdü. bir alet tıngırdatana müzisyen, duştan başka yerde şarkı söylememesi gereken, güzel bacaklarından başka vasfı olmayan detonasyon kraliçelerine şarkıcı denildiği ülkede gerçek müzisyenlerin topluca kanser olmaması mucizedir.

    fazıl say gibi bir adamın almış olduğu eğitim, yıllar boyu kaslarını geliştirmek ve formda tutmak için harcadığı emek, bir müzik parçasını algılama derinliği hakkında en ufak bir fikriniz var mı?

    bu adamlara bir parçayı en ufak komponentine kadar bölümleyip analiz etmek, müzik tarihi, ekoller, formlar öğretiliyor. sizin bir bütün halinde duyduğunuz orkestral bir eseri, o sıradan birinin asla ulaşamayacağı bir derinlikte, eser akıp giderken enstruman bazında dinliyor, tonalitesini, formunu algılıyor. bunların üstüne, çalışmakla elde edilemeyecek, her icracıda mevcut olmayan yaratıcılığı, besteciliği var.

    bunlar fazıl say'a mahsus birşey mi? hayır. dünyada onun gibi binlerce adam var. ona rağmen, çoğu lokal olarak kalıp, ömür tüketiyor, pek azı uluslararası bazda kabul görebiliyor. neden? çünkü fazıl say bir eseri icra ederken, bir tuşa bir mikrosaniye erken ya da geç, bir tuşa bir mikrogram az ya da fazla basıyor ve bunu allah vergisi bir yeteneğin sağladığı bir içgüdüyle yapıyor. insanlar bunun daha güzel, daha doğru olduğunu algılıyor ve prim veriyor.

    sen şimdi kalkıp, böylesine uzmanlık gerektiren bir konuda, bu yola baş koymuş bir adama, "e, ne var canım? biz de dinleyiciyiz. iki laf edemeyecek miyiz yani?" zevzevkliğiyle ahkam kesmeye kalkıyorsun.

    fazıl, efendi adammış. ağzını burnunu dağıtmadığına şükret.
12 entry daha