şükela:  tümü | bugün
257 entry daha
  • yil 2008 mevsim bahar. efendim bu benim hayatimda yasadigim en acaip hikayelerden biridir ayrica. biraz uzun olcak ama anlatcam.

    paris'te boulevard des italiens uzerinde trafik isiklarinda arabayla bekliyorum. aman allahim birde ne goreyim, kafenin birinde bir hatun oturuyor ama ne hatun ne hatun. boyle aklim falan gitti. isik yandi ama ben sikerim diyip arabayi cektim kenara. yaktim dortluleri. gittim kizin yanina. normalde de bu kadar cesur falan degilimdir yani. neyse uzatmayayim boyle bir iki maymunluk falan oturdum kizin masasina. biraz muhabbet falan, ogreniyoruz ki tunus'tan 3-4 gunlugune gelmis. kiz acaip guzel, boyle sirin, hafif tiki falan bi tip. tunus'ta devlet televizyonunda program editoru falanmis. hatunun durumu falanda iyi. hotel ambassador'da kaliyo. ogrencilik islerimden biride rehberlik oldugundan paris'te soyle bir sehir turu falan yaptim kizin aklini aldim haliyle. biz 3 gun 3 gece gezdik, tozduk, yedik, ictik, yattik, kalktik kisacasi acaip eglendik. neyse efendim bizim balayi kivamindaki muhabbet bitti kiz dondu. dondukten sonra biraz konustuk falan, sonra haftada bir, sonra ayda bir falan haberlesiyorken yaklasik 6 ay sonra bir telefon geldi. arayan bizim tunus'lu hatundu. bana bir programinin iptal oldugunu yine parise gelmek istedigini soyledi. ben de basim ustune buyur gel dedim. bende kalirsin falan dediysem de kiz; yok gecen sefer ki gibi yapalim, otelde rahat rahat takiliriz dedi. eyvallah dedim, iste bileti falan alinca haber verecegini falan soyleyip telefonu kapattik. ertesi gun bir telefon daha geldi yine hatundan. ben ne zaman gelicek diye beklerken hatun, gelemeyecegini cunku iptal olan programini tekrar yapmak zorunda oldugunu soyledi. ozur diledi kapatti falan. ben de uzuldum falan tabi. bi 15 dakika sonra hatun yine aradi. bana bise soylemek istedigini ama benden cekindigini falan soyledi. ben de soyle canim falan dedikten sonra hatun bana, 'ben oraya gelmek istedim onun yerine ben seni davet etsem sen gelsen ama benim davetlim olarak' diye acaip bi teklifte bulundu. tabi ben afalladim. yani sonucta tunus, bilmem etmem hatunu da tanimiyoruz dogru durust diye hizla kafamdan gecirirken 'peki geliyorum amnakoyim' dedim. yarim saat sonra elektronik ucak bileti falan geldi ertesi gun icin. benim ev arkadasima tunus'a gidecegimi soyleyince herif afalladi. her ne kadar 'olm kariyi tanimiyosun, gidip tek bobrekle geri gelme' falan diye beni caydirmaya calissa da ertesi gun atladim. istimaket direk tunus. iste hikaye simdi basliyor.

    efendim tunus havayollari ile tunus'a dogru ucarken hostes boyle doldurmak icin kartlar vardi. iki ornek olan bu kartlarda isim adres tarih falan yaziyo. pasaport polisi damgalayip bu iki ornekten biri sizde kaliyor ve su sizin bir nevi vizeniz oluyor. tabi ben adresi bilmedigimden o kismi bos biraktim. ucak indi. pasaport polisine gelince polis haliyle adresi sordu. ben de hemen kizi aradim. kiz bana nerede oldugumu sordu, ben de pasaportta oldugumu, polisin adresi bekledigini soyledim. kiz israrla hangi polis kabininde oldugunu sordu, ben de cevapladiktan sonra tamam bekle orda dedi, telefonu kapatti. ne oldugunu anlamaya calisirken poliste nooluyo lan diye sordu. ben de buraya gelicek arkadasim dedim. bana hassiktir lan diye bi bakis atti. ikimizde merakla bekliyoruz. polis arkamdakilerin islemlerine basladi tabi haliyle. beklerken takim elbiseli bi adam gelip, polisle konustuktan sonra benim pasaportu aldi, bana verdi ve bu taraftan efendim diyerek yolu gosterdi. ben alla alla nooluyo amnakoyim diye dusurken kizi gordum. neyse kizla sarildik opustuk falan. baska bi adam geldi benim kucuk valizi aldi, bagaja koydu. bu arada araba havalimaninin ana kapisinin hemen onunde. neyse bindik arabaya. arabanin hareketiyle uniformali polisler yolu falan kesti bizim arabaya yol vermek icin. bizim sofor aralardan makas falan atiyor ama bi taraftan yol sikisinca bir sirenle hemen yolu aciyor. kizla biraz muhabbetten sonra bi eve geldik. pardon ev mi dedim, ne evi malikane. kapisinda iki kulube, icinde iki tane uniformali polis. icimden vayy amnakoyim nereye geldik ulan diye proleter dusunceler icindeyim. arkadas her taraf adam kayniyo. hepsi koruma kilikli tipler. biz malikanenin basamaklarindan cikarken, merdivende kizin annesi, babasi ve kizkardesi gayet kokteyl kiyafetleriyle beni kapida karsiladilar. benimse ustumde tisort, altimda sort, ayagimda sipidak terlik tam turist omer. tabi ezildim buzuldum falan. hosgeldin bes gittin, iste kizimiz senden cok bahsetti, cok iyi arkadaslik yapmissin falan paris'te diye benim gotumumu kaldiriyorlar. tabi bilmiyolar ki ben ackopegin tekiyim. neyse oturduk yemege. yemek ama ne yemek. boyle tatil koyunde acik bufe aksam yemegi sanirsin. yedik ictik. baba beni iceriye davet etti. hemen turk kahveleri geldi. ben etrafi inceliyorum babanin calisma odasinda. babanin nerdeyse butun onemli liderlerle fotograflari falan var. biraz babayla muhabbet falan, turkiye uzerine, tarih uzerine derken bizim hatun geldi. ben malikaneye gelmisim ama bizim kizla nasil isi pisiricez kesin bizi ayri ayri yatirirlar falan diye dusunuyorum. tunus sonucta musluman ulke. dedim ya proleteryayiz ya. kiz hadi artik kalkalim dedi. tabi ben bavul misali peki diyip beni nereye goturuyorlarsa oraya gidiyorum. meger kiz yanliz yasiyomus. kizin evde boyle modern bir rezidansin icin de minimalist dosenmis ama minimal olçulerde olmayan acaip bir daire. tabi artik sikerim cool olmayi diyip kiza sordum bu senin baban ne ayak diye. kiz anlatti. meger baba bakanmis. vayy diyip sonra biz hatunla o gece hasret giderdik falan.

    ertesi sabah uyandik. gittik baska bi eve. tabi kapida surekli soforlu araba. kizin arkadaslarina sabah kahvaltisina davetliymisiz. gittigimiz evde baska tassakli bir kizin evi. boyle acaip sofralar hazirlanmis falan. bana bildigin california'dan gelmisim bi hayran hayran bakiyolar. bizim hatunda boyle surekli kolumda, dizimde falan. neyse kalktik topluca carthage muzesine gittik. muzeyi dolasiyoruz ama sanki ab komisyonu olarak ordayiz sanki. muze mudur falan var yanimizda. aksam oldu ciktik. bu arada nereye gidersek gidelim, gittigimiz heryerde bekleniyoruz. boyle reina tarzinda bi yere gittik. orada yedik citik, takildik. tabi ne hesap geliyor, ne para goruyoruz. hepsi bi sekilde hallediliyor. ertesi gun sehri gezdik. boyle kapalicarsi gibi bi yer falan var. ama arkada korumalar fazla rahatsiz etmeden takipteler. o gun sehri gezdik bitirdik. sonraki gun sehrin tursitik kisminda bulunan cafe des delices'e gittik. burayi biraz detayli anlatmam lazim. bu kafe boyle bir tepenin yamacina yapilmis bircok kattan olusan bir kafe. cok populer, sarkilarda filmlerde falan geciyor. haliyle ozellikle fransiz turistler akin akin buraya gidiyolar. neyse efenim, bizim araba kafenin onune dogru yanasmasiyla icerden bir suru adam cikip iceri gelen turist kafilesinin onune falan kesip bizim arabaya yol actilar. milletin elinde fotograf makinesi bizim inmemizi bekliyorlar. saniyolar ki michael jackson geliyor. (o zaman hayattaydi rahmetli) neyse biz indik, girdik iceri. turistler orda ki adamlara soruyolardi bizim kim oldugumuzu. super bigundu. daha sonra son gunumuzde kizin yazligina gittik hammamet diye bir yere. orada son gunumuzu de basbasa geciridkten sonra benim sultanlik gunlerimde sona ermis oldu. sonra huzunlu bir ayrilik. bi daha gorusmek icin sozler. ve ben paris charles de gaulle havalimaninda inmis, o yagmurda eve gitmek icin otobus bekliyorum. kizi aradim nerde bizim sofor dedim. gulduk. ama ben aslinda cok ciddiydim. fakirligin gozu kor olsun.

    edit: allahtan doğru zamanda gitmişim. böyle arap baharına falan denk gelseydik götümüzü keserlerdi mazallah!!

    edit2: o günden sonra iş ciddiye bindiği için ve ben bir apaçi olarak bakan kızıyla evlenip protokol bir dünya içinde yaşamayı hayal etmediğim için ilişkimiz hemen sonrasında bitti.
1740 entry daha