şükela:  tümü | bugün
312 entry daha
  • iki gündür kız arkadaşımın suratına bakamamama neden olan olaylardır.

    hoş kendisi bu olaylar yüzünden kimseye kin gütmüyor ya da negatif yaklaşmıyor ama ailesinin başına gelenleri de kolay kolay unutamıyor. düne kadar sadece bir kere konusu açılmıştı, onda da "tamam ya bitmiş olay. geçti gitti“ diye geçiştirmişti. geçen akşam ailesi ile konuştuktan sonra biraz yüzü düşünce eğer kendisini kötü hissetmeyecekse anlatmasını rica ettim. olaylarla ilgili bilgim olmasına rağmen zamanında olayları yaşamış bir aileden gelen kişiden duymak istedim. o da saolsun mümkün olduğunca ailesinden öğrendiklerini bana aktarmaya çalıştı.

    yaşananlar:

    dedesinin beyoğlu‘nda bir dükkanı varmış, kumaş alıp satıyormuş. dediğine göre çok da seveni varmış bölgede. kendisi de istanbul aşığıymış (hala fırsat buldukça gitmeye çalışıyormuş istanbul’a). evlerinin tam olarak nerede olduğunu bilemedi ama anladığım kadarıyla galata taraflarında oturuyorlarmış. dedesinin kız kardeşi de eşiyle birlikte galatasaray lisesi’nin orda.

    dönemin politik gerginliklerinden ötürü dedesi zaten bir şeylerin olacağını sezmiş ama bu kadar da büyüyeceğini düşünmüyormuş. hatta dedesi kardeşini arayıp selanik’teki evlerini temizlemesini, belki bir süreliğine tatil bahanesi ile gelebileceklerini söylemiş. bu arada kız arkadaşımın annesi yeni doğmuş ve dayısı da 3 yaşındaymış.

    olaylar ilk başladığında dedesi dışarıdaymış. ne olduğunu tam anlayamamış. bir arkadaşı "bizi öldürmeye geldiler" diyince hem ailesini merak ettiği hem de kendisini korumak için eve koşmaya başlamış. o ana kadar gördükleri kadarıyla olaylara karışanların arasında beyoğlu’nda daha önce görmediği tipte insanlar varmış. daha çok istanbul dışından gelmiş gibi görünen bu kişiler etraftaki her şeyi yakıp yıkıyorlarmış. dedesi, beyoğlu’ndan tanıdığı bir kaç türk esnaf arkadaşının koruması sayesinde (ellerine türk bayrağı alıp dedesini araya almışlar, sanki onlar da saldırıyorlamış gibi hızlı hızlı yürümeye başlamışlar) zarar görmeden evine ulaşabilmiş. evin kapısında türk bayrağı asılıymış ve ailesi evde yokmuş. adam korkudan ne yapacağını bilemez haldeyken bir türk komşusu gelmiş ve ailesini kendi evine götürdüğünü, kilerde sakladığını söylemiş. önce dedesi ailesinin yanına gitmiş ve onların güvenliğinden emin olduktan sonra kız kardeşine de bakmak için dışarı çıkmak istediğinde arkadaşı bırakmamış. "teo dışarı çıkarsan seni öldürürler“ diye adamla kavga ederek, hatta diğerlerinin de adamın ellerini bağlaması ile zorla evde tutmuşlar. bir arkadaşı dedesi yerine kendisinin bakacağını ve haber getireceğini söylemiş.

    tam 3 saat boyunca o kilerde korkarak beklemişler ailecek. o sırada eve girenler çıkanlar, dışardan haber getirenler... giden arkadaşları bir türlü geri dönememiş henüz. o geri dönemeyince de dedesi iyice meraklanmış. bir süre sonra ortalık hafiften sakinlemişken eve nasıl getirdilerse yine aynı şekilde çıkarmışlar dedesini. yakılmış, yıkılmış beyoğlu’nun içinden geçerken dedesi ağlamamak için kendisini zor tutmuş. kız kardeşine giderken dükkanlarının önünden geçmişler. sağlam tek bir şey kalmamış içeride. ne var ne yoksa ya kırmışlar ya da alıp sokaklara saçmışlar. "cana geleceğine mala gelsin“ demiş ama ekmek kapısını o halde görünce içinden bir şeyler kopmuş. ama esas şoku kız kardeşinin evine gelince yaşamış.

    apartmanın kapısı açıkmış ve binadaki camların büyük bir kısmı içerdeki eşyaları dışarı atarlarken kırılmış. o anda kendini kaybetmiş dedesi ve bağırıp, ağlayarak katları çıkmaya başlamış. kız kardeşinin evinin kapısı açıkmış... içeri girdiğinde bütün eşyaların kırıldığını, parçalandığını ya da dışarı atıldığını görmüş. içerden bir ağlama sesi geliyormuş sadece. içerdeki odaya girdiğinde kız kardeşini köşede ağzı yüzü kan içinde ağlarken, eşini de yatağın üzerinde baygın bir şekilde bulmuş. dediğine göre apartmana giren yağmacılar zorla kapıları kırıp içeriye giriyor, evde birileri varsa önce dövüyor sonra da evleri yağmalıyorlarmış... kız kardeşinin eşi de kapıyı tutup direnmeye çalışınca bunlar daha da hırslanmışlar ve adamı öldüresiye dövmüşler (o dayaktan sonra adam sakat kalmış zaten). kız kardeşi de yapmayın diye bağırıp kocasını kurtarmaya çalışırken onu da dövmüşler. bir tanesi tecavüz etmeye yeltenmiş ama şanslarına gruptaki bir iki kişi boşver gidelim diye tecavüzcüyü durdurmuşlar.

    türk komşularının yardımıyla 3 arabayla istanbul’dan kaçmayı başarmışlar, sonra da selanik’e taşınmışlar.

    hayatımın en uzun yarım saatlerinden birisiydi sanırım. o anlattıkça ben ne yapacağımı, ne diyeceğimi bilemedim. şu anda evlerindeki genç nesil dışında hepsi çok iyi türkçe biliyor ama sanki yasaklanmış gibi gittiklerinden beri konuşmamışlar. bunun nedeni "nasıl bizi atarsınız" nefretinden öte "hani biz kardeştik" diye kırılmaları.

    dediğim gibi bir kin ya da nefret yok ama kırgınlıkları çok fazla. anlatırken mümkün olduğunca objektif olmaya çalışsa da kız arkadaşımın ses tonunda ve anlatışında hissedebildim bu durumu. şimdi ne diyebilirsin ki? yarım saat yanyana konuşmadan oturduk öylece...
448 entry daha