şükela:  tümü | bugün
539 entry daha
  • "sevişme, savaş" diyor tarantino bu filmiyle. şiddet dilini yine bir intikam aracı olarak kullanmış.

    -spoiler-

    inglourious basterds filminde hitler ve nazileri bir sinema salonuna doldurup yaptıkları kötülüklerden ötürü hepsini kurşuna dizmiş ve vahşice yakmış, django unchained filminde ise ırkçı beyazları, öfkeli bir kölenin silahından çıkan kurşunlarla bok çuvalına çevirmişti.
    bu sefer hedefinde manson'ın müritleri var. tarantino'nun, sharon tate ve arkadaşlarına yapılanları roman polanski'den bile daha kişisel algıladığı ortada. tüm film sharon tate için yakılmış bir ağıttı resmen. yakılan bu ağıta bir itirazımız yok. yaşadıkları korkunç ve anılmayı fazlasıyla hak ediyor. ancak burada mesele biraz farklı. işin boyutu manson ve müritlerini aşıp, hippilere ve onların temsil ettiği ideolojiye kadar gidiyor. inglourious basterds fiminde nazilere uygun gördüğü sonu, bu filmde müritlerden bir kıza uygulamaktan hiç çekinmiyor. nazileri canlı canlı yaktığı gibi, hippi kızımızı da havuzda lav silahıyla küle çeviriyor. her ikisi de yaptıklarından dolayı böyle bir ölümü hak ediyorlar. fakat, 1960'ların sonunda hippilerin temsil ettiği ideoloji de bu ateşten etkilenmiyor mu sizce? manson ve müritleri o dönemin popüler akımından etkilenmiş olsalar da, onlara filmde yapıldığı gibi sürekli "hippi" denilmesi kolaya kaçmak olur. manson bir tarikat lideriydi ve yaptıklarının o zamanki hippilerin savundukları ile yakından uzaktan bir alakası yoktu. vietnam savaşında bir ülkenin işleyebileceği tüm insanlık suçlarını işleyen amerikaya, o topraklardan kafa tutabilmiş ve bir taraftan da kafayı bulmuş barışçıl bir hareketin, manson ve müritleriyle bu denli yakından ilişkilendirilmesi ne yalan söyleyeyim hoş olmamış.

    filmde canımı sıkan bir diğer sahne ise bruce lee ve dublör cliff'in yer aldığı dövüş sahnesi oldu. fragmanlarda bruce lee'nin yer aldığını görünce tarantino'nun efsaneyi nasıl işleyeceğini çok merak etmiştim. çünkü, kill bill filmlerinde baş roldeki hanım ablamıza giydirdiği sarı renkli kıyafetle bruce lee'ye selam yollamış ve bu sebeple efsaneye sonsuz saygısı olduğunu düşündüğümüz bir yönetmendi tarantino. meğerse yanılmışız. bu filmdeki sahneyle resmen efsaneyi yerle yeksan etmiş. unutmayın ki muhammed ali nasıl sadece bir boksör değilse, bruce lee de yalnızca bir dövüş filmleri yıldızı değildir. her ikisinde de karşımıza çıkan ve belki azıcık da sizi rahatsız etmiş olan kibrin haklı bir nedeni vardır. muhammed ali, hor ve hakir görülen amerikadaki siyah ırkın temsilcisiydi. "i am the greatest" diyerek yüzlerine karşı haykırdığı kalabalıklar yıllarca siyahları küçük gören beyazlardı. bruce lee de benzer bir amaçla hollywood'a adım atmıştı. yüzyıllardır hor görülen ve batılılarca sömürülen sarı ırkın üstün taraflarını göstermeyi kendine ödev bilmişti. sırf bu amaçla, the way of the dragon filminde, chuck norris gibi beyaz amerikalıların gücünü temsil eden bir film ve dövüş yıldızını, batı medeniyetinin temellerini atan roma imparatorluğuna ait kolezyumda bir çuval gibi derdest edip yere çalmıştı. bu zafer, doğu milletlerinden birinin sinema ekranında bir beyazı bu denli acımasızca yendiği önemli anlardan biriydi. tarantino'nun bu unutulmaz anı yok etmeye çalıştığını iddia etmek çok ağır kaçar; ama efsaneye yapılmış haksızlığı da dile getirmeden edemezdim.

    -spoiler-

    bunların harici yine klasik bir tarantino filmi... izlemesi zevkli ve heyecanlı...
1157 entry daha