ozkulu

  • 378
  • 15
  • 1
  • 0
  • dün

mother

türkiye'de sevilecek bir film olmaması sebebiyle sinemada sadece üç kişi izlediğimiz yılın en çok tartışılan ve tartışılmaya devam edecek olan filmi. izlediğime değdi mi, kesinlikle değdi. zaten oldu bitti kutuplaşma yaratan filmlerden haz almışımdır. filmin imdb sayfasına girdiğinizde filme 1 puan verenle 10 puan verenlerin hemen hemen aynı oranda olduğunu görebilirsiniz. benim için bir başyapıt değil ama kesinlikle izlenmeyi hak eden şahane bir seyirlik. başyapıt olmamasının sebebi ise tanrı benzeri bir egoyla hazırlanmış bir senaryo var ortada. verilen mesajlar gizlenmeye çalışılsa da gayet göze parmak misali ortalığa rastgele serpilmiş bir ton mesaj var filmde. sadece filmin bu dağınık hali rahatsız etti beni.

--- spoiler ---

filmi sinemada izlerken çoğu metaforu çözdüğüme deliler gibi sevinmiştim. sözlüğe girip bunların hepsini yazmalı ve favorileri toplamalıyım diye küçük hesaplar yapmak üzereyken sözlüğe baktığımda bir de ne göreyim. meğer herkes filmi çoktan çözümlemiş hatta bir çoğu benim yakalayamadığım bir çok ayrıntıyı bile yakalamış. o yüzden adem-havva, habil-kabil, kaburga kemiği, yasak meyve muhabbetlerine girmeden filmde asıl beğendiğim bir iki hususa değinmek istiyorum.

filmin beğendiğim yanı ilk cinayet mevzuna fazlasıyla önem vermiş olması oldu. kabilin habili öldürdükten sonra tanrı (javier bardem) tarafından alnından lekelenmesi ve habilin kanının evden (dünya) bir türlü silinmemesi dikkat çekici bir ayrıntıydı. zaten evin yok olmasına neden olacak olan kıyamete giden mahzenin kapısı, işlenen ilk cinayet sonrasında dökülen kanla birlikte ortaya çıktı.

filmdeki sert insanlık eleştirisi de kısa ama öz olmuş. iklim değişikliği meselesine sigara üzerinden yaklaşılması da sigara içenleri üzecektir tahminim. tanrının sözlerine başta hayranlıkla bakan insanlığın sonradan çıldırması, birbirine katletmeye başlaması (yahudileri ayırın derken yahudi soykırımına gönderme yapmadan edememiş yönetmen) çalıp çırpması, dünyayı alt üst etmesi, tanrının oğlunu (isa) dahi öldürmekten çekinmemesi filmin son dakikalarında iyi toparlanmış ama fazla dağınık ele alınmış. ayrıca, filmde şairin çalışmasını basmakla yükümlü olan menajer karakterinin (tahminim kiliseyi temsil ediyordu) tatlı ama acımasız yüzü de filmin diğer artılarından.

gelelim filmin en beğendim tarafına. film bir kere uzun zamandır gördüğüm en cesur film. saçma sapan marvel filmleri izlemekten bünyem o kadar bozulmuştu ki bu film, o filmlerin üzerine hakikaten ilaç gibi geldi. filmde çok sağlam tanrı eleştirisi var bir kere. tanrıyı bildiğin yerin dibine sokmuş yönetmen (kendi de bir tanrı aslında bu filmi yaratarak). yarattıklarının kendini sevmesinden başka bir şeyi umursamayan, yarattıklarının ne hale geldiğini gördüğü halde sürekli gereksiz bir "onları affedelim" deme büyüklüğünde bulunan, merhametli görünmesine rağmen sahip olduğu muhteşem kibir sebebiyle aynı acıların tekrar tekrar yaşanmasına göz yuman bir tanrı portresi çizmek hangi babayiğidin harcıdır söylesenize bana.

--- spoiler ---

demem o ki benim gözümde bir başyapıt olmasa da başyapıt olarak değerlendirilmesini yadırgamayacağım (çünkü haklı sebepleri var) ve izlemekten büyük zevk aldığım harika bir film. gidin izleyin işte.

devamını okuyayım »