1. eğlenceli olabileceği gibi çoğu zaman karşılıklı suçlamaların yaşandığı diyaloglara açık eylem. sohbet edilen en eski sevgililerden biriyse çok eğlenceli olabilir, ateş tamamen sönmüş, bütünüyle küllenmiş olduğundan keyifli sohbetler yapılır, hatta sonrasında geçmiş günlerin hatırına sevişilir.
  2. ilişkiler konusunda konuşma alışkanlığı yapar çogu zaman...
    -alooooo derhal konuşmamız lazım...
    -amanin bonibon naaber!
    -kötü kızım ya anlayamıyorum ben şu kadın milletini...
    -ahahahah ne oldu naaptılar yine...
    -ya bak en az saçmalayanı sendin, biliyosun ondan dolayı hala arkadasimsin yani..
    -saol abicim be; yok eşin benzerin...
    -dur kız dalga gecme de dinle bik bik bik......
  3. dialog bittikten belki de 45 dk. sonra konuşmayla ilgili hiçbir ayrıntının hatırlanmadığı bir konuşmadır.
    akşam, 1 senedir görüşülmeyen bir arkadaşla dışarıya cıkılır, biraz oturup muhabbet edildikten ve eski sevgilinin de kulakları hafiften çınlatıldıktan sonra, o arar,

    o: selam naber?
    -: iyidir, sen?
    o: iyidir, taksimdeydim sende buralardaysan görüşelim diyecektim
    -: olur, kuzenle beraber şuradayız, gelsene?
    o: ya orası uzak ya, ayıp olur ona da başka zaman o zaman, bilemedim
    -: ya saçmalama bizde dedikodunu yapıyorduk gel hadi
    o: iyi ya...

    telefon kapatılır, arkadaş gayet gözlerimin içine bakmaktadır...
    - ya kuzi, kusura bakmadın di mi? hani cagırdım ama?
    k: saçmalama olm, gelsin tabii , muhabbet ederiz.

    bir süre sonra eski sevgili gelmiş, muhabbet başlamıştır, içilen şaraplar, edilen muhabbetlerden sonra, en nihayetinde gittikçe yaklaşılır, ince ince laf sokmalar yerini zamanında şu kadar özlemiştimlere dönüşür, karşılıklı söylevler verilir, gece biter eve dönülür uyunur... sabah olur. yahu dün akşam ne oldu diye sorulur kendine, herşey hatırlanır da, ne konuşulduğu hiç hatırlanmaz.
  4. önce telefon ya da internette başlar. "naber napıyosun" tarzında.
    sonra ertesi gün olur, muhabbet hafif ilerledikçe can alıcı bi anı paylaşılır.
    daha sonraki günler geçmişe doğru bi güzel gidilip önce gülünür sonra karşılıklı atışmalar başlar.
    günler geçtikçe boşuna trip atıp konuşmamazlık yapmışız denilir hadi akşam buluşalım olur.
    akşam, gençler aralarında anlaşmışsa yatağa da gidilebilir alkolün güzelliğiyle..
    ertesi gün "naber canım" der konuşmaya devam ederiz.
  5. "ben çok kaprisli bir sevgili miydim, insanın çok mu üstüne geliyordum?" diye girdi konuşmaya, uzun zamandır görüşmüyorduk. aylar geçmiş olmasına rağmen kabuk bile bağlamayan yaramdan mustarip günlerimin geçmesini bekliyordum. birlikte çekildiğimiz fotoğraflar izli kurşunlar gibi gelip buluyordu gecenin kör saatlerinde. gözlerim doluyordu çoğu zaman, ağlamasam zehirleneceğimden koyveriyordum kendimi. her şeyi mahveden yine ben olmuş ve çekip gitmiştim. onu değil kendimi ve düzenimi terk etmiştim ama o kendisini bıraktığımı sanıyordu.

    "bunları sana soruyorum ki, bir daha aynı şeyleri yapıp terk edilmek istemem" dedi. içim bir kez daha yandı. etna yanardağı kükredi yine midemde. kılına zarar gelmesin diye üzerine titrediğim kız, biten bir ilişkinin ardından aynı zararı görmemek için suçu kendisinde arıyordu. yeni bir ilişki arefesinde emin adımlar atmak istiyordu minik ayaklarıyla.

    "hayır" dedim. "sen oldukça kaprissizdin, ara sıra yapsan bile yakışıyordu." bir yandan da yeni erkek arkadaşı onu üzerse diye imha planları yapıyordum. onu üzeni imha etseydim 7 kere intihar etmek zorunda kalırdım heralde, kendi karanlığımı ilişkinin üzerine gün geçtikçe örtmüş ve sonra da çekip gitmiştim. arkama dönüp baktığımda aylar geçmişti, kendi bencilliğimde kendimi boğmak istediğimde bahar bile bitmişti.

    büyük suçluluk duyarak konuşmaya devam ettim, onu bu kadar üzdüğümü tahmin bile etmemiştim. özel günlere özel anlamlar yüklemeyen, farklı dünyalardan olduklarına inanmış, ayda bir kendisine bile yabancılaşan bir mahlukattım; benden kurtulduğuna sevinmesi bile gerekiyordu ama değilmiş. "beni sırtımdan bıçakladın sen ya" deyince, ofisin orta yerinde kafama betondan bir balyoz yemiş de hayattaki son dakikalarıma anlamsız gözlerle bakar gibi oldum. ciğerlerimde hava, gözlerimde fer kalmadı. bu kadar zarar vermiş olmama imkan yoktu. o bıçak onun sırtına girmeden önce benim göğsümü delmiş, iç organlarımı deşmişti. o, anlık bir karar sanarken, ben aylar öncesinden iki ucu birbirinden keskin kılıcı karnıma çevirerek batırmaya başlamıştım. ama anlatamadım. yazdıklarımı da okumadı. duyarsız bir öküz gibi gittiğimi sanırken, ben kendimi bırakıp gidiyordum arkamda. birçok iyi şeyi gömüp, karanlıktan bir metre ilerisinin bile gözükmediği patikaya yürüyordum. ileride her şey daha da berbat olmadan, geri dönüş daha fazla kanatmadan almam gereken bir karardı, verdiğim zararın on mislini göğüsleyecektim. kendimi suçlayarak geçecek aylarda, kendimi kendimden saklayacaktım. bunları da anlatamadım, uzun vadede onun iyiliğine olacak bu kararı tüm boyutlarıyla ortaya seremedim. sadece defolup gittim. onu koruma içgüdüsünün ve bir daha çok zor fedakarlık yapacak olmamın oldukça berbat bir yıl sonu müsameresiydi. hayatımda kaçtığım tüm müsamereler ve ortak yapılan tüm rezalet gösterilerin laneti yıllar sonra beni bulmuştu.

    "beni senin kadar kimse üzemez" deyince tahribatı anladım. kendi temelimi dinamitlerken, çevredeki binalar da ağır hasar görmüştü. bir blokluk aşk olduğu gibi aşağıya çökmüştü. özür dilemek, binlerce fotoğrafını ezberlediğimi eklemek istedim ama yapamadım. her zamanki gibi sustum. o diyebilecek bir şeyim olmadığı için sustuğumu sandı, ben anlatırsam bir daha susmayacağıma emin olduğumdan sustum.

    beşeri ilişkilerden yine bütünlemeye kaldım, hayat okulu kafadan 5 sene daha uzadı.
  6. size sadece onbeş dakika mühlet veriyorum, en dayanıklı/peygamber sabırlı/iyi niyetli insanı bile onbeşinci dakikadan sonra saçmalatmaya başlatan olaydır bu.

    - yeni ilişkime de ilişki diyemem aslında. daha özel ve güzel bir şey. sonunda evliliğe varan şeye ilişki derim ben.
    meal: ben o kadar mutluyum ki çatla yani. o derece.
    - işte ben de yazılar yazıyorum. birkaç yerde yayınlanıyor. istanbul'da yaşamaya başlayacağım birkaç aya. bılabıla..
    meal: geber, öl tamam mı? şu hayat benim dışımda herkese gülüyor amk. kadere şikayetim var.

    konuşmayın, etmeyin, elleşmeyin. etliyle sütlüye karışmayın.
  7. ıssız adam filminin son sahneleri geldi aklıma.
    şahsi kanaatim, "ya kardeşim eski sevgiliyle kaybedeceğin vakti gündemdeki sevgiline harca bari o eski olmasın" yönündedir.
  8. çoğu zaman diyalog değil monolog durumundadır.
  9. bazen sadece onun iyi olup olmadığını görmek için yapılandır. illa melankolik bir yan taşımak zorunda değildir. gerçekten de sadece onu umursadığın ve onun mutsuz olduğunu bilerek için rahat etmeyeceği için, bebeği tek başına yürümeyi öğrenene kadar onun peşinde gezen anne gibi, ayrılığı atlatana kadar adım adım onunla ilerlemektir. yarasının tek sebebi olduğunu bilmene rağmen, ona yardımcı olabilecek tek şeyin de yine kendin olduğunu gerçeğini kabullenmek, bunun yüklediği sorumluluğu benimsemek, hayatında bu kadar önemli yer tutmuş birine kıyamamak, ona yardım edebilmek için kendini üzmeyi göze almak anlamına gelebilir bazen. ama sadece bazen.

eski sevgiliyle konuşmak hakkında bilgi verin