şükela:  tümü | bugün
  • (bkz: meme kanseri)
  • haber metinlerinde de geçiyor. halbuki tdk'dan bakıldığında göğüs, hem akciğerleri hem kalbi kapsayan bir sözcük. göğüs kanseri diye bir şey yok tıpta. hayır 6,5 yıl okudum ordan biliyorum. meme kanseri var ama. hem ayıp da değil. söyleyin, meme deyin. göğüs yanlış çünkü. meme kanseri meme lobül veya duktuslarından gelişir. gögüs kanseri deyince akciğeri, kalbi, oranın cildini, kemiğini de kapsıyor. daha neler neler var göğüs kelimesi içinde!
    (bkz: timoma)
    (bkz: disgerminom)
  • türkiye olarak kanser alanına olan katkımızdır. dünya üzerinde böyle bir kanser olmamasına karşın biz ısrarla kullanıyoruz bu kalıbı, en sonunda icat edeceğiz ahan da yok yok dediniz, işte göğüs kanseri diye tüm tıp camiasının yüzüne vuracağız.

    meme ve göğüs kelimeleri arasındaki karmaşa aslında bizim edebimizi değil tam olarak abazanlığımızı gösterir. yani biz vücudun göğüs denilen bölümüne bakarken, orada tek gördüğümüz, oradan tek anladığımız meme olduğu için bu iki kelimeyi dönüşümlü olarak, hatta meme yerine göğüs şeklinde kullanıyoruz. göğüs diyorsun da bunun kaburgaları var, içinde akciğeri kalbi var vs onlar bizim için önemli değil. biz göğüs diyorsak, o bizim için memedir arkadaş, o kadar.
  • emsey’de bir ablam vardı. kendisi göğüs kanserine yakalanmış, birkaç yıldır uğraşıyormuş bununla. dozu düşük ama kemoterapi almaya devam ediyormuş. sürekli bandanası vardı kafasında. işte kemo saatimiz yine denk geldi. ablamla sohbet edeceğim ama ikimiz de bitiğiz. kadınlı erkekli herkes kocaman bir salonda kemo partisi yapıyoruz. kafamız nasıl güzel?.. şaka bir yana benim 3. kürün ilk seansıydı işte. geldim almaya ama daha serum bağlanmadan tuvalete koşup kusmaya başladım. ortada hiçbir şey yok ama kendimi şartlandırmışım, artık serum gördüğüm an kusuyordum. iyileştikten birkaç ay sonra da devam etti. yine öyle bitik bitik masaj koltuklarına benzer bir yere oturduk ve ikimizde karşılıklı kemo alıyoruz. yüzümde malımsı ve kendime acıyıp durduğum için bir aptal aptal sırıtma var. şaban’ın bir filmi vardı ya, babası ölünce dahi gülüyordu. o moddayım. ablam da benden hallice. suratında perişan bir hal. ablama bakıp gülmeye hatta kahkaha atmaya başladım. ablamızın da tontiş bir annesi var. o da ikimize bakıp gençlerin haline bak, diyor. annem annesiyle muhabbet ediyor, ben ise ablamla muhabbet etmeye çalışıyorum. ya abla haline üzülüyorum, fıstık gibi kadınsın. pöfür pöfür rüzgarı hissediyorsun saçlarında. burada gelmiş ezik büzük oturuyorsun ve benim gibi yakışıklıya da bakmıyorsun hiç. insan bir kardeşine motivasyon arttırıcı sözler söyler. ben bunları söylerken o da “ya defol git velet!” diyor. çok uğraştım onunla. kemoyu aldıktan hemen sonra tuvalete koşardık hatta o dayanamaz serumu yarı da bırakıp giderdi bazen. şarap gibi akıttık abla yine dediğim zaman bitecek oğlum seninki ben ne halt yiyeceğim diyordu. yemin ederim o söz hep içime oturmuştu. ben atlattıktan 6 ay sonra kontrole gittiğimde o ablamı gördüm. sarıldım. bitti abla kurtuldum dedim. o da benim de devam ediyor dedi. olsun be abla sen başaracaksın inanıyorum dediğimde yüzünü asıp inşallah diyip geçiştirdi. hayattan falan bahsederken bir yıl sonra yine denk geldik. size yemin ederim hiçbir zaman instagram, telefon numarası gibi şeyleri almak aklıma dahi gelmedi. ablamın saçları vardı. yenmişti. kafede oturuyor çay içiyordu :) kontrol için gelmiş :):):):) pardon hanımefendi saçlarınız harika gözüküyor dediğim an kahkahalar ile sarıldı. ablam be! gönlünce olsun her şey. umarım bu yazıya denk gelirsin bir gün... allah herkese şifa versin. inanmıyorsanız da doğanın enerjisi üzerinizde olsun.

    arada böyle olayları anlatıp gülüyoruz ama gerçekten bilinç kazandırmamız lazım kanser konusunda. en sevdiklerimizi alıp götürdü bu illet.
    ben umut olmak için video çekmeye başladım: https://youtu.be/jwjuwvaossc