şükela:  tümü | bugün
  • görmekle yükümlü organlardaki fiziksel hasar dolayısıyla ortaya çıkan, geçici olanına "geçici görme bozukluğu" (gerçekten) denilen hastalığın genel tanımı. oysa şahsi kanaatime başvurulduğu takdirde hemen söylemek isterim ki görmekle alakadar organlarda herhangi bir problem olmamasına karşın algımızdaki birtakım noksanlar, geçici geçmeyici arızalar dolayısıyla görme bozukluğuna dalalet edeceğimiz durumlar olabilir. üzerinde durmamalı; gözlüğe, lazere, röntgen cihazına sarılmamalıyız.
  • (bkz: miyopi)
    (bkz: hipermetropi)
    (bkz: astigmat)
  • (bkz: goz hastaligi)
  • tanımlı üç bozukluğun birarada kısa zamanda hızla ilerlemesi sonucu, hafiften içimize korku salan görememe hali, ışığa duyarlığın artması da ayrı kıllık. bünyenin aslında görmek istemediği şeylerle çevrili olduğu düşüncesini uyandırıyor ve acilen içinde bulunulan durumun terkedilmesi gerekliliğini.
  • bazen gercekleri gorememek seklinde de tezahuru olan, ciddiye alınması gereken bir rahatsızlıktır.
  • miyop astigmat ve hipermetrop olmak üzere üçe ayrılan göz kusurudur.laser radyo dalgaları vasıtası ile bu bozuklukların büyük bir oranda düzeltilebildiği görülmektedir.
  • bazen insanı komik durumlara düşürebilen bozukluk çeşididir. bir göz miyop, diğer göz hipermetropsa gözlük de kullanılıyorsa size bakan kişi bir gözünüzü büyük diğer gözünüzü küçük görecektir. (bkz: bir arkadaşım)
  • uzaktaki yazıları gerçekten uzakta oldukları için okuyamadığımı, yıldızların çevresinde kendiliğinden çizgiler oluştuğunu, ağaçların yapraklarına uzaktan bakınca doğal olarak netlik kaybı yaşandığını ve şimdiye kadar gördüğüm her şeyin gerçekten öyle olduğunu sanırdım. eğer o gözlüğü takmamış ve gerçek görüntünün lezzetine varmamış olsaydım, hayatımın geri kalanında gözlüksüz idare edebilirdim. karşılaştırma şansım olmazdı, hafiften bozulmuş gözlerimin gösterdikleriyle yetinirdim.

    fakat her şey ultra netmiş lan? yeşillik diye baktığım ağaçların her bir yaprağı ayrı ayrı seçilebiliyormuş, uzaktaki kayalar dahi pırıl pırılmış. emektar tüplü televizyondan birdenbire hd plazmaya geçmiş gibi oldum, büyük şaşkınlıkla baktım yıllar boyu baktığım şeylere, sanki ilk defa görüyormuş gibi. astigmat olan arkadaşım olmasa ve bir hevesle gözlüğünü takmasam, koca bir ömrü net göremeden bitirecekmişim. ya da ellili yaşlarımda takma imkanı bulup blur geçen yıllarıma ağlayacakmışım. normali odur diyerek garipsemediğim görüntüler, gözlüğü geri verdikten sonra düşük ışıkta elde çekilmiş titrek fotoğraflar gibi oldu. ağaçlar yine bulandı, ilerideki kayalar birbirine girdi.

    "yıldızları görebiliyorsam gözlerim bozuk değildir" teorim, gözlükle yıldızlara baktıktan sonra allak bullak oldu. yıldız sayısı direk iki katına çıktı, etrafındaki saçma sapan çizgiler gitti ve noktasal oldu. ayın etrafındaki hale temizlendi, kraterlerini bile seçebildim. gözlerimin ne zaman bozulmuş olabileceğini düşünürken, neon ışıklarla "mimarlık" yazdı gökyüzünde. bana faydadan çok zarar getiren, bir ara omurgama kast eden, bileklerimde sancı, cumartesi günlerimde mesai olan bu disipline galaktik bir küfür ettim de rahatladım.

    ailede herkes şahin gibi görürken, ben yoldaki tabelaları bile okuyamaz haldeydim. yazıları okuyamıyorum dedim, annem "sen daha akşama kadar bilgisayarın başında dur, burnunun ucunu bile göremeyeceksin" diyerek back handle karşıladı.

    bu saatten sonra gözlük alışkanlığı da kazanılmaz, en iyisi yaşlı amcalar gibi lastikli bir şeyler yaptırayım. ya da numaralı deniz gözlüğü. hem suyun üzerinde, hem altında. yüksek çözünürlüklü görüntülere bakayım biraz da, yeterince bulanıklık seyretmişim kaptan.
  • her erkek çocuğu gibi ben de büyüyünce ya asker ya futbolcu olmak istiyordum. farkında olmadan bir hagi olma isteği erken yaşta sarmış bünyeyi. küçük yaşlarda oynadığım bütün oyuncaklar asker oyuncaklarıydı. bir paşanın ismini taşıdığım için daha doğrusu artık hayatta olmayan bir paşa benim ismimi taşıdığı için; küçük yaşlardan itibaren büyükler bana adımın yanında paşa ünvanı ekleyerek sesleniyordu.

    ortaokul zamanı, askeri okul sınavlarına çalışmaya başladım. yaşıtlarım dışarda top oynarken, ilk aşklarını yaşamaya çalışırken ben... yok lan ben de bildiğin takılıyordum, top oynuyor, kızları merak ediyor bir yandan ders çalışıyor bir yandan da sonradan cemaat evi olduğunu anladığım bir evde ders alıyordum, bunu sonra anlatırız. bunlara nasıl zaman yeter mi diyen gençlere böyle her evde bilgisayar internet yoktu diye hatırlatırım. konu dağılmasın çalışıp girdim sınava, türkiye derecesi yaparak kazandım. kendi gözümde potansiyel bir genel kurmay başkanıydım.

    sporu geçtim, yazılıyı geçtim derken sıra sağlık kontrolüne gelmişti. sağlıklı olduğumu sanıyordum. alıp bizi hastaneye götürdüler. sağlık kontrollerinin tamamından geçtim, turp gibiyim maşallah derken sıra gözlere geldi. görme bozukluğumun olup olmadığı kontrol edilecekti. renk körü olmadığım anlaşıldı. sağ gözümü kapatıp sol gözümle panoyu okudum. sol gözümü kapatınca panodaki harfler yalan oldu. hemen telaşlanmadım, kapalı olan sağ gözümden elimi çektim... ama yok olmadı. bütün harfler i'ye bütün rakamlar 1'e yakınsıyordu. mal gibi kaldım. ( bu sınavdan sonraki altı ay her gece yatmadan önce sağ gözümü kapattığım zaman sol gözümle panodaki harf ve rakamları ezberlediğimi hayal ettim ) gözümde çok nadir olan, ben diyim milyonda bir sen de, milyarda bir olan bir görme bozukluğu vardı. kıyafetlerin içini görebiliyordum fakat yazıları okuyamıyordum. bu problemi o zamana kadar farketmemiş olmamın iki nedeni vardı. birincisi, diğer gözüm kriptonluyu kıskandıracak kadar sağlam olduğu için görme bozukluğunu farketmemiştim. ikincisi, aile doktorumuz yoktu.

    şimdi bana sorsalar en çok nereni seviyorsun? yahut kendi kendime neremi neremi diye saykoya bağlasam, cevabım sağ gözüm olur. beni erken verilmiş hatalı bir karardan kurtardığı için çok seviyorum kusurumu. şimdi holding patronu ya da bağ bahçe sahibi değilim de, mesele o değil. ben asker-subay olacak biri değilim, o kafaya sahip değilim. bir de şu var; o yaşta askeri okula yatılı olarak başlasam, kardeşimle ayrı düşecektik... aşık olduğum kızları tanımayacaktım...

    o yüzden ben bu kusuru, rahatsızlığı çok seviyorum. başlarda kötü bir sürpriz olarak algılamıştım. bir gözümün durumunu öğrenen arkadaşlarım, sağlam gözümü kapatıp; bu kaç? diye hareket çekmeye yelteniyorlardı. hepsi güzel birer anı. ya o göz sağlam olsaydı... sliding doors hesabı.