şükela:  tümü | bugün
  • sahne tasarimini kultur ve turizm bakani n esi isin mumcu yapmaktadir...
  • gülden insan -insandan gül olur mu sorularına koca birer evet dedirten muhteşem dans ve müzik ziyafeti
  • finalindeki güladamlara dikkat!
    (bkz: güladam)
  • biletleri 3.50, 5, 7 ve 9 milyondan satılmaktadır.
  • ilk sahneleri fazlasıyla erotik geldi bana, balerinlere kombinezon giydirip maymun etmelerinin pek gereği yoktu... gerisini izlemedim zaten seyircili son provaydı sarmadı çıktım...
  • dişi egemen, büyülü bir bedensel eğilim düşlerken, erkeklerdi "aşkı aramak, gitmek, kendine/bir başkasına yolculuk, göçebe ruh-göçebe aşk" kördüğümlerini hissettiren, doğru, yazar* haklı entrysinde...
    şazenuş introsunun kullanıldığı sahnede iki -erkek- dansçı neo ve agent smith koreografisine dil uzatırken; şaşkınlığım/aldığım haz güldestan konuklarını rahatsız etti sanırım... final bölümü eyes wide shut'daki kadar çarpıcı bir görsel/düş(ün)sel sevişme sahnesiydi sanki, ateş kırmızısı kostümlerin üstüne ışıklar düşüverince bi'şeyler söndü, zati hepten karanlık odalarımda, kırmızı güller derseniz, döküldü ömrümün hazan mevsiminden...
    evet darksting ayakta alkışladı ilk kez canlı dinlediği mercan dede'yi ve aykut sütoğlu'nu...
  • seyahatnameden doğmuş koreografi.
    feminist bi biçimde başlayıp, ilerilerde feminist hareketten beklenen biçimde, adamı diil kadını aslında daha çok ezen bi yola sapan, sonradan az çok toparlayan gösteri.
  • 44 uncu uluslararasi bursa festivaliinde de sergilenen ana temasi goc olan* kareografi. beyhan murphy ve mercan dede gercekten iyi bir is basarmislar...
  • bu sene gene sahnelenmeye başlayan; bilet bulmakta zorlandığımız performans/bale/müzik şöleni. kelimeler pek kesmiyor bu gösteriyi anlatmaya.

    müzikler pek bir harika. sırf mercan dede değil araya hoş bir giriş yapmış hasan cihat orter'ın reformasyon albümünden bir parça * ile fena halde renklenmiştir. keza mercan dede'yi bizzat göremedik ama müzikler harikaydı.

    bale gösterisine gelince; ne yazık ki çok daha iyi olabilirdi. öncelikle çalışma bir nevi patchwork olmuş; köy düğünü, 1930'lardan fırlamış komik takımlı adamlar ve kadınların bale gösterisi, semazen, muhteşem güladamlar, erkeklerin ve kadınların kendi içlerinde ilişkilerini gösteren haremlik selamlık kompozisyonlardaki temaların birbirinden çok uzağa düşmüş olması izlerken sizi biraz yoruyor. hani güladamların beni koparttığı bölümdeki gibi modern modern bale olsa ya da folkorumuzun modern dansa dönüştürülmüş hali olsa da sanki sağa sola savrulmasak diyor insan.

    onun ötesinde, daha önce seyredenlerden aldığım bilgiye göre bu seneki projeksiyon makinesi ile sahneye yansıtma olayı yokmuş. kesinlikle muhteşem bir fikir olmuş. bayıldım, bayıldım.

    renkler, müzikler bir harika idi. bir de balerin ve baletler daha usta olsalardı. ne yazık ki özellikle baletlerin senkron bozuklukları, tereddütleri sahneye birebir yansıyıp sizi dokunuyor.

    gene de herşeye rağmen çok başarılı bir çalışma. seyredilesi ..... hatta bir daha seyredilesi.
  • küçük ama bence önemli değişiklikler/eklemelerle yeniden sahnelenen,hâlâ enfes ama sanki biraz kan kaybetmiş müzik/dans ziyafeti. son provası da dahil olmak üzere üç kez * * seyretmiş biri olarak, kimi değişikliklerden hiç hazzetmediğim, yine de her seferinde aynı heyecanla, doyamadan katıldığım * güzellik.

    öncelikle kadrodaki değişikliklerin kimi yerde sırıttığı, işin başında, doğumda rol almamış insanların tutukluğun eseri midir, projenin karma niteliğini kaybedip salt idob’un malı olmasının sadeleştirmesinden midir bilinmez, en başta , dansın belki en önemli unsuru olan senkronizasyonun tam tutturulamadığı bir gösteri haline gelmiş. neyse ki selim borak, alkış peker idob sanatçıları da, onlardan da mahrum kalmadık.

    yapısındaki gayet hoş parçalılık, bölünmüşlük, çeşitlilik, araya sokulan semâzenle âdetâ saptırılmış, sevimsizleştirilmiş,zorlanmış. öyle ki sanki semâzenden sonra gelen kırmızı etekli adamların varlığı, semazene benzetilerek, ona ardıl kılınarak anlamlandırılmaya çalışılmış. halbuki kendi başlarına gayet etkileyiciydiler.

    önceki hallerinde olmayan ,daha doğrusu sadece metinlerin okunduğu bölümlerde yapılan projeksiyon , görselliği zenginleştirme maksadıyla alan genişletmiş.
    seyircinin, onlarsız da pekala düğün, gelin,damat manzarası olduğunu anlayabildiği bölümler, bele bağlanan kırmızı kurdele, göğse takılan kırmızı çiçek gibi gayet gereksiz aksesuarlarla göze sokulmuş. halbuki düğünden sonraki bölümde, kadının kolundaki altın bilezikler son derece hoş ve yeterli bir görsel açıklama sunuyordu seyirciye.

    ayrıca belirtmeden geçmemeli; orkestrada mercan dede ‘nin olmaması, gözlere onu arattı…

    erkeklerin dünyasıyla kadınların dünyasını çok hoş yerlerinden, çok doğru taraflarından tutup karşılaştırması, tezat kadar iç içeliği de aynı başarıyla yansıtmasıyla iz bırakan gülün destânı, herhalde kolay unutulacak, zihin arşivlerinden kolay atılacak gibi değil. erkeklerin o her daim birbirinin gücünü ölçer, tartar, kendi gücünü karşısındakiyle sınar halleriyle kadınların birbirini anlayan, paylaşan, birbirine tutunan halleri… kadınla erkeğin birbirine teslimiyeti, kimin ne kadar teslim olabildiği tartışılmak kaydıyla…

    bir dans gösterisinden çok fazlası, bir konserden çok derini…