şükela:  tümü | bugün
  • ki$inin ozgurlugunu kisitlama eylemi.
  • hapsolmak, hapis yatmak.
    (bkz: hapishane)
  • mutevazi odamin pencereleri, bir kac zamandir uzerinde dolanan bol miktarda kanatli hasere, kelebek, ve ugur bocegi sayesinde, discovery channel’a reklam jenerigi olabilecek bir goruntuye ulasmisti. gece bir civarinda tesrif eden bu vuhs-u tayyarlar, saatlerce pencerenin disinda amacsizca dolanip durduktan sonra, gunesin ilk isiklariyla da terkederlerdi pencerelerimi. ne yazik ki bu boceklerin bir kismi, surekli acik pencerelerimin sinek tellerinden iceri girecek kadar kucuk olduklarindan, geceleri kasinmadan oturmak mumkunsuz hale gelmisti. en azindan kan emici sivrisinekler olmamalariyla teselli bulabiliyordum.

    darwin, ispinoz kuslari ve evrim teorisiyle ilgili bir odev hazirladigim bir gece, kendimi pencereye dalmis, hasereleri seyrederken yakaladim. camlarin acik olmayan kanatlarinda, buyuk bir azimle yuruyup duruyorlardi. sanki butun gokyuzu onlarin degildi, sanki ozgur degildiler de, iceri girmek onlar icin bir kurtulus olacakti. camimin uzerinde gezinirken, demir parmakliklara tutunmus mahkumlar gibiydiler.

    biz de boyle midik acaba? kendimizi en kapana kisilmis hissettigimizde, aslinda ne kadar ozgur oldugumuzu farkedemiyor muyduk? bunu farketmemizi saglayacak bir kac geri adimi asla atmiyor, inatla, asla asamayacagimiz camlar uzerinde, amacsizca- veya sadece icerideki florasan isigin aldatici guzelligine kapilip- dolanip duruyor muyduk?

    ne bocek ilaci gibi bi teknoloji vardi emrimde, ne de isigi veya pencereyi kapatmak gibi bi sansim. yerimden bilmem kacinci kere kalktim, birer sise suyu, sinekliklere dogru boca ettim sert hareketlerle. bocekler kacisti. 10-15 dakka sonra geri geliceklerdi.

    odevimi yazmaya koyuldum. onlar disarida hapisti, bense iceride..
  • klasik tavladan daha zevkli bulduğum ama oynamak için muhattap bulamadığım leziz oyun.
  • nasıl briç kağıt oyunlarının satrancı sayılıyorsa bence hapis de tavla oyunun satranç versiyonundur. çok stratejik ve dikkatli olmak gerekir. şans yoktur şansınızı kendiniz yaratırsınız uzun süren bir oyundur o yüzden klasik tavla oyunları 5 elden oluşurken hapis 3 elden oluşur. zeki bir partnerle oynamanın keyfi bir başkadır.
  • tavla oyunlarının en keyiflisi, oynandıkça oynanası versiyonudur.

    günümüz coğrafyasında, yükselen su seviyeleri, ısınan karasal iklimler, yozlaşan küresel değerler ve fast food çılgınlığı hasebiyle oynamayı bilenlerin sayısı gün geçtikçe azalmaktadır. sokakta, kıraathanelerde, eş dost meclislerinde 60 yaş altında olup da bu oyunu oynamayı bilen bir rakip ile karşılaşmak imkansız gibi zordur. klasik tavla gibi ezber kuvvetlendiren hamlelere yer yoktur. bilakis kafa çalıştırır, satranç hamleleri gibi düşündürür. hapis'i hakkını vererek oynayabilmek için klasik tavla'yı yalayıp yutmuş olmak, üstün kapı alma becerilerine sahip olmak, gelecek bir kaç hamleyi güzel tahmin etmek ve gelecek 3 hamlede kendinizi nerede gördüğünüzü bilmek ön koşullardır. seyahat engeline sahip olmamak ve esnek oyun saatlerine uyum gösterebilmek oyuncunun yararına olacaktır. zira hapis; klasik tavla süresinden çok daha uzun sürmektedir. soyu tükenmekte olan hapis bilenler topluluğuna katkıda bulunabilmek için lütfen herhangi bir hesap numarasına yardımda bulununuz yahut hapis yazarak 0606'ya yollayınız. bir hapis bilenden ne çıkar diye düşünmeyelim, her geçen gün birilerine hapis öğretelim. unutmamalıyız ki; zarlar pullara, pullar ıstakaya, ıstakalar yüzdeyüz dumansız kıraathanelere dönmeli yurdumuzda !
  • tavlada tecrübe kazanan neredeyse herkesin yükseleceği mertebedir. neden yükseleceği diyorum, çünkü tavla bilmeyen adam maalesef hapis oyununu pek beceremiyor. çok zekice bir oyundur hapis. hani "ulan zar tuttun be ya" gibi cümleleri hapiste pek duyamazsınız. elbette şans faktörü az da olsa vardır falan da, tavladaki gibi son hamlede düşeş atıp kahveciye dert yanmazsınız.

    hapis oyununun bir paralel oyunu daha vardır. üst/alt falan demiyorum. paralellik arz eder çünkü. o da hepyek diye bir oyun. ama hapis bildiğiniz zaman normal tavlaya dönmezsiniz, dikkat etmeli. sonra rakip arar durursunuz
  • özellikle bayburt ve gümüşhaneliler çok pis oynar bunu.
  • ercüneyt özdemir'in geri dönüşünün ardından yayınlanan ilk metropolis single'ı. bu geri dönüşün ürünlerinin birikip bir albüme dönüştüğü günü iple çekiyorum.

    bu da benim anladığım şekliyle sözleri:

    trajik hikayenden çok etkilendim
    baştan sona dehşet içinde dinledim
    üstelik hazırım sandım, rolümü ezberleyip
    bak bu yazdığım piyes kendinden muzdarip

    ne biliyorum ki ben tutup sana öğreteyim?
    nereden geleyim, sölye nereye gideyim.

    beni böylece kendi kendime hapsedemezsin.
    durup dururken kafana göre üzemezsin.

    (bkz: metropolis/@arkada simsek)
  • "cezayı bitirdik çıktık. bunun şerefine ibrahim bana bir takım kopuk elbisesi yaptırdı. halep şalvarı, rengi siyah da ceplerinin ağzı, paçaları siyah ipek kaytanla işlemeli. belimde tosya kuşağı. lacivert sako, bir sivas kaması... bir de nagant taklidi tabanca... arkadaşım, izollu mustafa diyorlar. biz hapisteyken o kerhanede dost tutmuş. deli hatun isminde çirkin bir karı. çirkin ama sesi güzel. bir de beni çok sever. ben ilk defa kerhaneye gidiyorum." kemal tahir - karılar koğuşu

    "fasılasız on iki sene hapis yatmak öyle bir belaydı ki savuşturmak bile artık kurtuluş sayılmazdı. hacı sanki kendisini her an yoracak, üzecek, son derece yabancı hatta düşman bir kalabalığın içine tek başına, ümitsiz ve silahsız karışıp gitmişti." kemal tahir - karılar koğuşu

    "kazanova'nın "kurşunlu zindan"dan kaçışını biliyor musun? eminim biliyorsundur. kitapta hapis hayatının en korkunç yönleri kısa ve öz olarak anlatılmaktadır: aşağıda mahzende karanlıkta, her tarafın nemle kaplandığı su birikintisinin içinde, dar bir tahta parçasının üzerinde iki büklüm haldeyken suyun seviyesi tahtaya ulaşır, hatta gelgitle daha da taşar, ama en kötüsü vahşi lağım fareleridir*, geceleri kulak tırmalayan çığlıkları, çekmeleri, ısırmaları ve kemirmeleri (mahkum ekmeğini kaptırmamak için de onlarla savaşmak zorundadır herhalde) ve belki de en kötüsü mahkumun güçsüzleşerek tahtadan düşmesini sabırsızlıkla beklemeleridir." franz kafka - briefe an milena

    (bkz: yatacak yeri olmamak/@ibisile)
    (bkz: dam/@ibisile)
    (bkz: mapus damı), mapus
    (bkz: mahpus/@ibisile)
    (bkz: hapishane/@ibisile), mapushane, mahpushane/@ibisile
    (bkz: hapse göndermek)
    (bkz: karılar koğuşu/@ibisile)
    (bkz: sosyal girişimcilik/@ibisile)