şükela:  tümü | bugün sorunsallar (1)
  • güzel ülkedir, yeşil ülkedir, huzur verir ama pespembe değildir; ayrımcılık da vardır kadın-erkek eşitsizliği de. kültürel olarak eğer bir skala varsa türkiye’nin (genel olarak doğu mentalitesinin) 180 derece tersinde yer alır. bu yüzden hollanda’da azınlıklarla yaşanan kültür çatışmasını “ama bizimkiler de çok çomar” a indirgemek çok yanlış olur. malum korona zamanı, burada yaşayan pek çok expat in yaşadığı kültür şoklarına sağlık sektöründen birkaç örnek. hollanda tıp etiğinde bir tedavinin “zinvol” olması -türkçe’de “anlamlı” olması- diye bir tanım var. bu tanıma göre bir hastaya bir tedavi verilecekse bu tedavinin hastalığı iyileştirme ihtimalinin yüksek olması ve tedavi masrafının yüksek olmaması gerek(en büyük problem bu masraf kısmında). bu etik ilkeye dayanarak hollandalı doktorların hasta talep etse bile hastayı tedavi etmeyi reddetme hakkı var. örneğin, çalıştığım hastanede epideminin ilk haftasında acile 38 yaşında als’li bir hasta geldi koronaya bağlı solunum yetmezliği ile. hasta zaten evde de solunum cihazı kullandığı ve yaşam beklentisi az olduğu için kendisi çok istemesine rağmen yoğun bakıma kabul edilmedi. aynı hafta 80 yaşında bakımevinde kalan bir kadın hasta geldi, yine koronaya bağlı solunum yetmezliği. bu hasta bilinci kapalı geldiği için hakkında çok fazla bilgi edinemedik, yoğun bakıma gitmek istiyor mu soramadık. (acilden yatışını yaptığım hastalara dayalı olarak şahsi tecrübem hollanda’da 60 yaş üstü neredeyse hiç kimse yoğun bakım, reanimasyon veya solunum cihazına bağlanmak istemiyor. kendi deyimleriyle “kasplant” (serada yetişen bitki) olmaktansa ölmeyi tercih ediyorlar) hastanın ailesi geldi bir süre sonra. yoğun bakım uzmanıyla konuşmaya gittik. “bak biz bugün yoğun bakıma alacağız ve yarın bir iyileşme göstermezse tedaviyi keseceğiz ve doktor olarak bu bizim kararımız, sizin yapabileceğiniz bir şey yok” dedik. aile de saygı gösterdi. ertesi gün tedavi durduruldu ve hasta vefat etti. böyle böyle tüm epidemi boyunca yoğun bakıma sadece ciddi iyileşme ihtimali olan hastalar kabul edildi(çoğunluk 50-60 yaş) , 75 yaş üstü ya evde ya bakım evinde ya da normal hastane servislerinde vefat etti. sonuçta hollanda hem total ölü oranında hem popülasyona oranla ölü oranında dünyada ilk 10’da olmasına rağmen herkes epideminin ele alınış biçiminden çok memnun. bu ön elemeler sayesinde yatakların en dolu olduğu zamanlarda bile tüm ülkede kapasite aşımı olmadı. hani o kimin yaşayacağına kapıda karar veriliyor diye ağlayan italyan hemşirenin anlattığı hikâye burada baştan beri “zinvol” tıp pratiği adı altında zaten soğuk kanlılıkla yapılıyordu. şimdi tüm bunlara mantık çerçevesinden bakarsak her şey çok mantıklı. zaten korona olmasa başka şeyden ölecek insanlar biraz daha erken öldüler. ama duygusal bir “doğu”lu olarak baktığımda, eğer bunlar bir sevdiğimin başına gelseydi yıkılacağımı düşünüyorum. “beğenmiyorsan geri dön, gittiğin yere tabi ki entegre olacaksın” demeden önce bir düşünün lütfen bu kadar farklı kültürel öğelere adapte olmak kolay bir şey mi. ben dindar bir birey değilim, ötenazinin bir hak olduğuna inanıyorum ve hollanda’da yaşamaktan ciddi keyif alıyorum ama bu tarz tıbbi pratikleri sindirmek bir doktor olarak zor geliyor hala.

    gelelim ayrımcılığa. ben başka sektörleri bilemem ama kendi sektörümden örnek verecek olursak hollanda, avrupa’da yabancı doktor olayına en az aşina olan ülkelerden biri olduğu için yabancı doktorların epey dezavantajlı bir durumu var. türkiye’de veya amerika’dakinin aksine merkezi bir yerleştirme sistemi olmadığı için burada ihtisasa başlamak tamamen lokal başvurulara bağlı ve açıkçası tıbbi bilgin ve becerinden ziyade “bu bizim ortama ayak uydurur mu”ya bakılıyor. bu “ayak uydurma” meselesi de işte o büyük kültürel farklılıklara takılıyor. dini sebeplerle alkol kullanmayanlar, yetiştiriliş tarzından ötürü daha çekingen olan insanlar, aksanla hollandaca konuşanlar yavaş yavaş eleniyorlar ve sonunda çok çarpık bir uzmanlık dağılımı ortaya çıkıyor. sadece sonradan buraya taşınan doktorlar değil burada doğup büyümüş ama göçmen uyruklu olanlar da aynı problemle karşılaşıyorlar. tıp fakültesindeki öğrencilerin %20’si göçmen uyrukluyken hastanede çalışan uzmanlarda bu oran %2 ye düşüyor. gerisi ne oluyor derseniz, doktor açığı olan hastane dışı uzmanlıklara geçiyorlar: türklerin faslıların %90’ı aile hekimi, sigorta doktoru, iş yeri hekimi vs. burada hayal biraz cerrahi bölümler yabancılar için. ha yine %100 hollandalılaştıysanız, anne babanınız dilini hiç öğrenmediyseniz mesela, öğle yemeğinde iştahla peynir ekmek yiyorsanız ve mizahta/etikte/yaşam tarzında tamamen hollandalı iseniz yine şansınız var. buradaki ayrım adınızdan veya kökeninizden ziyade kültürel olarak farklı oluşunuzdan kaynaklanıyor. bu konuda yazılmış tezler bile var. ilgilisine aşağıda hollandaca bir iki link bırakıyorum.

    geçen hafta kendi başıma gelen ufak bir örnek: iş değiştireceğim, motivasyon mektubumun başına ufak bir paragraf türkiye’den ne zaman geldiğimi ve ne ara denklik aldığımı yazdım. şu anki bölüm başkanıma mektup hakkında ne düşündüğünü sordum. bana bu paragrafı sil, benim umurumda değil ama buraya bakıp mektubun devamını okumayacak çok insan var burada, dedi. bir almanya böyle değil mesela. sadece benim türkiye’den iki dönem arkadaşım almanya’nın en ünlü tıp fakültesinde cerrahi bölümlerde asistanlık yapıyorlar. bir kere ukraynalı bir arkadaşım facebook’da almanyadaki rusça konuşan doktorlar diye bir grup var orada herkes halinden memnun bizim grup karalar bağlıyor, burası niye böyle anlamıyorum demişti. kendisi staj yaparken hollandalı bir nöroloji asistanı tarafından hastanın yanında devamlı ne kadar kötü iş yaptığını söyleyerek indirekt mobbing den, açıkça “ben yabancılardan nefret ediyorum, hepiniz geri gidin ülkelerinize” ye değişen bir skalada anlamsız bir ayrımcılığa maruz kalmış birisi. (çok dobra bir kızdır bu arada, ajitasyonu hiç sevmez ama illallah getirtmiş asistan, şikayet etmiş anabilim dalına ama pek de bir şey olmamış)

    bazen öğle yemeği tercihiniz bile farklı hissettiriyor. bir gün öğle yemeğine sıcak wokta noddle aldım, beraber bir cerrrahla yemek yiyoruz. baktı yemeğime senin yemeğin de güzel görünüyormuş ama sıcak yemek pahalı dedi. pahalı dediği yemek 4,5 euro ve bu adam senede 200-300bin euro para kazınıyor. böyle bir yorumun üzerine çok bir cevap veremiyorsunuz çünkü tecrübe zamanla öğretiyor ki bir hollandalı ne kadar para kazanırsa kazansın öğle yemeği vazgeçilmezi “boterham met kaas” yani peynir ekmektir. sevgili türk süserler alışın bakalım her gün öğle yemeğinde soğuk peynir ekmek yemeye, entegrasyon kulağa çok mantıklı gelen ama çetrefilli bir yol. insanın evim dediği her yeri sorgulamaya, ait hissetmek istemeye ve iyileştirmeye hakkı var. ben seviyorum hollanda’yı ama asla anlayamayacağım, ayak uyduramayacağım birtakım kültürel kodları da var.

    uzun bir entry oldu, kadın-erkek eşitsizliği durumlarına da başka bir entry de yer veririz artık.
    linkler:
    göçmen uyruklu doktorların maruz kaldığı ayrımcılıkla ilgili doktora tezi
    volkskrant
    edit:imla
  • türkiye ile aynı gayrisafi hasılayla, türkiye’nin yaklaşık 5’te biri nüfusa sahip:

    - türkiye’de her 2800 kişiye 1 yoğun bakım servisi yatağı düşüyor.
    - hollanda’da her 14 bin 700 kişiye 1 yoğun bakım yatağı düşüyor.

    neoliberalizmin rüyası bu ülke olsa gerek. abd’de sistem daha vahşi elbette ama orada en azından insanların bir kısmı durumun farkında, hollanda’da bu bile yok.

    edit: bunun akp propagandası olduğunu düşünen salaklar var ya. vallahi eğitilmezsiniz, billahi eğitilmezsiniz.
  • son birkac entryde donen muhabbete bir yorum da benim yapmak istedigim ulke. 3.5 yildir burada yasiyorum. lahey ve cevresindeki illerde yabanci oranlari cok yuksek oldugu icin ben yuzume irkcilik yapildigina rastlamadim. ancak dunyanin her yerinde oldugu gibi kirsalda yogun irkcilik oldugun duydum.

    simdi bu balikci muhabbetine gelirsek, orada yapilanin irkcilik oldugunu dusunmuyorum acikcasi. cunku erdogani destekliyor musun ya da laik misin gibi sorularin irkla alakasi yok. buraya 60’larda gelen su malum gurbetci kesimin genel davranis bicimiyle alakasi var. boyle tiplere turklerin aslinda bu kadar cahil suca yatkin orospu cocuklari olmadiklarini anlatmak ise bizim gibilerin gorevi. irkcilik yaptilar diye aglamadan once bu orospu cocugu cahillerin davranislarina bakmak gerek.

    gecen sene esim (ingiliz-fransiz) yerel haberlerden bir harita cikarmaya kalkmisti. haber olarak da bicakli ya da silahli saldirilari aldi ve adreslerini haritada isaretledi. sonuc ne cikti tahmin edin? tum bu tarz suclarin isledigi yerler haagse markt olarak bilinen pazar yerinin etrafindaki mahalleler. bilin bakalim bu mahallelerde kimler yasiyor? en yogun nufus turkler, faslilar, sonra polonyalilar bir miktar da suriyeliler ve siyahiler.

    simdi buradan cikan sonuc ne? bu cahil vizyonsuz got laleleri hem her turlu sucu isler insanlara illallah ettirir, hem de sonra bize irkcilik yapiyurler diye aglarlar. adamlar birkac ay once gelin konvoyu yapacaz diye bir polisi doverek bayilttilar lan tum akrabalari da bulunmasin diye bilgi vermedi aylarca. yarrak kafalilar polis dovmeyi kendine hak goruyorlar. bunlari erdogan’in polis devletinde yapmaya gotleri yer mi cok merak ediyorum. bulmuslar anlayisli polisi, anarsinin kralini kesiyorlar. sonra da isidci gibi allahu ekber naralari atiyorlar. 2017’de tayyip miting yapamadi diye rotterdam’i allahu ekber nidalarina bogdulardi girtlagini siktiklerim.

    niye bu kadar kufur ediyorum? cunku bu orospunun firlattigi cahiller yuzunden tum turkleri boyle saniyorlar. sonra sen gelip bana erdogani sordu laik misin diye sordu diye uzuluyorsun canim kardesim. uzulme. yaptiklari irkcilik degil tam olarak. ama bunlardan ben bile biktim turk halimle onlar nasil bikmasin?
  • "30 tane milletten insan tanıdım hayatımda gördüğüm en ırkçı millet türklerdir" diyen az akıllıların hakkında yorumda bulunduğu ülke.

    30 millet derken afrika'nın orman kabilelerinden bahsediyor herhalde.

    başta ermenistan, isveç, çin, israil, ruanda, rusya, abd, hollanda, sırbistan, fransa, bulgaristan, yunanistan, almanya gibi ırkçılığı tavan yapmış ülkeler ve milletleri dururken, türkleri dünyanın en ırkçı milleti olarak etiketlemek için mağarada yaşıyor olmak yetmez, korkunç bir bilgisizlik ve derin bir aşağılık kompleksine de sahip olmak gerekir.

    sen ırkçılık görmemişsin.

    isveç ırksal biyoloji enstitüsü ile, iskandinavya'nın yerel halklarına her türlü zulmü yapan, laponlar'ın soyunu kırmak amacıyla kadınlarını kısırlaştıran, sami'lere dönük planlı bir etnik temizlik kampanyası yürüten isveç diye bir ülke var, duydun mu hiç?

    karışık ırkları, düşük zekalıları, engellileri, muhalifleri, hafif meşrepli olanları zorla kısırlaştıran ve bu insanlık dışı ırkçı ve faşist vahşeti 1976 yılına kadar sürdüren bir ülkeden bahsediyorum.

    ırkçılık uğruna 13 yaşındaki lapon ve sami kızlarının yumurtalıklarını bağlayan, biyolojik soykırım yapıp hadım eden, sonra da yüzsüzce ve utanmazca barışçıl, sevgi dolu, insancıl görünmek için göz boyama işlerine giren, kültürel makyajlara başlayan, özgürlük ve demokrasi satan, türkiye'de yaşayan bilgisiz ve kimliksiz eziklere de bu hapı yutturan isveç!

    bulgaristan ırkçılık adına yıllarca türklerin adını değiştirdi, binbir türlü zulüm ile faşizmin en kötüsünü uyguladı.

    sırplar ve ermeniler çok yakın tarihte dünyanın gözü önünde türk ve boşnaklara soykırım yaptı.

    abd milyonlarca ortadoğu insanını öldürdü, israil halen katlediyor. çin uygur türklerine eziyet ve zulüm ediyor.

    hollanda'ya gelirsek hollanda da, avrupa'nın en ırkçı ülkelerinden biridir. ırkçılık hollanda'da artık kurumsal bir hale gelmiştir. daha geçen ay hollanda başbakanı mark rutte, "ayrımcılığın hollanda'da sistematik sorun haline geldiğini, insanların kökenleri nedeniyle yargılandığını, hollanda'da sistematik bir ırkçılığın söz konusu olduğunu" ifade etti.

    ırkçılık, temel insan haklarına açık bir saldırıdır, çeşitli mertebelerde ve şekillerde dünyadaki her ülkeyi de az ya da çok etkilemektedir. elbette türkiye'de de ırkçılık rezilliği mevcut. ama kalkıp da "en ırkçı millet türklerdir" dersen gülerler sana.

    ~

    son olarak: "...(hollandalıların) erkeklerini geçtim kadınları bile senden daha uzun, hepsi çok güzel, muhtemelen sana dönüp bakmıyorlar...". "...(bir türk olarak) değer görmen için onları kendi seviyene çekmene gerek yok. çekemezsin de zaten..." diyerek türkleri küçümseyerek ırkçılık yaptığını bile algılayamayan biri var karşımızda.

    zekamızı aşağılıyorlar, bize de yazık. gerçekten. ki en incitici olan da bu.
  • hindistana tanrı ihraç eden ülke..
  • salgında üç konuda sıçan şu an yaşadığım ülke.

    1. intelligent lockdown dedikleri yani akıllı karantina ama aslında pek de akıllı olmayan karantina yoluna gitmiş. italya ispanya fransa almanya gibi total lockdown yapan ülkelerde vaka artış hızı mart 21’den beri düşüşte iken hollanda’da 6 nisan’dan beri yeniden artmış ve bugün maximum yapmış. insanlar genel olarak karantina kurallarına uysa da halen parklar açık ve dolu sokaklarda ise sosyal yaşam devam ediyor. bu gidişle yeni bi italya vakası yaşayan ülke olabilir.

    2. ülkede neredeyse hastaların üçte biri sağlık çalışanı. tamam sağlık çalışanları her yerde büyük riskteler ama hollanda’da da durum farklı. hem ekipman olsun hem de tecrübe olsun malesef ülkenin sağlık çalışanları biraz acemi sağlık sistemi de ahım şahım değil.

    3. ispanya italya gibi ülkeler avrupa birliği ülkelerinin kuracağı bir corona bondu fikriyle gelirken yani ekonomik yarayı ab olarak ortaklaşa çözmeye çalışalım derlerken hollanda karşı çıkmış bu ülkelerin zaten finansal sıkıntıda oldukları o yüzden ayrı bi denetlemeye tabii olmalarını önerdi. sonuç akdeniz ülkeleri çok sert çıktı hollanda’ya portekiz dışişleri bakanı mide bulandırıcı dedi, italya ab batarsa hollanda lalelerini nereye satacak diye alaycı bi açıklama yaptı bi süre sonra hollanda mecburen geri adım attı. böyle bi dönemde bile adamların ilk ve tek düşündüğü şey para. dayanışma konusunda yalan bi ülke biraz.

    süreçte iyi yaptıkları şey; hayvani bi yardım paketi açıkladılar işsiz kalanlara. freelancer isen bi kerelik 4000 euro yardım ve de ayda 1500 euro maaş. büyük şirketlere de işçi çıkarmasınlar diye sınırsız destek.

    bi de aşı ve ilaç üretimi konusunda baya iyi çalışıyorlar. onun da sebebi yine para mk. aşıyı ilk bulan ülkelerden biri olabilir.
  • covid vakası rakamlarının tavana vurması nedeniyle dün açıklanan yeni kurallar çerçevesinde, belediyede yapılan nikahları -çiftin kendisi dahil- 4 kişi ile sınırlandırırken, kilise nikahlarında ne hikmetse 30 kişiye kadar izin veren kriz kontrol (!) yönetimine sahip ülke. kilisenin istisna olmasının nedeni ise tabii ki anayasa ile korunan ibadet özgürlüğü.

    anlıyoruz ki, söz konusu yer güya bir birinci dünya ülkesi bile olsa şu din denen hastalıktan kurtuluş yok.

    edit: kaynak
  • ön edit: bir entry girdim, yediğim küfür önümde, yemediğim arkamda. ben ne hollanda’yı övdüm, ne hollanda’ya sövdüm. genel olarak etrafımda yaşadığım şeyleri sizlere yansıtmaya çalıştım. bütün hollanda ile etkileşime mi geçtim? hayır. bu sebeple yazdıklarım benim yaşadığım çevreyi, gözlemlerimi yansıtır. kimine göre doğrudur, kimine göre yanlış. ancak bu entryden ders aldım ve entrylerimin ekşi şeylerde paylaşılma şıkkını kaldırdım. en azından daha kafa rahat olur. ayrıca hollanda’dan ayrılalı neredeyse 7 yıl oldu, pek çok şey değişmiştir eminim. kısaca bu yazıyı 6 yıl boyunca hollanda’da ikamet eden bir bireyin yazıları olarak algılayın. ayrıca belirteyim, tamamen taraflı bir yazıdır. kendi bakış açımdan benim görüşlerimi yansıtan bir yazıdır, ki yazının hiç bir yerinde tarafsızım demedim.

    yaklaşık 6 yıl hollanda’da ikamet eden biri olarak bende bir kaç kelam edeyim burada;

    - bir çok hollandalı ciddi manada gizli ırkçıdır, almanlardan ölesiye nefret ettikleri için ırkçılığı açıktan değil gizli yapmaktadırlar. zira açıktan ırkçılık yaparlarsa nefret ettikleri almanlardan farkları kalmıyor ve bu durumu kabul edemiyorlar. (edit: bunu bütün hollandalılara genellemek yerine belirli bir kesim için söylemek daha doğru, bu sebeple hollandalılar kelimesi bir çok hollandalı olarak güncellendi.)

    - hollanda giyim kuşam konusunda pahalıdır lafına çok katılamıyorum. amsterdam evet pahalıdır, ancak ucuza gayet kaliteli giyecek bulabileceğiniz lokal mağazalar vardır. özellikle indirim zamanları çok çok ucuza ayakkabı ve giysi alabilirsiniz. ha tabi moda anlayışları resmen facia, hollanda’dan sonra önce belçika’ya, ardından fransa’ya yerleştim, özellikle fransa ile kıyaslarsanız hollanda tam bir zevksizler ülkesidir moda açısından.

    - hizmet alımı çok pahalıdır, bakın pahalı değil çok pahalı, tabii işinizi legal yaptırmak isterseniz. her zaman kaçak göçmenler sayesinde illegal ve daha ucuz, haliyle daha güvensiz ve kalitesiz, işçilik seçenekleri mevcuttur.

    - kira konusuna girmiyorum bile, devletten huurtoeslag almazsanız ayvayı yediniz, onu alabilmek için ise gelirinizin baya bir düşük olması ayrıca evinizin o geri ödemeye uygun olması gerekiyor. (huurtoeslag: devlet tarafından yapılan kira yardımı.)

    - sağlık sigortası keza başka bir sorun, özel sigortalar aracalığı ile yapılıyor, geliriniz düşük ise tek çıkar yolunuz zorgtoeslag. (zorgtoeslag: devlet tarafından yapılan sağlık sigortası yardımı.)

    - yeme - içme marketten alışveriş ile yapılacaksa ucuz, hatta çok ucuz. hem kaliteli gıda bulabilirsiniz, hem ucuza bulabilirsiniz. özellikle balık eti konusunda muazzamlar. her pazara çıktığınızda 2-3 euro’ya çok leziz kibbeling yiyebilirsiniz. (kibbeling: bir çeşit kızarmış balık.)

    - vergi kısmı sıkıntılı, çok yüksek vergiler var maaşlara uygulanan. ancak eğer hollanda dışından kalifiye bir eleman olarak hollanda’ya gelirseniz ve hollanda’da emekli olmayı düşünmezseniz 30 percent rulinge tabi olabilirsiniz. yani maaşınızın %30’u size vergilendirilmeden verilebilir. bu size hem nakit fazla para kazandırır, hem vergiye tabi tutulan maaşınız düşük olduğu için düşük vergi dilimine girmenize sebep olur, bu hollanda gibi temiz su vergisi dahi alan bir ülkede büyük bir nimettir. ancak bu %30 kuralı emekli maaşınızı etkiler; vergilenen maaş %30 düştüğü için otomatikman hak ettiğiniz emekli maaşı %30 düşer. bu kural ben hollanda’da iken 10 yıl boyunca geçerli idi, 10 yıl sonunda artık kısmen dutch sayılıyorsunuz, kural düşüyor. (edit: ben 2008 yılı için yazmıştım, 5 yıla düşmüş yeni sistemde)

    - öğle yemeği kültürü yok, en iyi ihtimal ile döner veya çin yemeği yersiniz öğlenleri.

    - servis kültürü yok ama gerekte yok, eviniz kaç km uzakta ise maaşınıza ona göre bir yol yardımı yansıtılıyor.

    - genelde size ödenen maaştan her ay yaklaşık %8’lik kesinti yaparak bunu size yılda iki kere (mayıs ve aralık) çift maaş olarak ödüyorlar. bu güzel bir şey çünkü maaşlar yüksek olduğu için bu kesinti sizi etkilemiyor ve yılda iki kere çift maaş alınca tatile gitmek ekonomik olarak sorun olmuyor. dilerseniz bu parayı yıl içine yayarak da alabilirsiniz.

    - senede hafta sonu hariç 40 gün izin hakkınız var, ve inanın bu çok yüksek bir sayı. hele türkiye gibi sürekli çalışılan bir ülkeden geçiş yaptıysanız. bu 40 gün iznin 5 gününü devlete satabiliyorsunuz ve karşılığında yarım maaştan biraz az bir ücret alabiliyorsunuz. (edit: bu sadece akademide geçerli imiş, diğer sektörlerde 20 gün izin varmış, aldım elime nickimi rumuzlu yazara teşekkürler)

    - aile hekimliği facia, acil sağlık sistemleri facia, ancak kanser gibi hastalıklara bakımları iyi. ayrıca çocuk sağlık sistemleri fena değil.

    - amsterdam’ın hollanda ile alakası yok, amsterdam hollanda’nın makyaj yapılmış yüzü. benim hollanda’da en sevdiğim şehirler; utrecht, nijmegen, zwolle ve groningen olmuştu. breda ve arnhem fena değildi. rotterdam, den haag ve eindhoven’ı çok sevememiştim.

    - türklere temkinli yaklaşmakta fayda var, geneli iyi ama yediğim en sağlam kazıkları da türklerden yedim.

    - güneş fazla yok, yağmur çokça var, bunlar zaten bilinen şeyler.

    - bir keresinde hollandalı bir arkadaşım ben türkleri seviyorum demişti, neden diye sorunca faslılardan daha iyi olduğunuz için diye cevap vermişti :/ .

    - herkes bir noktaya kadar ingilizce konuşuyor, bu önemli zira flemenkçe benim hayatımda gördüğüm en absürt ve kural dışı dil. biraz almanca biraz ingilizce karışmış kuralsız bir germen aksanı ortaya çıkmış.

    - akademik bir ortamda iseniz ırkçılık fazla gözünüze batmıyor, ancak uzun süreli ikamet ediyorsanız kesinlikle ırkçılığa maruz kalıyorsunuz. mesela ben bir iki kere restoranda ve markette başkalarına ırkçılık yapıldığına denk geldim. hatta birinde karadenizli bir türk çok sinirlenmişti, onu dışarı çıkarmak zorunda kaldım. ben ise bir kere bir öğrencim tarafından ırkçılığa maruz kaldım, o öğrenciyi de diğer öğrenciler kınamıştı ben fazla umursamamıştım. ancak bu konuları kafaya takan biri iseniz belirteyim, 5 yıl ve üzeri bir süre hollanda’da kalırsanız kesinlikle bir şekilde türk kimliğiniz ile alay edilir, aklınızda olsun. umursamak yada umursamamak sizin elinizde.

    - albert heijn, hoogvliet, lidl, aldi, c1000 gibi marketler her türlü ihtiyacınızı karşılar.

    - hollanda’da iş yerinde yüksek pozisyonlarda çalışanlar incelenirse iki şey farkedilir; 1) hollandalı olmayan çalışan sayısı azalır. 2) kadın çalışan sayısı azalır. hollandalı kadınlar özgür ve öz güvenli kadınlar, ancak, yüksek mevkilerdeki pozisyonlarda bir erkek hegemonyası hakim.

    - perde kültürü yok ülkede, her an çok garip manzaralar ile karşılaşabilirsiniz evlerde.

    - bisiklet olmazsa olmaz.

    - ülke içi ulaşım trenler ile çok rahat. biraz pahalı ama bu hema tarzı mağazalarda satılan ucuz günlük biletler ile uzak seyahatler için kompanse edilebiliyor.

    - hema demişken bahsedeyim, şu an hollanda’ya dair özlediğim belki tek detay hemadır. fransa’da da var ama hollanda’da ki kadar iyi değil.

    - çalışma ortamı açısından avrupa’nın en iyi ülkesi hollandadır. kendi branşım açısından konuşursam, bir ülke düşünün ve o ülkedeki tüm üniversiteler dünyanın en iyi 200 üniversitesi arasında olsun ve büyük çoğunluğu ilk 100’de olsun; leiden, utrecht, delft, eindhoven, wageningen, groningen, twente ve amsterdam şehirlerinde bulunan üniversiteler ilk aklıma gelenler.

    kısaca hollanda benim gözümden böyle, gidecek herkese mutluluklar dilerim zira ben hayatımın en mutlu anlarının bir çoğunu hollanda’da yaşadım.

    edit: imla.
    edit 2: arkadaş bu nedir ya? facebook’ta rastgele bu entrynin ekşi şeylerde paylaşıldığını gördüm, altında hollandacasından türkçesine bir ton küfür... biri yazmış ne o öyle hollandaca yazmışsın anlamıyoruz, güzel kardeşim, çok merak ettiysen ara, araştır, bul. evet akademisyenim amacım insanları araştırmaya yönlendirmek, anlayış doğru ama uygulama sıkıntılı. biri flemenkçe küfür etmiş yalan dolan demiş... çok enteresan bir milletiz, ben burada türkler hakkında tek olumsuz kelime etmedim, hatta geneli iyidir dedim ve kendi özelimde yaşadığım tecrübelerden bahsettim, adam türkler neden ezik diye sorgulamış... neyse, canları sağolsun ama agresif davranmadan eleştirme kültürünü milletçe nasıl edineceğiz hiç bilmiyorum. sakin sakin söyle lafını geç, illa bir küfür, illa bir aşağılama...
  • evet, ırkçılık ve hollanda, favori konularımdan.

    konuyu tersine bir çevirelim. hollandalılar 1960'dan itibaren türkiye'ye konuk işçi olarak akın etseler ve şartları işlerine geldiğinden zamanla eşini çoluk çocuğunu getirseler, daimi kalsalar, hatta ve hatta bütün köyünü, haydi giethoorn diyelim, entrikalarla türkiye'ye taşısalar (amca kızı, hala oğlu, o onunla bu bununla evlendirilip), türkçe öğrenme konusunda "aman ne yapacağız, bizim ülkemiz değil ki, hem ölürsek tanrı bizden incili soracak" mantığı gütseler, türkiyenin yasal tüm eksiklerini farkedip, işlerine geldiği gibi insani hukuki düzenlemelerini kötüye kullansalar (yasal güya boşanmış olup, ama tanrıya bin şükür kilise papazı nikahıyla yine aynı evde oturup, çifter çifter ödenek almak ve bunu asla günahtan saymamak gibi, hatta yüzleştirilince "şimcik o başka, bu başka" deyip hz. isa ne demişlerle bir kılıf uydurmak gibi), işçi kurumuna konuşmaya gidip, türk memura şuram ağrıyor, buram ağrıyor deyip sunulan işten kaytarıp, kafeteryada hollandalı arkadaşlarına "bak nasılda işletiyorum salakları ile kalmayıp, üstüne üstlük kurnaz hollanda tahta takunya tüyoları vermek gibi, kilise üstüne kilise açsalar ve o kiliselere gelen halkı türkiye ve hrıstiyan olmayan herkese karşı büyük kinle doldursalar, bu kilise paraları nereden geliyor diye sorsa türkiye " ben yok bilmemek" gibi saçmalıklarla ört bas etseler, türkiyede çalışıp para kazanıp ya da daha vahimi sosyal ödenek alıp kıçlarının üzerine oturup tüm gün hollandalı ivedik izleyip genede ülkeye küfür üstüne küfür yağdırsalar, çanak antenlerle sadece hollandayı izleyip türkiyenin 23 nisanıdır, kurtuluş bayramıdır hepsini popolarına silseler, bedenen türkiyede olup, ama ruhen ve kalben her zaman hollandaya bağlı kalıp türkiyeden asla ama asla haz almasalar, hollanda'da yaşanan büyük küçük her siyasi krizdir, spordur, her neyse koca koca bayrakları alıp "hollanda, hollanda" diye boğaziçi köprüsünü istila edip taşkınlaşıp trafiği kapatsalar, hem türk hem hollanda pasaportu alarak her iki ülkenin kaymağını yeseler, çocukların birazcık vakti olduğunda incil dersine koştursalar ve türkiye kültürüne ' ıııy, pis müslüman kültürü, benzeme yavrum onlara, tanrı cezalandırır bizi' diye işleseler, türkiye onlara her konuda eşit kendilerini geliştirme ve iş imkanı sunsa (milletvekili olmaktan futbolcu olmaya kadar) ama onlar en küçük olayda hemen 'hollandalılara hep ırkçılık yapılıyor!' diye zırlasalar, kendi evlerini ve kiliselerini çamaşır sularıyla temizleyip, sokakların içine edilmesi gereken yer olarak görseler, türk kızlarını orospu, namussuz, bir kullanımlık ve hollandalı kızları hanım hanımcık daimi evlenmelik görseler... liste daha uzun, ağzımda derman kalmadı.

    hollandalılar iyi tahammül ediyor diyorum bazen.

    35 senedir bu ülkedeyim, ben hiçbir zaman türkiye kökenimden dolayı ırkçılık ile karşılaşmadım şahsım adına. aksileri var, evet, ama onları da bir şekilde yumuşattım, anlattım.

    ırkçılık nedir biliyor musunuz?
    tekirdağ'da bir kilo üzüm almak isterken, çok ciddi ciddi "kürtsen satmam sana" cümlesidir. ben kürt değilim. ama sırf böyle bir söylem için almadım o üzümü. müstakbel bir yerine ışınlansın (afedersiniz), üzüme de yazık bu arada.

    balık alınırken sorulan soru...hiç te acayip değil, hatta gurur duydum balıkçı ile, kadın ilgili, ne olup bittiğini biliyor.

    burada ki hödükler daha hollanda'nın başbakanının kim olduğunu bile bilmiyor.

    edit:
    gelen birkaç mesaj sonra açıklama, bu yazıyı neden yazdım? çünkü sistemi gerçekten kötüye kullanan bir kitle var maalesef. çok uzun yıllar bu ülkede oturan ve bu perspektiften olaya bakan birisine çok tanıdık gelecektir. ve hollandalılar direkt olmaları ile bilinirler. türkiye kültüründe ki dolaylı sorma yoktur pek. balıkçı bayanın hollandaca bu soruları nasıl sorduğunu tamamen duyabiliyorum hollandaca. kültürel bir sorma tarzı, ırkçılıkla alakalı düşünmüyorum, haberlerden duyduğunu paylaşma durumudur. ola ki türk diye balık satmasaydı yazara, evet, o zaman ırkçılıktı. ve kesinlikle orada olsam, mutlaka ağzımı açar müdafa ederdim bu yazarı.

    edit 2:
    bu girdi dikkat çekmeye devam ediyor. gelen bir mesaj üzerine yazma gereği buldum. 'gerçekten size bu soru tekirdağ'da soruldu mu' sorusu. evet, gerçekten bu soru soruldu, tekirdağ'ın bir köyünde, yıl 2012. ben esmer bir tipim. hollanda'da türkiye kökenli olduğumu anlamazlar ve direkt güney akdenizli (ispanya, portekiz, italya v.s. zannederler, hatta güney amerikalı ya da israillimisiniz diye duymuşluğum bile vardır). türkiye'ye gelince daha ziyade doğulu'musunuz diye sorarlar. ki doğu ile hiç alakam yok, annem istanbulludur, babam adanalıdır. o gün üzüm alırken, satıcı - türkiye geleneği- 'neredensin abla' dedi. 'istanbul' dedim. ' ha, iyi, ben de seni kürt sandım, kürtsen satmazdım' dedi. çok ciddiydi. 'o nedenmiş' dedim. 'hiç sevmem onları' dedi. o kadar içime oturdu ki. bu ülkede herkes bir arada yaşıyor, lazıdır, çerkesidir, uygurudur, kürdüdür, rumudur, yahudisidir, herkes topluma bir şekilde katkı sağlıyor. birlikte paylaştığımız o kadar çok şey var ki tarih adına. almadım o üzümü, bir nevi protesto. ve türkiye'de başıma gelmiş geçmiş ilk ve son olaydır. başka hiç bir yerinde böyle birşey ile karşılaşmadım. ama ne zaman o anı düşünsem içim hep burulur.
  • eğer bir hollandalı ile evlenip hollanda’da yaşamak istiyorsanız, ab, amerika veya japonya vatandaşı değilseniz uyum testini geçmek zorundasınız. bu testte hollanda kültürüne ait soruların yer aldığı iddia ediliyor ama hollanda televizyonlarından birinde test hollandalılara uygulanmış, hollandalıların yüzde 80i testi geçememiş.

    testte sorulan bazı soruların bir tane doğru cevabı yok, ama hazırlayanlar bunu hesaba katmamış. sizler için seçtiğim sorular şöyle:

    1-iş yerinden bir arkadaşınız evlenecek. kendisi bir parti düzenliyor ama sizi davet etmemiş. ama birşey yapmak istiyorsunuz, ne yaparsınız?
    a- hediye gönderirim
    b- mektup içinde para gönderirim
    c- bir tebrik kartı gönderirim

    doğru cevabımız c şıkkı olacak. ben olsam bi bok göndermem açıkcası. artı adamla yakınlık dereceme göre değişir bunun cevabı. neyse ikinci soruya geçelim:

    2- hangi bahçe bir hollandalı tarafından kabul edilebilir?
    a- bisiklet ve çöp kutulu bir bahçe
    b- buzdolabı, boş bira kutuları ve başka ıvır zıvır ile dolu bahçe
    c- çocuk oyuncağı, alışveriş arabası ve birden fazla çöp kutusu ile dolu bahçe

    doğru cevabımız a şıkkı imiş. hollanda’da kaldığım 6 sene boyunca her 3 şıkka uyan hollandalı bahçesi gördüm açıkcası. bunun cevabı da aileden aileye değişiyor, ama neymiş? doğru cevap a!

    3-yılbaşı günündeyiz. yılbaşı gecesi komşunuzun aklına uyup havai fişek olayını abarttınız, sokak rezil halde. naparsınız?
    a- uyanınca sokağı süpürürüm (bak bak bak)
    b- bi bok yapmam. sokağı süpürmek belediyenin görevidir, deli gibi vergi ödüyoruz
    c- bi bok yapmam. zamanla rüzgar temizler (naturalist yöntem)

    doğru cevabımız a şıkkı. bu gerçi zor bir soru değil. testi geçmek gibi bir kaygısı olmayan kiz arkadasim b şıkkını işaretlemiş, hollandalıların çoğunluğunun da b’yi işaretleyeceğine eminim.

    4-komşunuzun yeni bir bebeği oldu. naparsınız?
    a-bir tebrik kartı yollarım (jan’cığım, allah analı babalı büyütsün)
    b-hemen evlerine gider, bi bardak çayımı içer, tebrik ederim.
    c-birkaç gün bekler öyle tebriğe giderim.

    doğru cevabımız a seçeceği. bu soruda hollandalılar üçe ayrılmış durumda. köy ve ufak şehirlerde b şıkkı tercih edilirken şehirliler a ve c’yi tercih etmiş. elbette komşu ile samimiyetimize göre değişiyor bunun da cevabı.

    5- amsterdam’dan enschede’ye trenle ne kadar sürüyor?

    a-1 saat
    b-2 saat
    c-3 saat

    bunun uyumla ne alakası var lan? hollanda demiryolları’nın websitesi var, aç ordan bak. hayatı boyunca rotterdam ve delft’ten başka şehir görmemiş okuldan asistan arkadaşım kesinlikle bilemez misal bunun cevabını. atın onu vatandaşlıktan sıkıyosa? hadii?

    6- kızınız çok akıllı birisi. liseden sonra okumak istiyor. hangi reaksiyon en doğrusudur?

    a- “istediğini yap, zaten beni hiç dinlemiyorsun” (sitemkar mode on)
    b- “iyi fikir, okumaya devam et” (oku da böyük adam ol mode on)
    c- “çalışıp kendi paranı kazanman daha iyi bir fikir değil mi?” (kapitalist mode on)
    doğru cevabımız b seçeneği.

    benim hazırladığım alternatif sorular ise şöyle:

    1-delft şehrinde, anne veya babası safkan hollandalı olmayan öğrencilerin belediye tarafından ayrı bir semte yerleştirildiği doğru mudur?
    a-hollanda demokratik bir ülkedir öyle şey olur mu?
    b- boru gibi olur

    (doğru cevap b)

    2- avrupa’daki en yüksek fiyatlardan birini uygulamasına rağmen sürekli zarar eden, cumartesi günü ülkenin en büyük 2 şehri arasındaki yol hattını kapayan ve normalde yarım saat süren yolun 3 saatte 3 aktarma ile alınmasına sebep olan, her 5 trenin 3'u geciken demiryolları hangi ülkededir?

    a- hollanda
    b- belçika
    c- papua yeni gine

    (doğru cevap a)

    3- bir türk öğrencisi vizesini uzatmak için uğradığı yabancılar polisi tarafından yaka paça cezaevine tıkılıp, 1 hafta her türlü kötü muameleye tabi tutulduktan sonra “yanlışlık yaptık, özür dileriz” diye salıverilmiştir. bu olay hangi çok gelişmiş batı avrupa ülkesinde olmuştur?

    a- hollanda
    b- fransa
    c- papua yeni gine

    (gene doğru bildiniz, hollanda!)
    4- batı avrupa ülkelerinin birinde, sınır dışı edilmeyi bekleyen yabancıların bulunduğu hapishanede yangın çıkmıştır. bu yangında tutuklular kaçar diye cezaevi görevlileri bütün kapıları açmamış ve 11 tutuklu yanarak can vermiştir. bu olay hangi insan haklarına saygı duyan batı avrupa ülkesinde meydana gelmiştir?

    a- hollanda
    b- monaco
    c- papua yeni gine

    (doğru cevap gene hollanda! aman tanrım! oh mijn god!)

    5- hangi ülke göçmenlerine daha ülkeye gelmeden abuk subuk sorulardan oluşan bir test uygularken, kendi vatandaşlarının çoğu bu testi geçememiştir?

    a- hollanda
    b- fransa
    c- papua yeni gine