şükela:  tümü | bugün soru sor
  • (bkz: ukte dolması)
    bilkent üniversitesi siyaset bilimi hocalarındandır, ortadoğuyu iyi bilir ve özellikle israil-zionism-post zionism konularında ders alınasıdır. bazen derslerinde uyutabilir; ama yine de sevilesidir, dinlenesidir.
  • iyi huylu, güzel ders anlatan, sınavlarda da fazla zorlamayan genç bir hoca.
  • ibranice bilen birikimli akademisyen.
  • nasıl olmuş da yazmamışım. on numaradır.
  • bir muhendislik ogrencisi olarak zamaninda kendisinden secmeli olarak introduction to political science dersi aldigim hocadir. karsisindaki ogrencinin tam zitti bir dusuncede olsa dahi, ki emin olun onu aninda madara edecek bilgi birikimine sahiptir, onu sonuna kadar lafini hic bolmeden dinler ve fikirlerini en guzel sekilde ifade etmesi icin motive eder. uzun lafin kisasi, kendisinden cok sey ogrenilen hocadir.
  • kim 500 milyar ister'e katılsam, telefon joker hakkına sadece kendisini yazarım, her soruda da ararım..

    bu kadar bilgi birikimiyle birlikte bu kadar tevazu ve naifliği bünyesinin neresinde topladığını merak ettiğim hocadır..

    sadece hoca olarak değil, bir insan olarak bana çok fazla şey öğretmiş biridir..

    bendeki tanımı budur..
  • bilkent siyaset biliminin en iyi hocalarındandır. erken cumhuriyet dönemi entelektüel tarihi, özellikle de dil ve milliyetçilik tartışmaları üzerine uluslararsı saygın akademik dergilerde yayımlanmış çok titiz ve isabetli çalışmaları vardır. doktora derslerinde her meseleye ziyadesiyle eleştirel ve çok yönlü bakma becerisiyle bizleri kendine hayran bırakırdı.

    bir yandan da bazı akademisyenlerin aksine, türkiye'nin güncel siyasi ve entelektüel meselelerinden bigane değildir.
    netekim türkiye'de sosyal bilimlerin son 30 yılının siyasi seyrini değerlendirdiği şu makale bile ilker hocanın seviyesini ispat eder tek başına:

    post-post-kemalizm
  • dersini aldığı için şanslı hissettiğim fevkalade birikimli akademisyen. eğer tarihi olayları yorumlarken olaya kendi perspektifinizden bakmayıp tarafsız olabiliyorsanız sizi yorum yapmaya teşvik eden sorular sorar ve uzunca konuşma fırsatı bulursunuz dersinde. siyaset bilimi öğrencilerinin en az bir dersini almaları önerilen akademisyendir.
  • aşağıdaki metinleri bir yazısında kullanmış şahsiyettir:

    "nasıl ki osmanlı imparatorluğu pek çok dinsel ve etnik gruptan oluşmakta idiyse, aynı şekilde devletin resmî dili osmanlıca da türkçe, arapça, farsça ve yer yer italyanca, yunanca, ermenice ve diğer dillerin unsurlarının yanyana görülebildiği ve üstelik arap alfabesiyle yazılan bir dildi." (fahir iz referansıyla)

    "dille millet arasında kutsal bir bağ olduğu tezini felsefi olarak ilk temellendiren johann gottfried herder'dir."

    "... dil milletin ruhu olarak değerlendirilir; bir dilin yokoluşu, onu konuşan milletin de ölümüdür, tıpkı bir dilin uzun yıllardan sonra canlanışının o milletin de canlanışına işaret etmesi gibi." (herder yorumlanıyor)

    "... 19.yüzyıl boyunca dilbilimin neredeyse bir cermen bilimi görünümünde olduğu ..."

    "... sonuçta çekimli dillerin üstünlüğü tezi ortaya çıkmıştır." (xıx.yüzyıl dilbiliminin vardığı sonuç olarak)

    "insan beyninin kapasitesi konuştuğu dilin plastikliği oranında artar; köklerin çekime uğrayabilmesi veya hiç olmazsa ekler yoluyla anlam değişikliği sağlanabilmesi o dili konuşan milletlerin diğerlerinden üstün olduğunu gösterir. demek oluyor ki, yalınlayan, bitişken ve çekimli diller aynı zamanda bir medeniyet hiyerarşisinin göstergeleridir." (yine xıx.yüzyıl dilbiliminin vardığı sonuç açıklanıyor)

    "bu sınıflandırmanın ve tezin pratikteki faydası batı dışındaki milletlerin 'düzelmeyecek eksiklik ve geriliklerine' o gün için bilimsel kabul edilen bir açıklama getirmesi olmuştur." (xıx.yüzyıl dilbiliminin vardığı sonuçların yorumuna devamla)

    "... '... istanbul harika bir yer olmalı, bir de şu barbar türkler olmasa...bu turanilerin avrupa'da yaşaması için hiçbir mazeret olamaz' ..." (max müller'in sözleri aktarılıyor)

    "...'...[kökleri] bir anda anlaşılamayan ve çözümlenemeyen kelime ve formları barındırabilmek için gelenek, toplumsal yaşam ve edebiyat gerekir.'" (referansla max müller'den alıntı)

    "...'... dilleri aralarındaki akrabalığın tek kanıtıdır. ...'" (arthur lumley davids'den referansla yapılan ve türkler için söylenmiş bir alıntı)

    "... yakın doğu dilleri ve arkeolojisi uzmanı fransız bilim adamı françois lenormant da turani milletlerin sanat ve medeniyete kabiliyetleri olmadığı tezini çürük buluyor ve bunun 'cermen halkının kibrinden doğmuş' eski bir önyargı olduğunu söylüyordu." (archibald henry sayce göndermesiyle)

    "... türklerin medeni olmadıkları ve dilleri yapısal bir değişiklik geçirmedikçe medeni olamayacakları söylenmektedir." (max müller ve diğer bir takım dilbilimcilerin söylemi olarak)

    "bu ... bakış açısı türkçenin insanoğlunun konuştuğu ilk dil, o günlerdeki ismiyle ursprache, olduğunu, diğer bütün dünya dillerinin de bu ortak anadilden unsurları bünyelerinde koruduğunu, dolayısıyla tarafsız bir dilbilim metodolojisiyle bu unsurların meydana çıkarılabileceğini ve türkçenin insanlık tarihinde layık olduğu yere geleceğini söylüyordu. 1935 yılının son aylarında ortaya atılan güneş-dil teorisi bu ... argümanın zirvesi olacaktır."

    "1932'de toplanan birinci türk dili kurultayı'nda ilk defa resmî olarak ortaya atılan bu tez aslında büyük ölçüde samih rıfat bey'in icadıydı." ("türk dil tezi" kastediliyor)

    "bu teori, tarihsel karşılaştırmalı filolojiden, 19.yüzyıl etnoloji çalışmalarından ve freudcu-jungcu psikanaliz metotlarından bölük pörçük ödünç alınan öğelerin sistemizasyonu son derece tartışılır bir şekilde bir araya getirilmesinden doğmuştu." ("güneş-dil teorisi" kastediliyor)

    not: "türk dil milliyetçiliğinde batı meselesi" başlıklı, ağustos/06'da yayımlanmış bir makaleden alınmıştır.

    bir de şu dipnotlar var:

    "bu benzerlikler morfoloji açısından hiçbir kıymet taşımamaktadır." (fransızca'daki "société (toplum)" sözcüğünün türkçe "söz" sözcüğünden, latince'deki "domus (ev)" sözcüğünün türkçe "dam" dözcüğünden, "columna (sütun)" sözcüğünün türkçe "kol" sözcüğünden türediğine dair iddialar için söyleniyor)

    "o sıralarda türk dil kurumu'ndaki, ve muhtemelen türkiye'deki, tek eğitimli, profesyonel dilbilimci olan ragıp hulusi özdem'in bu tarz çalışmalardan uzak durduğunu ve hattâ güneş-dil teorisi'ne inanmadığını bizzat atatürk'e söylediğini hatırlayalım."

    "özdem örneği gösteriyor ki, dil ve tarih tezlerine kişisel muhalefet mümkündü."

    "yine dönemin en önemli türk dilcilerinden, türk lügati'nin yazarı hüseyin kazım kadri bey kendisinden bir konuda yardım isteyen türk dil kurumu'na, kurumun çalışma metoduna ve türk dil tezi'ne hiç katılmadığı, bu nedenle yardımı reddettiği yollu sert bir cevabi mektup göndermişti. buna karşılık kurum'un tek yaptırımı hüseyin kazım kadri'yi üyelikten çıkarmak olabilmişti ki bu üyeliğin de kendisinin isteğiyle değil kurum'un uygun görmesiyle gerçekleştiğini ekleyelim."
  • aşağıdaki metinleri de bir başka makalesinde kullanmış şahsiyettir:

    "... tevrat'ın eyüp'ü bir peygamber değildir. hattâ yahudi bile değildir."

    "'iyyov ya da eyüp 'kendisine düşman olunan kişi' demektir ki bu da eyüp ismini alegorik mânâda anlamamız gereğini ve eyüp'ün, kıssasının içeriğine dayanarak isimlendirildiğini işaret eder."

    "... ürkütücü anlamı sebebiyle, tevrat'taki pek çok sıradışı karakterin isimleri bile yahudilerce kullanılmışken, ismi 'iyyov yani eyüp olan bir yahudi'ye tarih boyunca rastlanmaz."

    "...'...allah'tan iyilik kabul edelim de kötülük kabul etmiyelim mi?'" (tevrat'tan alıntı)

    "... eyüp metninin ilk defa, sözlü bir metin olarak ortaya çıktığı erken birinci tapınak dönemi'nde yahudilik'te henüz ahiret inancı tam anlamıyla yerleşmemişti."

    "yoksa, tanrı, nietzsche'nin deyişiyle 'iyilik ve kötülüğün ötesinde' olduğunu, bu kategorilerin kendisi gibi bir varlık için anlam ifade etmediğini mi söylemektedir?" (tevrat'taki eyüp kıssası bağlamında)

    "tanrı ve eyüp'ün karşılaşmasında önemli olan tanrı'nın söyledikleri değil, karşılaşmanın, yani bu sıradışı deneyimin ta kendisidir."

    not: "eyüp: soğuğa açılan kapı" başlıklı, şubat/07'de yayımlanmış bir makaleden yazımı aynen korunarak alınmıştır.

    bir de şöylesi bir dipnot var:

    "nebi sıfatı sadece birinci tapınak dönemi'nde (yaklaşık m.ö.900-500 yılları) yaşayan, bir esrime hali yaşayıp gelecekten haber verebilen kişilere uygun görülür ..." (tevrat çerçevesinde "nebi" kavramı açıklanıyor)