şükela:  tümü | bugün
  • siyasi hiciv nedir ve nasıl yapılır konusunda okullarda ders olarak gösterilmesi gereken türk filmidir.aslında bu film büyük ölçüde uğradığı sansür yüzünden hep küfürlü,basit bir komedi olarak algılandı ama işin aslı hiçbir zaman öyle değildi.bir kere bu film türkiye’nin siyasi olarak belki de en karmaşık döneminde çekildi.okuduklarımızdan,duyduklarımızdan bildiğimiz kadarı ile böylesine açık bir biçimde siyasi mesajlar içeren bir filmi o dönemde çekmek hakikaten cesaret isteyen bir işti.filmi çekmek bir dert,filmin sansürden geçmesi başka bir dert.aslında bu filmin yapım hikayesini çok merak ediyorum.nasıl çekilmiş,ne gibi engeller çıkmış,o dillere destan sansür kurulundan nasıl geçmiş,seyirciden nasıl bir tepki almış?...şu an için bunları en iyi bilenlerden hayatta olan iki kişi var öykünün sahibi müjdat gezen ve öyküyü senaryolaştıran umur bugay.mesela bir oradaydım belgeselinin konusu rahatlıkla bu film olabilir diye düşünüyorum.eminim ki çok ilginç bir yapım hikayesi var bu filmin.

    filme gelirsek hani biraz iddialı olacak ama bence türk sinemasında bu film kadar açık ve etkili bir biçimde amerika ve kapitalizm karşıtı muhalif bir film yapılmadı.filmi sansürsüz izleyenler bunu çok daha iyi anlayacaktır.senaryo ilk bakışta basit ve absürd gelebilir ama müjdat gezen hikayeyi yazarken olayları öyle güzel kurgulamış ve siyasi görüşünü hikayeye öyle ustaca adapte etmiş ki filmi tekrar tekrar izleyip,derinlemesine düşününce hikayenin tam bir siyasi hiciv harikası olduğu ortaya çıkıyor.filmin uyarlandığı öykü olan eşeğin karnındaki elmas'ı hiç okumadım ama filmde anlatılanlara ve karakterlere baktığımda müjdat gezen’in siyasi hiciv konusunda yakın dostu aziz nesin’den epeyce etkilendiğini tahmin etmek zor değil.

    filmde o dönem ülkemizin içinde bulunduğu siyasi durum,ekonomik sıkıntıların getirdiği toplumdaki yozlaşma,ahlaki çöküntü,insanların iki yüzlülüğü,fakir halkın tek umudunu şans oyunlarına bağlaması ve diğer sorunlar trajikomik bir şekilde öyle ustaca anlatılmış ki hakikaten bu ustalık karşısında hayrete düşmemek elde değil.

    başta kemal sunal olmak üzere filmdeki oyunculuklar gerçekten takdire şayan.''kemal sunal;filmleriyle birlikte o dönem halkın beynini uyuşturdu'' diyen bazı aydınlarımıza bu filmi tekrardan şöyle bir dikkatlice izlemelerini tavsiye ederim.bir düşünsünler bakalım acaba o dönem kaç oyuncu en üst seviyedeki kariyerini tehlikeye atar ve böyle muhalif bir filmde başrol oynamayı kabul ederdi.kemal sunal bu tercihiyle yaptığı işi ne kadar sevdiğini ve saygı duyduğunu göstermiştir.bu davranışıyla da kendinden sonra gelecek nesillere önemli bir örnek olmuştur.ama bugüne geldiğimizde maalesef genç oyuncuların onun kadar bu işlerde cesaretli olmadığını,olamadığını görebiliyoruz.müjdat hoca geçen bir söyleşisinde olayı çok güzel açıkladı zaten ''bizim nesil çok cesaretliydi ama şimdiki oyuncularda bu yok'' diye.

    filmdeki en önemli karakterlerden biri olan hacı ömer’e hayat veren ali şen’in oyunculuğundan da bahsetmeden geçmek olmaz.ali şen eğer bambaşka bir zamanda bambaşka bir ülkede yaşamış olsaydı eminim ki bu filmdeki oyunculuğuyla ödüllere boğulurdu.zaten bu kadar zor ve çok tepki çekebilecek bir rolün üstesinden ancak ali şen gibi usta bir oyuncu gelebilirdi.bildiğim kadarıyla ilk filmi olmasına rağmen macit koper’in de filmdeki oyunculuğu mükemmeldi.filmin sonu,çalan müzik,adem’in kendine söyledikleri ve işçilerin arasına karışması hepsi çok anlamlıydı.

    başta öykünün sahibi müjdat gezen olmak üzere müthiş oyunculuklarıyla kemal sunal’ı,ali şen’i,macit koper’i ve filmdeki tüm diğer oyuncuları,yönetmen atıf yılmaz’ı,öyküyü senaryolaştıran umur bugay’ı,yapımcıyı,filme katkısı olan herkesi üzerinden yıllar geçmişte olsa böyle bir filme imza attıkları için kutlamak gerekir.
  • --- spoiler ---

    bu filmin sansürlenmiş olduğunu ilk defa dün akşam öğrendim ve çok şaşırdım. bugüne kadar bu filmi kaç kere seyrettiysem her seferinde kemal sunal "bok nöbeti kimde?" derdi ve film orada biterdi. meğer devam ediyormuş. bu sorunun üstüne iki kişi kalkıp "bizde bizde" diyormuş. hatta ertesi sabah eşek sıçıyormuş. "eşek sıçtıııı" nidalarıyla birlikte herkes eşeğin bokunu avuçlayarak elmas arıyormuş. bunu gören kemal sunal ise öğürerek kendini dışarı atıyor ve 1 mayıs işçi bayramını kutlayan işçilere katılıyormuş.

    --- spoiler ---
  • cekildigi donemdeki toplumsal hareketliligi de dislamayan (ornek :ari biskuvi fabrikasi grevi), gayrettepede su anda turk ticaret bankasigenel mudurluk binasi olan zamanin top sahasiolarak bilinen mevkide cekilen, ari mayali tisortumle basrol oyuncusu tarafindan tekmelendigim, kopyasina sahip olamadigim komedi filmi.
  • bu filmin sansürsüz versiyonu youtube dan izlenebilir. izlenmelidir, izletilmelidir. türk sinema tarihinin en "dolu" filmlerinden biridir.

    not: bu entry i yazarken bile youtube un yeniden belki de sadece bu yüzden bile kapatılabileceğini düşündürtür..
  • --- spoiler ---
    adem'in kendini yuruyusculerin arasinda buldugu final sahnesinde fonda 1 mayis marsi calmaktadir.
    yuruyuscu isciler isci sinifi partisine ozgurluk slogani atar.
    ellerindeki pankartlarda ise fasizme gecit yok yazisi net olarak gorulur.
    --- spoiler ---
  • adem (isminden anlaşılacağı üzere, herhangi bir ademoğlu) bir şirkette çalışan, ev, araba vb. her şey için kupon biriktiren alelade bir tiptir. evinde hem demirel hem ecevit posteri; hem de dayısının fotoğrafıyla birlikte özgürlük anıtı resmi vardır. burada uyanır. film boyunca ara ara vücudunu teşhir eden kadınlar gibi çürüme alametleri taşıyan amerikanvari reklam sahneleri görünür. çevresindeki çıkarcıların imajı bunlarla karışıp adem'e rüyasında psikotik anlar yaşatırlar.

    adem hikaye başında komünistlerin duvarına yaptığı yazılamalardan rahatsız olmaktadır. sol mesajlar filmdeki saçma komikliklerin arasına serpiştirilmiştir aslında. hayat olağan seyrinde ilerlerken bir köşede duran devrimcilerin sesi minik minik o akışa dahil olur. afişler, dev yazılamalar arka planda geçiverirler... adem apartman boyu kelebek mobilya ve pepsi reklamlarına bakıp sonra grevci işçilerin yanından geçer, ama onlara da pek aldırmaz. elindeki tır kuponuna güvenmektedir. kayıtsız kalsa da solcuların lakırdılarına tahammül etmeye başlamıştır zamanla bir yandan. daha sonra ise duvarındaki eksik yazılamayı kendisi tamamlayacaktır: "fabrikalar tarlalar, her şey emeğin ola(cak)". en başta reddettiği, sonra tahammül ettiği şeye nihayetinde sempati duymaya başlayacaktır. sağda solda duyduğu 1 mayıs marşı diline dolanır.

    hikaye herkesin malumu, abd'de ölen akrabadan kalan eşek, içinde elmas olduğu muhabbeti, vb... bu sebeple hemen adem'in etrafında toparlanan karikatürleri yakından tanıyoruz aslında, sahtekar hacı, gold digger nişanlı, kendini pazarlamak isteyen başka kadınlar, sahte arkadaşlar, sofusundan sekülerine envai türden sermayedar... birbirlerini dibe çekmeye çalışırken çarpık cinsel ilişkiler kurmaktan da geri kalmazlar bunlar. hem birbirlerinden nefret ederler hem birlikte içip dağıtabilirler. bokun içinde birbirlerini eze eze elmas arayacak kadar kişiliksizdirler hepsi.

    filmin sonunda patronlar, yalakaları, yobazlar, fırsatçılar pisliğin içinde elmas ararken adem bunalır ve kendini dışarı atar. (burada çalan müzik için (bkz: sabah rüzgarı)) dışarıda yürürken "hiç mi adam yok, neye inanacağız, kime güveneceğiz?" diye söylenir; sonra cebinden biriktirdiği kuponları çıkarıp tek tek yırtmaya başlar. otomobil, ev, dükkan, tır... toto, piyango... cebindeki kumar kağıtlarını yırttıkça rahatlar. ama sonra bir anda boşluğa düşer, "ne yapacağım ben şimdi?". (bkz: ne yapmalı?) ardından bir kortej arkasından yaklaşır ve adem'i içine alır. soruya bir cevap gelmiştir. film boyunca uzaktan sesi gelen şeyin bu kez gövdesi gelmiştir...

    kortejin sloganı şöyledir: "işçi sınıfı partisine özgürlük!"

    (bkz: türkiye komünist partisi)

    işte böyle yürekli bir filmdir bu. der ki, kumarhanede kazanmanın tek yolu kumarhaneyi terk etmek. der ki, cevher herkesin debelendiği bokun içinde değil, adem'in örgütlülüğünde.
  • filmin bir yerinde ali şen haklı olarak eşeğin sıçmasını beklemekten sıkılmış, midesindeki elması çıkarmak için gece eline hayvan gibi bir satır alıp gizlice mister dörtnal'ı kesmeye karar vermiş idi. lakin kendisi tam satırı hayvanın boynuna vurmak üzereyken aportta bekleyen kemal sunal tarafından basılmış ve aralarında aşağı yukarı şöyle bir diyalog gelişmiştir:

    kemal sunal: hacı napıyon sen?
    ali şen: (satırın ucunu hayvanın boynundan usulca çekip kendi yanağına götürerek) görmüyon mu oğlüm, dreş* oluyom dreş...

    ali şen'in bu efsanevi repliği bir dönem öğrencisi bulunduğum lisede bir şekilde oldukça popüler olmuş, "napıyon lan" sorusuna verilen cevapların önemli bir kısmını teşkil etmiştir...
  • sahneleri yapıldığı döneme göre aşırı cesurdur. film 1978 senesinde çekilmiştir.

    --- spoiler ---

    filmin kareleri çok daha ideolojik ve güçlü, şöyle ki;
    -yığınla kupona zoom yapan kamera,
    -macit koperin duvarda yarım kalan "her şey emeğin ola" yazısını söyleyerek tamamlaması
    -aynı yazının, normalde duvardaki siyasi yazılarını elde boya kovasıyla temizleyen kemal sunalın bu sefer kelimeyi ve cümleyi boyayarak tamamlaması
    -kemal sunalın kendi kendine sesli düşünmesi
    -pepsi reklamı giydirilen yüksek katlı bir binanın önünde kemal sunalın kuru simit yemesi.
    -aslında yabancı bir yönetmen yapsa yere göre sığdırılamayacak olan; toplumun yobazı, sosyetiği, patronu gibi kapitalizmin basamakları olan kesimin eşek bokunu avuç avuç mıncırması.
    -"kime inanacağım? neye güveneceğiz?"
    -kemal sunalın tam da kuponları yırttığı sahnede bomboş, bakımsız toprak yolda ilerlerken "napacaağğm ben şimdi?" diye sormuşken, ellerinde bayraklar, filamalar ile bir kortej eşliğinde kucaklanması adeta. hemen ve hiç bir şekilde yadırgamadan aralarına katılması.

    bonus:
    -siyasal islamın (islam demedim siyasallaşmış islam diyorum) ne kadar paragöz ne kadar bağlı olduğu dinin değer yargılarından uzak olduğunun kanıtı: hacının "moderen" olarak kızı karısı ve kendisi smokinle sokaklarda "hava alma"ya çıkması.
    ps. belirtmeden geçmeyelim 78 döneminde de sadece sağ sol sürtüşmesi değil, siyasal islama hacı amca ağzıyla itiraf ettiriyorlar: "kemal paşa inkılabında hökümet zoruyla bir şapka almıştık ya"
    --- spoiler ---

    anlaşılan o ki, darbe olmasaydı eğer, baya baya acayip bir kültürden geçecektik. neyse atıf yılmazın ellerine kollarına gözüne yüreğine sağlık.
  • bir dönemi özetleyen filmdir. amerikanın bokunu yemek için sıra tutanları özet geçmiş. hacının viski sahnesini bugünkü duruma benzetiyorum: dünün mücahitleri, bugünün müteahhitleri. o zamanda aynıydılar. bugün de aynılar. diğer burjuvalar hala yerinde sayıyor. hedef 2023, köşeyi dönen adamlar meydanlara çıkmak için teoride başdüşmanlarından izin almadan gık diyemiyorlar.

    güzel bir filmdir...

    ek: filmi dvd'den izleyenler yönetim kurulu naşkanı memnan ile sekreter müjdenin helada pompa sahnesi dışında filmin sonunda yönetim kurulu üyesi mithatın hacının kızı şükranı siktiğini görecektir. kimkime dumduma. hacının namusu sermayenin altında sosyeteye giriyor. artık kim nereye çekerse.
  • filmin finali taksim'deki 1 mayıs'ta dev ekranda yayınlanıp herkesin yüzünü biraz daha güldürmüştür.