şükela:  tümü | bugün
  • çocukluk yıllarında barbie ve action man peluşlarının birlikte yatırılmaya başlandığı andır.
  • şahsi görüşüm insanın katıksız masumiyetini 2 yaş civarında kaybettiğidir. zira çocukların gelişimi gözlendiğinde bu yaş civarlarında artık çevresindekileri manipüle etmeyi öğrendikleri farkedilebilir. anneye gidip "baba bana kızdı" demesi ve anneden babaya tepki beklentisi içinde olduğunu belli etmesi vs. gibi...
  • oldukça tonton suratlı bir teyzeye yanından geçen birinin yanlışıkla-misal otobüsteki sıkışıklıktan dolayı- hafifçe ittirmesi ve teyzenin sendelemesinden sonra ki küfür ve hakaretlerinin getirdiği yüz ifadesi
  • insan ruhunun bekaretini kaybettiği andır. pek çoğumuz büyürken kaybeder masumiyetini. pek azımız ise bilinçsiz bir direnç gösterip, uzun zaman korumayı başarır masumiyeti.

    peki ya kaybedenlerin hiç mi şansı yoktur artık return to innocence için? sanırım yok. hatta sanmayalım, maalesef yok. bir kere kir tutmaya başlamayagörsün ruhumuz, bir daha temizlen(e)miyor. bir kez kirlenmeye görsün, bir daha çıkmıyor o lekeler ruhumuzdan.

    farkındalık gibi birşey aslında masumiyet. her nasıl ki farkına vardığımız hiçbir şeyi bir daha asla farkına varmamışız gibi farzedemiyorsak; bir kez masumiyetimizi yitirdiğimiz zaman da bir daha asla o kaybı geri getiremiyoruz.

    peki sonra ne mi oluyor? hayata karşı septik tepkiler geliştiriyoruz. kimimizin zamanla paranoyak olduğu bile oluyor. insanlara olan güvenimizi yitiriyoruz, ki bir daha o da maalesef kolay kolay geri gelemiyor. masumiyeti kaybetmek kötü bir insan olma yolunda atılan en büyük ve birincil adım değil tabii ki. ama bir basamak sayılabilir elbet. kimileri o yolu tutturup, hayatları boyunca hep o yoldan ilerliyorlar. iyi insanlar ise hep o aynı çelişkiler denizinde yüzüyor. boktan hayat / yalan dünya / incinme korkusu üçgeni. kimisi bunu bahtsızlık olarak nitelendiriyor, kimisi hayatın acımasızlığı. bense sadece "hayat" diyebiliyorum sadece, sınıflandırmadan.

    masumiyetini korumayı başarabilenlere ne mi oluyor? onlar da elinde sonunda kaybediyorlar. ya hayat alıyor o masumiyeti ya da bir başkası gelip çalışıyor ruhunuzdan. içe düşen ateş kimi zaman öyle çok yakıyor ki, hastalıklı duygulardan asla kurtulamayacağını sanıyor insan. değerler başkalaşıyor. defans mekanizmaları sertleşiyor. kolay kolay kanmamaya başlıyoruz hiç birşeye yada bize öyle geliyor. kendimizi cin bellediğimiz noktada bile öyle bir şey oluveriyor ki hayatımızda, kendimizi "ben bunu nasıl farkedemedim?" diye sızlanırken buluveriyoruz.

    ve sık sık yeniden çocuk olmayı diliyoruz, bir daha asla olamayacağımızı biliyor olmanın yarattığı o burukluğa rağmen..
  • yalan söylendiği ana denk gelir.
  • bencilliğin başladığı andır.
  • 1'i bir yaşında öğrenen yeğenim, ikiyi gösterdiğimizde asla iki demedi. iki parmağımızı birleştirip gene bir dedi. nasıl demeli, o çocuğun iki demeye niyeti yoktu. bundan yakınır gibi yapıyor ama içten içe gurur duyuyordum. her şeyden önce yeğenim çok karizmatikti ve tavırlarıyla ikiyi üçü bildiğimiz için kendimizi ezik hissettirebiliyordu.

    geçenlerde iki yaşına basan yeğenimin yan odadan gelen sesini duydum: bi iki üc bi iki üç!
    size çürümenin başlaması için 5 yaşın çok geç olduğunu söylemiştim. yeğenimi artık karizmatik bulmuyorum.
  • (bkz: #2047761)
  • olduğunuzu düşündüğünüz insan olmadığınızı anladığınız andır. ama asıl, bunu anladıktan sonra yaptığınızı meşru kılmaya çalışmaya başladığınız andır. kişinin kendisine bir öz biçmemesi en güzel masumiyet biçimidir oysa, ama öz biçmek iş gördüğü için de biçmeyen azdır, yoktur falan işte.
  • diş macununu artık sonundan değil de ortasından sıkmaya başladığım andır.