şükela:  tümü | bugün
  • guldiken gibi kaliteli derginin kaliteli yazarı.. konulu yazılar yazar kosesinde genellikle, sayesinde guldikenin eski ulasabildigim tum kaynaklarını incelemisimdir, bi tane daha yazısını bulacagım diye...
  • galatasaray universitesi'nde vermekte oldugu kultur tarihi derslerinden birinde, kendisine itiraz eden bayan ogrencisine "dir dir edip durma karsimda, birak bu evli kadin ayaklarini" seklinde bir tepki gostermis, universitesel kultur tarihine ayri bir damga vurmustur. akabinde ders terkedilmistir elbet, en azindan benim tarafimdan...
  • 3 sene oncesine kadar gazi iktisatin kabusu olmus adamdir kendisi.hayir cok bilgili oldugunu hepimiz biliyoruz,adam derste brtannicayi bile duzeltti ama niye bize sinege bakar gibi bakiyorsun ki? tamam salak sorular soranlari da anfide boya ama nereye kadar? ama su bir gecek ki kafamiza vura vura da olsa bir seyler hatta cok seyler ogretti, bakis acilari katti. (bkz: fernand braudel)
  • doktor olmasına rağmen pekçoklarında profesör olduğu yönünde kanı oluşturmuş önemli öğretim üyesi düşün adamı. en önemli akademik katkısı, annales okulun türkiye'de tanınması adına çevirdiği ve yazdığı kitaplarla olmuştur; annales okul geleneğinin türkiye'deki en önemli değilse de en meşhur temsilcisidir. (bkz: annales)
  • "soytarı gülmez, sırıtır" isimli kitabı haziran 2004'de raflardaki yerini almıştır.
  • ilginçtir bir kez de benim bindiğim belediye otobüsüne binip, kartını makineye doğru düzgün yerleştiremeyince fırça atmıştı şöföre de şöför, "ünlü bu, uğraşmaya gelmez" şeklinde bir bakışla gülmüştü arkasından.
  • gazi iibf ogrencilerinin, tanimadan nefret ettikleri, tanidikca, anladikca sevdikleri bir garip akademisyen. akademik siralamalara karsi olmasindan mutevellit, ogretim uyeligi yapabilmek amaciyla sadece doktor unvanini almis ve orada durmayi kendine gorev bilmistir. bunun yaninda, profesorluk seviyesinde oldugu da inkar edilmezdir.
    bir zamanlar iktisat birinci sinif ogrencilerinin kabusu olan sdt* donem acilis dersinde, kiz ogrencilere 'siz buraya koca bulmaya geliyorsunuz cunku artik erkek anneleri universite mezunu olmayan kizi ogluna almiyor' diyerek herkesin burnuna kulagina ve de nihayetinde bogazina biseyleri tikamistir.
    aslinda iletisimi kuvvetlidir, cok zevkli gecen dersleri vardir. ancak vize ve final sonralarinda odasina gidenlerin kafalarina kul tablasi yedikleri rivayetleri de muhteliftir.
    senelerce uzerinden cikarmadigi acik mavi, bol zenci kotu ile de ne kadar iktisatli davranmakta oldugunu herkese gostermistir.
  • tum foucault kulliyatini berbat cevirileriyle okunamaz hale getirmis kisidir. insani foucault'tan sogutmasi, cevirilerini okuyanlara "ben aptalmiyim, anlayamiyorum" dedirtmesi, "kelimeler ve seyler" gibi bir basyapiti rezil etmesi en onemli ozelliklerindendir.
  • bir zamanlar trt 'de bilgi yarışması programını sunuyordu mehmet ali kılıçbay yanılmıyorsam.
    ve bir de mahir çayan'la bir fotoğrafı vardır ki ikisinin de kafası güzeldir ve objektife unutulmayacak türden eğlenceli bir poz vermişlerdir.
  • tarihin kapısından geçemeyen konuların tarihçisi michel foucault'nun histoire de la folie a l'age classique adlı eserini başarıyla dilimize çevirmiş, kitaba yazdığı önsözü okurken "n'oluyoz lan" diye gözlerimin açılmasına sebep olmuş şahıs, önsöz bittikten sonra ise kendisine garip bir hayranlık duyduğumu burada itiraf etmeliyim; ukalalığın kaynağı sağlam bir zeka ise, önünde saygıyla eğilmek farzdır.
    kendisi, önsözde; foucault'nun kendine özgü bir fransızca geliştirdiğini yazmış ve türkçeye çevirirken ne kadar zorlandığından söz etmiş, sebebini de şöyle açıklamış:
    "..batı kültürünün felsefeye dayanmasına karşılık, bizde "felsefe yapma" olumsuz bir değer kazanacak kadar küçümsenmiştir, bunun doğal sonucu olarak, batı dillerinde çok sayıda felsefi terim üretilmiş olmasına karşılık, türkçe, bunları gündelik terimlerle karşılamak zorunda kalmıştır..."

    dilsel kaygıların yanısıra, kitabın kavranışıyla alakalı kaygılarından da söz etmiş ve bunun dayanağı olarak da tarihe olan genel bakışımızı sebep göstermiştir:
    "..geçmişi sadece (veya hemen hemen) bir zaferler silsilesi olarak algılayan bir toplumun çocuklarının, deliliğin ve onun algılanışının kabulünün veya dışlanışının, bir toplumun kurucu unsurları arasında yer aldığını kavramaları çok güç olacaktır.."

    ayrıca eserin 800 sayfalık tek bir cilt olarak basılmasındansa, 250şer sayfalık 3 ayrı cilt olarak basılmasının sebebi olarak da tuğla gibi bir kitapla insanları korkutmak istemenmemesi olduğunu, ayrıca tek cilt olarak basılacak bir kitap için kalın bristol kapak ve 1nci hamur kağıt kullanılması gerektiğini ama ülkede kitaba verilen değerin, pahalılığın buna engel olduğunu belirtmiş ve önsözünü sonlandırmıştır.
    buradaki önsözde ve diğer bir çok makalesinde gösterdiği bu sert ve alaycı tavrıyla kitabı daha iyi anlamamı, okurken daha dikkatli olmamı sağlamış ve bana bir kez daha felsefeyi ve tarihi sevdirmiştir.

    belki de ukalalık ve hatta biraz da hakaret karşısında kişilerin göstermesi gereken tavır "nefret" veya "sinme" değil de "akla hayranlık", "azim" ve "inat" olmalıdır.