şükela:  tümü | bugün
  • diyalektiğin yapıbozumuna* bir adım olarak da değerlendirilebilecek fikir.
  • theodor adorno'nun ortaya attığı bir fikirdir. en basit haliyle anlamlandırdığının, özdeleştirdiğinin seni alaşağı edebileceği varsayımıdır; aynen kendi elinle yaptığın şeyin kendine geri dönmesini anlatan duvara attığın topun sana geri dönmesi örneği gibi. adorno'ya göre sentez özdeşliği, tez ve antitez ise çelişkiyi ifade eder. sentez çelişkinin bir başarısı değil, aksine günahı ve ayıbıdır. günahtan arınmak da boşunadır.
  • 50. yılında, 4 gün sonra ilk kez türkçe olarak satışa sunulacak olan kitap. 34 tl'den liste fiyatı ile kitapçılara giriş yapacakmış. şimdiden internette 27 tl'ye de ön sipariş alınıyormuş. ayrıca, içeriği ile ilgili alıntı için buyurunuz.

    "yirminci yüzyıl felsefesinin zirve kitaplarından negatif diyalektik, kaleme alınışının 50. yıldönümünde şeyda öztürk’ün müthiş emek ürünü çevirisiyle nihayet türkçede.
    adorno kitabın amacını şöyle ifade ediyor: “‘negatif diyalektik’ tabiri, geleneği ihlal eder. diyalektik, daha platon’da bile, bir düşünme aracı olan olumsuzlama aracılığıyla olumlu bir şey üretme amacı taşırdı; sonraları bu olumluluk ‘olumsuzlamanın olumsuzlanması’ tanımında kısa ve kesin ifadesini bulmuştur. bu kitap belirlenimden ödün vermeden diyalektiği bu olumlayıcı esastan kurtarmayı amaçlamaktadır”. kitabın giriş bölümünde felsefi deneyim kavramı açımlanırken, birinci bölüm, almanya’da hüküm süren ontolojinin durumunu ele alıyor. üçüncü bölümdeyse “negatif diyalektik modelleri” ayrıntılı olarak geliştiriliyor.
    “bir zamanlar miadını doldurmuş gibi görünen felsefe bugün hâlâ yaşıyor çünkü onu gerçekleştirme fırsatı kaçırıldı. felsefenin dünyayı yorumlamaktan başka bir şey yapmadığı, gerçekliğe teslim olduğu için kendi içinde sakatlandığı yolundaki yüzeysel yargı, dünyayı değiştirme çabasının tamamen boşa çıktığı bir dönemde, aklın yenilgisinin kabulüyle aynı kapıya çıkar... belirsiz bir zamana ertelenen pratik de halinden memnun spekülasyona karşı başvurulacak bir temyiz mercii olmaktan çıkmış, dönüştürücü bir pratiğin gerektirdiği eleştirel düşünceyi beyhude olduğunu ileri sürerek zapt etmek isteyen yetkili kişilerin bahanesi görevi görmektedir çoğunlukla. felsefe, gerçeklikle bir olma veya gerçeklik üretmenin hemen arefesinde olma vaadini yerine getiremediği için kendini acımasızca eleştirmeye mecburdur.”
    bu acımasız eleştiriyi en ufak bir taviz vermeden yerine getiren kitap güncelliğini ve örnek değerini hiç yitirmeyecek."
  • theodor w. adorno nun kitabı. metis yayınlarıdan çıkmıştır.

    hemen aldım. *
  • her leyi her nesne kendi bünyesi içinde karşıtını, negatifini, çekişkisini barındırır. bu yüzden sürekli kendisiyle çelişir ve bununla birlikte bir hareketlilik- döngü yaratır. bunun sonucunda artık her gerçeklik yeni bir gerçeklik haline gelir. negatif diyalektikte salt doğru diye bir şey yoktur. içkin ve aşkın eleştiri vardır.
  • adorno'nun dev eseridir. adorno bilindiği üzere frankfurt okulu denilen, eleştirel ekolü de benimsemiş olan gelenekten gelir. okul konumuzun dışında olduğu için hakkında bilgi vermiyorum.

    negatif diyalektiğin ne olduğunu kavramak için öncelikle, diyalektik nedir ve nereden gelmiştir bunu bilmek gerek. diyalektik, kısaca, zıtların sentezlenmesi, uyumlanmasıdır. örneğin, ben ortaya "ahlak, ödevdir" gibi bir tez sürdüm, kant gibi. bir başkası da çıkıp anti-tez olarak, der ki, "hayır. ödev değil, görecelidir".
    bu iki fikrin savaşımı sonucunda ortaya çıkan ürüne, sentez denir.
    özetle; x versus y=z; z versus a=b ... şeklinde sürer gider.

    yukarıda verdiğim bilgiler, hegel diyalektiğiyle ilgilidir. (bkz: hegel diyalektiği)
    marx, bunu topluma uyarlar. ve ekler, toplumlar diyalektik olarak komünal sisteme evrilecektir. buna da, diyalektik materyalizm diye bildiğimiz ismi vermiştir.

    adorno ise, negatifler olayı. kendisi de negatif/pasif bir insandır. bu pasifliğini, aktiflerden çekindiği için felsefî düzlemde kullanır.
    şaka şaka. tez ve anti-tezin korunması gerektiğini düşünür. yani, fatih ve beşiktaş birbirine uyumlanmamalıdır. ikisi de kendi kültürlerini muhafaza etmelidir. benzeri toplumsal konularda öne çıkar daha ziyade. adorno devam eder, eğer sentez sürekli hale gelirse, tarihin sonu gelecektir. çünkü zaman içerisinde, hiçbir şey kalmayacak, tüm tez ve anti-tezler erimiş olacaktır.
    özetle, tez ve anti-tez korunursa, insanlığın durumu korunup, süreklilik sağlanacaktır.

    gelelim bunun eleştirisine, negatif diyalektik, eylemsizliği gerektirir. sana karşı haksızlık varsa, sessiz kalırsın. sana yumruk atana sırtını dönersin. naziler baştaysa, saygı duyarsın. evet, tam olarak böyledir. eser üzerinde ben bunu gördüm.
    eylemsizlik, benim açımdan doğru bir tutum değildir. popper'a yakınımdır bu anlamda. "sana tokat atana yumruk at". nazilerle de ilişkili elbette.
    özcesi, eylemsizlik kötüdür. başkaldırmak gerekir çoğu zaman; aileye, dinî otoritelere, siyasî iktidarlara ve sair.

    edit yüksel: hedeler verildi.
  • kitabı sonuna kadar okumadım ama "negatif" kavramının adorno'nun ilk çalışmalarında büyük bir yer kaplayan edmund husserl'in felsefesinin (bkz: paranteze alma) ediminin "negatif" yönüyle ilişkili olduğunu düşünüyorum. yani teleolojik olmayan anlamındaki diyalektiğin negatifliği de söz konusudur. ama burada daha ziyade adorno'nun minima moraliada dediği gibi ("yanlış hayat doğru yaşanmaz") var olan toplumsal kurgunun, fenomenin dışına çıkma isteminin öne çıktığını düşünüyorum. "negatif"lik orwellci anlamıyla kendinde olanın (an sich) kendisine yöneldiği (für sich) herhangi bir şey kurmama fikriymiş gibi görünür (ki marcuse için bu doğrudur). ama adorno'nun negatifliği eylemsizlik anlamına gelmez. olumsuzlamanın kendisi başka bir olumlamadır (olumsuz klasik anlamda olumlunun reddedilmesi [a= tez ise anti tez= -a] olduğu kadar olumludan başka bir olumlunun da kabul edilmesidir):

    "toplumun her türlü aşkınlığın berisinde kalan bugünkü hali, kendi olumsuzluğunun bilincini de engellediği için, ancak soyut olumsuzlama hakikatin yerini tutabilir. anti-ahlak, ahlakta ahlaksız olan şeyi, baskıyı, reddederken, ahlakın en derin tasasını da devralmıştır: her türlü sınırlanmayla birlikte bütün şiddet ve tecavüzün de ortadan kaldırılması" (minima moralia).

    karşıtlığın saf konumlanışlara işaret ettiğinin yadsınması (mesela toplumun olumsuzlanması=bireyin olumlanması) olarak "negatiflik" ile ilgilidir olsa olsa böyle bir diyalektik:

    "yaşama istenci, böylece yaşama istencinin yadsınmasına bağımlı hale geldiğini görür: benliği sürdürme dürtüsü, öznelliğin bütün canlılığını iptal etmektedir(...)benliği sürdürme çabası, kendi benliğinden vazgeçiyordur" (m.m -147-).

    şimdi negatif diyalektikte adorno'nun neden husserl'a döndüğünü tekrar anlamaya çalışalım. buraya kadar ileri sürülen negativite "kavramın erişemediği, soyutlama mekanizmasının saf dışı bıraktığı, halihazırda bir kavram örneği olmayan şey*"e, yani olumsuzun içindeki olumlu (anti-"tez"'in hala bir "tez" olması yani ilk durumu içermesi) yerine olumlunun da gerisinde duran düşünümselliğe (tez'i tez yapan nedir? sorusuna) yöneliyordu:

    "bilgi, aslında, önyargılardan, kanılardan, apansız cesaretlenmelerden, kendi kendini düzeltmelerden, ön varsayım ve abartılardan oluşan bir ağın içinden gelir bize; yoğun, sıkışık, köklü, ama yine de her an saydam olmayan o deneyim süreci içinden gelir" (m.m).

    ama adorno'nun yapmak istediği husserl'i tekrarlamak değildir.

    "bilginin ütopyası kavramsız olanın üzerini kavramla açmak ama bunu, onu kavramla eşitlemeden yapmaktır (n.d.)" ve bu kavramın dolayımları üzerine (yukarıda "tez"i reddeden anti-"tez"in, "tez"in özüne dönerek, onu dolayımlayan nesnellik içindeki pratiklere yöneldiğini -m.m'da olduğu gibi- belirtmiştim) düşünmeden mümkün değildir.

    *bkz: negatif diyalektik (n.d) kitabının giriş kısmı
  • -----------------------besim f. dellaloğlu:
    adorno her zaman sınıflandırılması çok güç bir düşünür olmuştur. bunun en tipik göstergelerinden biri idealizm-materyalizm tartışması ekseninde kendini gösterir. adorno ve horkheimer için bu temel ikilem aşılması gereken bir ayrımdır. ayrıca her ikisi de hegel'de ve özellikle marx'ta bu ayrımın aşılması yolunda çok önemli bir potansiyel bulur. idealist hegel-materyalist marx şeması içinde pek akla yatmayan bu yaklaşım, aslında hegel, marx ve sonrasında frankfurt okulu'nun "diyalektik" anlayışlarından kaynaklanmaktadır. ister idealizm, ister materyalizm vurgulu olsun diyalektik bu ikilemi aşma perspektifini içinde taşır.

    adorno ve horkheimer, özne ve nesneyi mutlak olarak ayıran kaba materyalizme ve bu ikisinin özdeşliğine dayanan metafiziğe karşıdırlar. ancak onlar, ne materyalizmi ne de metafiziği reddetmezler. diyalektikte, onlara göre her ikisine de yer vardır. bunun temellerini marx'ın 1844 elyazmaları'nda bulurlar: "düşünce ve varlık gerçekten ayrıdır birbirinden, ama aynı zamanda birlik içindedirler." orhan koçak'ın vurguladığı gibi, "marx ilkin hegel'in idealizmini eleştirmiş, bilinç denilen şeyin insan bilinci olduğunu ve toplumsal gerçeklik içinde, onun bir parçası olarak yer aldığını söylemişti. ikinci adımda da feurbach'ın felsefi maddeciliğini eleştirmiş, felsefenin nesnesi olan varlığın insani ve toplumsal gerçeklik olduğunu, soyut doğal bir varlık olmadığını söylemişti. başka bir deyişle, bilinç insanların bilinciydi, ama varlık da bilinçli toplumsal varlıktı."

    aslında adorno ve horkheimer'ın temel çabası, tikel olana, içinde varolduğu genel (bütün) olanda bir hareket alanı sağlamak ve genelin tikel üzerindeki hegemonyasını kırmaya çalışmaktır. içinde ağır basan yan olarak yanlışı barındıran ve bütününde yanlış olan genel içinde tikelin yaşam umudu, kendisinin özerkliğine bağlıdır. burada "genel" ile ifade edilmek istenen "toplumsal yapı", "totalite", "düzen"dir. "tikel" ise bu bütünün parçası veya parçaları anlamında "birey"den "sınıf"a kadar genişleyebilen bir intervali içermektedir. tikel genelin içinde varolmak durumundadır, onun dışında bir varoluş tikel için olanaklı değildir. ancak, söz konusu özerkliği sayesinde tikel, genel içinde, ona teslim olmadan kendi varlığını koruyabilir ve geneli kendi tercihleri yönünde değişime zorlayabilir.

    "düşünce nesnenin bir kopyası değildir, tersine nesnenin kendisinden çıkar. düşünmenin aydınlatıcı yönelimi, mitolojileştirmeden uzaklaşma, bilincin resim özelliğini siler." "bir düşüncenin bir gerçekliğin resmi olduğunu söyleme, o gerçekliği elde tutma ve böylece sözün gerçekle eşdeğer olması, öncesiz-sonrasız hep burada oluş, yani ezeli-ebedi olma biçimindeki mitsel özelliklerle bir tutulur. böyle bir tutum, özne ile nesne arasına birincinin diğerini görmesini engelleyen bir duvar çektiği gibi, dahası özneyi etkenlikten çıkarır, üstüne resimler yansıyan edilgen bir ayna durumuna sokar." adorno için özne-nesne ilişkisi, ne mutlak bir ikilem ne de mutlak bir birliktir. aslında nesne ve özne bir anlamda birbirlerinden oluşurlar, fakat hiçbir zaman biri diğerine indirgenebilir değildir.

    bir anlamda, adorno ve horkheimer epistemolojisinin temel özelliği, onun, bilincin göreli özerkliğini hep gündemde tutan bir materyalizm oluşudur. tikel-genel diyalektiğine geri dönersek, materyalizmin aslında öznenin yanlış bütün içinde kalmasını sağlayan, onu, o bütün dışında hiçbir şey olmadığı konusunda ikna eden ve ayaklarını yere bastıran olumlu anlamda bir ayakbağı olduğu söylenebilir. adomo ve horkheimer, diyalektiği hegel ve marx'tan farklı bir biçimde tanımlarlar. onlara göre, hegel ve marx'ın diyalektikleri iki ucu kapalı, tamamlanmış diyalektiklerdir. hegel'in diyalektiği burjuva devletinde, marx'ın diyalektiği ise komünist toplumda son bulur. oysa adomo ve horkheimer için diyalektiğin tamamlanacağını düşünmek diyalektiğin kendisiyle çelişir.

    horkheimer, "açık uçlu diyalektik" kavramını kullanır. "açık uçlu diyalektik, akla uygun olanın tarihin herhangi bir noktasında tamamlanmış olduğunu kabul etmez, sadece düşünceleri sonuna kadar geliştirmek ve nihai sonuçlarına ulaştırmakla çelişkileri ve gerilimleri giderebileceğini, tarihsel dinamiği_ sonuca ulaştırabileceğini düşünmez." adorno'nun kavramı ise "negatif diyalektik"tir. ona göre, diyalektik, özdeşsizliğin farkında olmayı içerir. "o, önceden bir hareket noktasına takılıp kalmaz. hareket noktasının kaçınılmaz yetersizliği, düşündüğü şeydeki kendi kusuru, diyalektiğe düşünceler sunar". diyalektikte "sentez" adımı "özdeşlik"i, "tez-antitez" adımı "çelişki"yi ima eder. adorno'nun negatif diyalektiğinde "özdeşlik", "çelişki"nin bir başarısı değil, tersine günahı, ayıbı olarak görülür. çelişki, adorno'da kendini sağlama alacak bir payanda istemez. çünkü o "düşmanı" olan özdeşlikle yüzleşmekten çekinmez. çelişkiden arınmaya çalışmak boşunadır. çelişkisiz olarak ortaya çıkan her model, varlık, varoluş, ontolojik model gibi çelişkili görünür. negatif diyalektik, hegel-marx diyalektiği gibi, başı sonu bağlı bir diyalektik değildir. o hep vardı ve var olacaktır.

    "diyalektik, kendisinin dışındaki başka sistemlerin gerçeği bulmuş gibi görünme savlarına karşı çıkarken güçlü ve görkemlidir. ama kendi varsayımlarını ve sayıltılarını oluşturup ifade ederken, kendine karşı bu dikkati göstermemektedir." sanki diyalektik, paradoksun evcilleşmiş halidir. negatif diyalektik bundan utanmaz. gerçekten de negatif diyalektik, bir yandan verili olanın aşılması dürtüsünü sürekli içinde taşırken, bir yandan da, alternatif bir mutlak kurgu içermez. ancak diyalektik, adorno'nun söylediği gibi, mutlak olanı düşünebilmemizi sağlar. aslında varolmayan, kuramsal olarak varolması mümkün olmayan bir mutlak ile verili olan arasındaki ilişkiyi ancak diyalektik kurabilir. bu da verili, koşullu olandan hareketle bir koşulsuz, yani mutlak olanı düşünme diyalektiğidir.

    bu diyalektiğin, yani negatif diyalektiğin ortaya çıktığı en önemli alan adorno için aydınlanmadır, modernliktir. aydınlanmanın diyalektiği yapıtı çağımızın en güçlü, hatta acımasız akıl eleştirilerinden biridir.
    -----------------------cogito 36, 2003, s. 18-20.

    şuradan devam edebilirsiniz: (bkz: dialektik der aufklarung/@signifier)
  • acaba bizim kuyu modumuzu tane tane yazmış mı diye meraklarlar günbegün yaklaştığım kitap. zamanında derridaya ya senin bu anlattıkların işbu kitapta söylenenlerle aynı argümanları öne sürmüyor mu dendiğinde olumlu cevabını aldıkları da aktarılmıştır -aktaran da stanley aronowitz. bu aktarımım bağlamı da ya bu fransızlar hiç referans vermiyor şikayeti/saldırısıydı. hem fransız diye paketlemelerine hem de nedenlerini anlamamaya çalışmalarına kıl olmuştum, belki de bi taraf var, kırılmayı gözeten, diğeriyse devam eden, bellki...