şükela:  tümü | bugün
  • itu taskislanin efsane hocasi, mimar, ressam. harbiye askeri muzesi, sark eserleri muzesi, taskisla 109, taskisla 213 un mimaridir. dialarin uzerine eliyle yaptigi eskizleriyle meshur bir dersi vardir. inanilmaz detaycidir. askeri muze ve taskisla 109daki balkonun, beton kalip izleri helal olsun dedirtir.
  • taşkışla 109 da,mimarlık eğitimimize başlama seminerleri sırasında üzerindeki soluk mavi önlüğü nedeniyle müstahdem sanıp "dayı seminerler nerede yapılıyor?" diye sorduğumuzda alçakgönüllülükle bize yol gösteren , birazsonra 109 un sahne ışıkları yandığında kürsüde karşımızda gördüğümüz zaman şaşırdığımız ve dört yıl boyunca okulun en tatlı,en alçakgönüllü , en bilgili hocası olduğunu düşündüğüm her eve lazım insan
  • aslen dgsa mezunu olmasına rağmen itü mimarlığın efsane hocaları arasındaki yerini almış,muhteşem serbest eli, eskizleri , desenleri ve resimleriyle ,üzerimizde saygı sevginin yanı sıra hayranlık uyandırmış büyük usta.
  • artık aramızda olmayan ve yaşadığı süre içerisinde türkiye için çok değerli bir mimar olmuş, eserlerinin, yapmak istediklerinin gelecek nesiller tarafından iyice anlaşılarak tarihe geçmesini dilediğim insan.
  • klasik mimar tipinin artık aramızdan ayrılan örneklerinden, sakin ve saygıdeğer ve herzaman hoca olan bir insandı allah rahmet eylesin.
  • biraz daha çok bilgi istiyorsanız:
    (bkz: http://www.arkitera.com/…671f8fb7558b268c82151a0891)
  • kendisinden tesadüfen * mimari proje dersi aldigim ,aramizdan ayrilan, pek muhterem insan, mimar, egitimci. ders süresince artik kendi memleketi gibi bildigi, onardigi, tasarladigi eyüp'te gecirdigimiz zamanlar unutulacak gibi degil. ayni tarihlere denk gelen tarihi sütlüce mezbaha'sinin yıkıldıgına tanık olmamizi, binayi halicin diger yakasinda arayip bulamamamizi, nezih bey'in düsünceli yüz ifadesini dün gibi hatirliyorum. taskisla'daki 109'un santiyesini, her ince detayina kadar kendi elleriyle nasil gercekleştirdigini anlatisi gercekten mimar adaylari icin tarifsiz bir ödül niteligi tasiyordu. maçka g anfisi'ndeki hareketli perdeyi soramadigima o kadar pismanim ki... onun ince detaylarini hic bir zaman unutmayacagiz.
  • yıllar evvel bir proje nedeniyle uğradığımız eyüp'de, nezih eldem de buradaymış, hadi ziyaret edelim diyip, kalkıp şantiyesini bulduğumuz, hiç üşenmeden bize eyüp ü karış karış gezdiren ve bu arada da her köşesini anlatan, belediye başkanı tarafından, ramazan çadırı kurmak üzere kestirilmiş tek bir ağaç için ağlayacak kadar yüce gönüllü, akustiğin masterı, efsanevi mimar. taşkışla nın 109 numaralı konferans salonu yanında da eski çatı atölyesini de tasarlayan, her detayla üşenmeden bol bol uğraşan, cumhuriyet döneminin en önemli isimlerinden, tanımaktan gurur duyduğum "insan"
  • yıllar önce* kendisinden aldığım proje dersi ile, kendi ağzından anıtkabirin mozaiklerinin ve tunç korkuluklarının tasarlanış hikayelerini dinlediğim, askeri müzenin mehter salonunun merdivenlerini tasarlarken ofiste çaldığı mehteranı ve marşlar eşliğinde kendisinin de mehteran yürüyüşü yaparak en iyi rıht/basış ölçülerini buluşuna hayran kaldığım, istanbulun sahillerine beton dökülerek rıhtım haline getirilmesine verdiği tepki ve derin devletin, ofisine yaptığı ziyareti bile hoşgörüyle anlatarak saygımı kazanan, harika karakalem eskizleri ve hamur silgisi ile hafızama kazınmış, "oğlum, mimarlıkla soytarılığı birbirine karıştırmayın." öğüdü her daim kulaklarımda çınlayan, soyadı benzerliği yüzünden sıkça akrabası sanılan sedad hakkı eldem'e *çoğu kereler projelerini sahiplendiği için olan sinirine tanık olduğum, mimar,ressam, beyefendi.

    edit: https://twitter.com/…nak_/status/785008981165084672
  • sene 1999
    taşkışla
    derste 109 anfisi , 213 kütüphane gibi okulun hala kullanımda olan nadide örnekleri, araştır öğren diye bize ödev olarak verilmiş.
    zamanında nezih hocam tasarlamış.
    tabi ben tanımıyorum bilmiyorum kimdir.
    sordum, emekli ama odası var dediler
    belki yakalarsın odasında diye de verdiler umudu.
    1,3,5 git gel nafile belli ki sık gelmiyor okula.
    kitaplarda var bilgi.
    yaz gitsin, ver ödevi değil mi?

    yok öyle değil işte.
    illaki sonuna kadar gidip herkeste olmayan farklı birşey bulacağım ya, sonunda odanın kapısındaki kartta yazan telefonu alıp arıyorum.
    amacım basit bir kaç soru cevap ama pek şans vermiyorum da kendime.
    diyorum koca hoca,
    açmaz bile
    açsa dahi telefonu, verir iki cevap savar beni diye aklımdan geçiyor. değil mi ya adam koca prof benle mi uğraşsın...
    derken bi cesaret arıyorum.
    telefonda zayıf bir sesle fakat bir o kadar naif ve duru bir türkçeyle bir istanbul beyefendisi yanıtlıyor beni.
    kim olduğumu neden aradığımı söylemem akabinde hocam ertesi gün saat öğlen 12'ye okulda randevu veriyor ve kapatıyor telefonu.
    bense ne yaptığının farkında olmadan herhalde ertesi gün işi vardı bana da arada randevu verdi diyerek önemsemeden güne devam ediyorum.

    ertesi gün yaratığım etkiyi anlatamam nezih hoca daha güvenlikten içeri girerken görevlilerin teşrifatı ile başlıyor.
    değerli hocam her zamanki şıklığıyla iki dirhem bir çekirdek elinde bastonu yanımda bense üzerinde kot tişort saç baş karışık yaşayacaklarımdan habersiz ana girişte buluşup yürümeye başlıyoruz.
    kapıdan 109 a gidene kadar ki kısa mesafede neredeyse okuldaki tüm hocalar sırayla toplanıyor.
    ben ne yaptım demeye kalmadan nezih hocam gelen herkese kendisinden istifade etmek isteyen zatı muhterem bendeniz öğrencisinin telefonu üzere okuldaki çalışmalarını anlatmak için geldiğini biraz da kibar bir sitemle söyleyerek bir anda tüm akademinin beni tanımasına sebep oluyor.
    sonra beni yanına alıp tüm okulu tek tek dolaştırıyor.
    109 'daki o kalıpları nasıl tasarlayıp çaktırdığını, kalfaya anlatana kadar ki uğraşmasını; kütüphanemizin o modernist çelik tasarımını ve içerde kullandığı mavi renk ve armatür şapkalarının sebebini; eski çatı sınıflarını onların çelik yapılarını nasıl yaptırdığını ve son olarak da dinlenirken en üst kattaki akademisyen dinlenme odasındaki döner merdiveni nasıl düşünüp demirciye uygulattığını tek tek anlatıyor.
    tabi bu arada o dönem rektör olan hocamız dahil tüm kadro tavaf edercesine önümüzden sırayla ve derin bir hürmetle geçiyor.
    ve ben artık okulun en popüler öğrencisi oluveriyorum.
    ertesi sabah okula girdiğim andan itibaren gören tüm hocalar "hocayı neden buralara kadar yordun cık cık cık" diyerek, bir şey lazım olursa mutlaka önce bana gel diyip tembihliyor beni kibarca.
    uzunca bir zaman nezih hocayı okula getirten öğrenci olarak mimlensem de hocanın öğretme hevesi, enerjisi ve nezaketini bilen herkes bunun nezih hocayı ne kadar bahtiyar ettiğini bildiğinden bana ilişmiyor.
    sonra bir kaç defa daha okula geldiğinde karşılaşıyoruz. her defasında ismimle, hatırımı ve derslerimi soruyor.
    şimdi düşünüyorum da değerli hocamın bir saatlik gezide anlattığı pek çok şeyi senelerdir örnek alıp yapmaya çabalıyorum. her ne kadar onun gibi bir istanbul beyefendisi olamasam da.
    nur içinde yat hocam.
    sevgi ve hürmetle...