şükela:  tümü | bugün
  • alışılagelmiş düzene aykırı davranan süper insan. nöbetteki uyuyan asker de sonuçta bir insan. uyur, yer, içer, sıçar, sevişir. aynı sen ben gibi. neden uyuya kalmasın ?

    yukarıdaki açıklamayı okuyupta beğenenlere geliyor son söz, "öyle bir dünya yok amına koyim, adamın hayat enerjisini sikerler afedersin"

    edit: uyuyan kalan ne amına koyim? diyebilirsiniz haklısınız da, yüce türk sözlük yönetimine yanlışımı bildirdim. cezama razıyım. halk her zaman haklıdır, yüce türk halkı kararı verecektir. birlik ve bera...

    edit2: yüce sözlük yönetimi başlığı düzeltmiştir. kendilerine burdan teşekkürlerimi fışkırtıyorum. umarım böyle yanlışlıklarla değil de, kaliteli yazılarımla gündeme gelirim.

    edit3: jürili yarışma programlarında çok sık zikredilen "yüce türk halkı" kalıbı ile taşşak geçeyim dedim. siz saygıdeğer yazardaşlarım beni yanlış anladınız. ssg ile tanışıklığım yok yane.
  • ne şekilde örttüğü önemlidir
  • üzerini örttüğü asker hala nefes alabiliyorsa çok medeni bir davranıştır.
  • neyle örttüğü önemlidir.
  • cesedini kumla örtüyordur
  • - ee sonra?
    - ya sonrası, işte komutanlarla falan aram çok iyiydi, ictima falan yok bana. mis. odasına çay götürüyorum 2 tane, karşılıklı içiyoruz falan. bi gün inanır mısın, 4-6 nöbet benim ama nasıl uykum var, şuraya kıvrılayım dedim, uyudum. sabah bi uyandım, kıyamamış bizim uzman, üstümü örtmüş pançoyla.
    - ziyaa ziyaa
  • bizim komutan, üstünü örttükten sonra, yanağına bir buse kondurup, ağırlık yapmasın diye g3 tüfeğini almıştı. (bkz: based on a true story)
  • candır, insandır.

    bu bana bir çağrışım yaptı sevgili okurlar ve şimdi anlatacaklarım gerçektir, yaşanmıştır.

    benim rahmetli dedem jandarma subayı bir şahıs idi. ordu mensuplarının daha net anlayacakları açıdan tasvir etmem gerekirse 1941 devresi.. yani harp okulu mezuniyeti 1941. bu bahsedeceğim olay ise 1950'lerin başlarında dedemin yüzbaşı olduğu dönemlerde antakya'da geçiyor. malum jandarma subayı olduğu için sürekli sınır vilayetlerinde görev yapmış. aile özellikle güneydoğu sınır illerinde her yeri dolaşmışlar. aile dediğim de öyle anne, baba ve çocuktan oluşan çekirdek aile değil hani.. dedem ve anneannemin yanı sıra çocuklar ve büyük anne, büyük baba, elti, görümce artık kim varsa.. kalabalık bir aile.

    dedem ailenin temel direği. askeri lojmanda ikamet ediyorlar ve dedemlerin kapısının önünde sürekli nöbet tutan asker oluyor; ki az sonra bunlardan birine temas edeceğim. ama önce kısaca dedemin mizacından bahsetmek isterim. bizim rahmetli gerçekten sert mizaçlı bir adam. karadenizli ve tıpkı karadeniz gibi bir dalgalanıyor bir duruluyor. çabuk sinirleniyor, öfkesi de kabarık oluyor. benim kendisini tanıdığım zamanlarda pamuk dede olmuştu o ayrı ama işte dedemin gençliğinde ne kadar cevval olduğu nesilden nesile anlatılmış bir hadisedir.

    ben askerliğimi 15 sene önce yaptım ve 15 sene öncesinin şartları elbette 1950'ler gibi değildi. ki buna rağmen çeşitli kademelerde şiddete tanık olmadım değil. asteğmendim, erler kardeşimdi vesaire ama onlara kardeşi gibi davranmayan başka askerler görmedim değil. şimdi kelimeleri dikkatli seçmeye çalışıyorum yanlış bir şey demeyeyim filan diye. nitekim halkı askerlikten soğutmak vb durumlar suç, bok yoluna gitmeyelim. askerlik esasen hayatınız boyunca en çok güleceğiniz dönemlerden de biridir. neyse, konuma geri döneyim.

    şimdi efendim, dedemiz sert.. bundan 60 sene öncesinin ortamı.. hani nöbette uyumayı bırakın, en ufak terso bi hareketi olan o zamanki asker herhalde komalık filan olur. işte günlerden bir gün, esasen bir gece yarısı, az önce saydığım aile fertlerinin içindeki belki de en muhlis şahıs olan büyük anne artık çişe mi, sahura mı bir sebeple kalkıyor. bir süre sonra fark ediyor ki, kapıdaki askerimiz uykuya dalmış. o dönem nöbetler kaç saat tutuluyor bilemiyorum ama çocuk artık yorgunluktan filan bir şekilde çökmüş kulübenin bi köşesinde uykuya dalıvermiş.

    hani kar fırtınasında, buzulda vesairede uyku eşittir ölümdür ya.. donarsın.. işte dedemin kapısındaki askerin uyuması da eşittir ölüm gibi bir şey.. donmazsın ama yanarsın... büyük anne durumu fark edince hemen askerin yanına gidiyor.. fakat çocuk öyle güzel, öyle tatlı uyumuş ki, uyandırmaya kıyamıyor. ve ne yapıyor biliyor musunuz? evden hemen bir parka geçirip sırtına, alıyor tüfeği eline ve dimdik nöbete duruyor. evden bakıldığında uyuyan çocuk yerine dimdik nöbette duran gözükecek. ve çocuk uyanana dek nöbeti bırakmıyor..

    ben doğmadan 1 sene kadar önce vefat ettiği için bu büyük anneye yetişemedim. ama bu ve benzeri nice hikayesini anlatırlar. kendisini yad etmek için çok yerinde bir başlık olduğunu düşündüm sayın arkadaşlar...