şükela:  tümü | bugün
  • "onu ancak değiştirerek gerçekliğe katlanabildiğim için yazıyorum" gibi bir cümle kurabilen şahsın, edebî becerisiyle hak ettiğine inanmamızın beklendiği ödülü kabul ederken yaptığı konuşma.

    edit:

    dur yolcu!

    önce şu cümleyi arka arkaya 10 defa oku. ondan sonra, hala bunun adına türkçe dediğimiz lisanda yazılmış olduğu iddiasındaysan, entry'i de kötüle.

    - "onu ancak değiştirerek gerçekliğe katlanabildiğim için yazıyorum."
    - "onu ancak değiştirerek gerçekliğe katlanabildiğim için yazıyorum."
    - "onu ancak değiştirerek gerçekliğe katlanabildiğim için yazıyorum."
    - "onu ancak değiştirerek gerçekliğe katlanabildiğim için yazıyorum."
    - "onu ancak değiştirerek gerçekliğe katlanabildiğim için yazıyorum."
    - "onu ancak değiştirerek gerçekliğe katlanabildiğim için yazıyorum."
    - "onu ancak değiştirerek gerçekliğe katlanabildiğim için yazıyorum."
    - "onu ancak değiştirerek gerçekliğe katlanabildiğim için yazıyorum."
    - "onu ancak değiştirerek gerçekliğe katlanabildiğim için yazıyorum."
    - "onu ancak değiştirerek gerçekliğe katlanabildiğim için yazıyorum."
  • batının kendini beğenmişliği ile doğunun alınganlığı konusunda iki tarafa verdiği ayarla, çok güzel bir metni daha da güzel hale getirmiş, böylece konuşması şukela olmuş.

    ahahüh abi konuşmayı bile bilmiyo bak diyenlere, sen orda olsan heyecandan donuna sıçardın muhtemelen demek isterim.

    ey türk titre ve kendine gel diyerek orhan pamuk'u vatan haini ilan edenlere de; orada ayakta alkışlayan insanlar belki de hayatlarında ilk defa türkçe bir konuşma dinledi demek istiyorum. hayatınızda bir defa kadir kıymet bilin be kardeşim, delirtmeyin insanı.
  • aklindan kalbine giden yollarda caglayanlar akan orhan pamuk'un yaptigi ve ne yazik ki akilarindan kalplerine giden yolllarda kaybolanlarin anlamadigi konusmadir. babalarin cocuklarini bogarcasina bekledikleri donum noktalarini gormeden olmesini bilen bilir, anlayan anlar. anlayan anlamistir.
  • az önce sona eren konuşma.

    adam konuşmacı değil, yazar. iyi bir hatip olması gerekmiyor. ikincisi, ilkokul kompozisyonu gibi olduğunu iddia edenlerin, sözlükte tam metni bulunan yazıyı tekrar okumalarını tavsiye ederim.

    türkçe bilmeyen sözlük yazarları için mevzubahis cümle: "onu ancak değiştirerek gerçekliğe katlanabildiğim için yazıyorum" türkçe'nin olanaklarını, nasıl değişik şekillerde kullanılabileceğini ilkokula dönerek tekrar hatırlayınız. devrik cümle diye bildiğiniz şey, sırf adı devrik olduğu için kötü bir şey değildir. dilin kullanımıyla ilgili bir tercihtir.

    bilinçaltı meselesine gelince. bir kere o bilinçaltı değil, bilinçdışıdır. gidin önce kendiniz türkçe öğrenin arkadaşım, elaleme ders vermeden önce kendinize bakın. ana dilini konuşamadığını nerden çıkardığınızı ise anlayamadım, gayet normal konuştu adam. orhan pamuk bu şekilde konuşuyor, kelimeleri böyle telaffuz ediyor, derdiniz nedir? bir de, sanırım oedipal komplekse hiç sahip olmayan olağanüstü insanlar bulunuyor sözlükte, onlara da kendi türlerinin ilk örneği olduklarını bildirmekten mutluluk duyuyorum. en kısa zamanında saffet murat tura'ya bildirin, psikanaliz tarihine kayıt olarak geçirsin.

    o dediğiniz meseleleri, dilin kullanımını, babayla ilgili bir konuşma yaptığında alacağı tepki ve yorumları, orhan pamuk sizden çok daha iyi biliyor, emin olun. yahu, bu kadar mı ruhsuz, bu kadar mı rezil olduk, bu kadar mı ayağa düştük? adam ilk romanını heyecanla babasına getirdiğinde, "bir gün nobel alacaksın" demiş, çocuk cesaretlensin diye. yazar olması için de ailede arkasında duran, destekleyen tek insan. bu adam nobel ödül töreninde babasından bahsetmesin de neyden bahsetsin? oedipus kompleksini adam bir şeye dönüştürmüş, nobel ödülüne kadar gitmiş. günde 12 saat kendini ofisine kapatıp yazı yazan, kitap okuyan bir adam, sizin anladığınız anlamda nasıl sağlıklı olabilir? nasıl siz mükemmel insanlar gibi düzgün hatip olabilir? düzgün hatip olsa şaşırmanız lazım, diplomat mı adam? insaf be, bu kadar olmaz, bu kadar pis, bu kadar art niyetli olmaz insan.

    unutmadan, yurtdışına okumaya etmeye giderseniz, orhan pamuk okuyan ya da onun nobel aldığını duyan birileri, bu ödül törenini de izlediyse mesela, daha önce türkler hakkındaki fikirleri değişmiştir. bu ödül "sayesinde", birtakım insanların gözünde nasıl sırf türk olduğunuz için barbar oluyorsanız, bazı insanlar da sırf türk olduğunuz için, yani sırf orhan pamuk'la aynı ülkeden olduğunuz için sizi adam zannedecektir. susun da anlamasınlar.
  • ben buna kızarım.

    kızarım çünkü "onu ancak değiştirerek gerçekliğe katlanabildiğim için yazıyorum" cümlesi bir yazın ürünü değil ve fakat bir konuşma metni unsuru olduğu için böyle kurulduğundan (her ne kadar sunum yapan şahıs iyi bir sunumcu olmasa da, o niyetle kaleme alındığından)-- ama daha da önemlisi bunu vurgulayan şahsın "kötü niyet"inden, bağlamı ıskalamasından, anlamın bağlamda belirlendiğinin farkında olmamasından, .. bir saniye. bir örnek vereceğim- nefret ettiğim bir makalede ('yoksulluğu neden bu kadar vurguluyoruz' savı üzere inşa edilen bir kalkınma iktisadı makalesinde) rast geldiğim bir örneği aynen alıntılayacağım:

    bir basketbol maçı var. deneklere belli bir süre içinde kaç tane pas atıldığı soruluyor. bu arada, basketbol sahasında bir goril ağır adımlarla yürümekte. anket sonunda deneklere, sahanın ortasında ağır adımlarla ilerlemekte olan gorili fark edip fark etmedikleri soruluyor. pasları saymakla meşgul olan anketörlerin 10'da 9'undan fazlası "goril"i görmediklerini söylüyor.

    pas sayan insanlara kızdığım için yazdım bunu. şunun farkındayım ki onların saydığı paslar da anlamlı. marifet, pas sayarken gorili de görebilmekte. işte bunu beceremiyorlar, yazık.

    ..............

    harikulade bir ödül konuşması olduğunu düşünüyorum, orhan pamuk'un sunmakta beceriksiz kaldığının.

    ha bir de,, eğer o kadar "yapısalcı" iseniz, rica ederim coğrafya, fizik vs ile toplumsal bilimlerin "yapı taşları"nı iyice belleyin önce.

    edit: bu konuşmanın bizatihi kendisinin tekil olduğunu ve fakat bu sürecin bütünü teşkil ettiğini düşünüyorsanız kalkıp da "tekil" olanın içerisinde ayrıksı bir yerde duran bir unsuru değerlendirip "şu cümle şöyledir böyledir" demek yerine, gene rica ediyorum, "bütün"ü çözümlediğiniz bir gerekçelendirme yöntemi öne sürün.

    edit iki: ilk edit'in anlamı şudur canım efendim- orhan pamuk üzerinden "liberalizm"i eleştir. başımın üzerinde yerin var. fakat lütfen "bu herif edebiyat bilmiyor" deme. deyorsan da, bana cümle falan okuma. metni ve söylemini çözümle. anladın mı?
  • sevgili rum öğrenciler hitabıyla başlamayan konuşmadır. metni mevcut değildir. kısas esasına dayanır.
  • harikulade bir konusmadir. bir gün bir kitap okudum ve hayatim degisti dedirtircesine yapilmis bir konusmadir. dünyanin merkezini böylesine idrak etmis ve okuyani-dinleyeni de bu sorulara cevap aramaktan kurtarmis son derece basarili bir konusma.
    neden yaziyorum? sorusuna verilen en harika, en gercekci, en bencil ve en coskulu cevap olmus bana göre.
    yazar olmak isteyen, en azindan yazabildigine derinlerde de olsa inanan herkesin okumasi gereken cok kisisel bir yazi, bir konusma.
    bu konusma bir tesekkür konusmasi degil, coskularini, sevinclerini, üzüntülerini, nedenlerini, hayal kirikliklarini, sabrini, sevgisini, nefretini, kinini: kendini anlatan bir konusma olmustur.
    bütün dünyada ve türkiye'de okunan nobel ödüllü bir yazari da türkce cümle kuramiyor diye elestirmek bana göre haksizlik
  • orhan pamuk, montaigne'den bahsettiği bu konuşmasında, montaigne'in bir odaya kapanarak cemaatten uzaklaşıp yazı yazan ilk yazar, bu anlamda da modern edebiyatın ilk temsilcisi olduğunu söylüyor. böyle midir bilmiyorum, nereden baktığınıza bağlı galiba. istanbul'dan ve türkiye'den bahsettiğinde, ek olarak ahmet hamdi tanpınar'dan da bahsetmesini dilerdim. hayır hayır, bizi ya da yazarımızı dünyaya tanıtsın diye değil. iyi edebiyat, gerçek edebiyat dediği şeyi, dünya çapında bir kalitede ortaya koyan bir yazar olduğu için, ondan da epey beslenmiş olduğu için.

    son derece lezzetli, etkileyici, hakiki ve en önemlisi, çok samimi bir konuşmaydı. sonunda gözlerimin yaşardığını itiraf etmeliyim.

    kaçırdığımız önemli bir notka var: bu anlamda bir yazarlık bireysel bir "iş"tir. hiçbir yazar, hatta diplomatlar dışında hiçkimse, bir ülkeyi diğer ülkelerin nazarında en iyi şekilde temsil etmek gibi bir göreve sahip değildir. "orhan pamuk'u biz yetiştirdik, daha ne orhan pamuklar yetiştiririz" diye (metin akpınar diyordu bunu) kendine pay biçenler son derece yanılıyor. bu orhan pamuk olmadı tabii, yetiştirirken bir yerlerde hata yapmışız, daha iyisini, uysal olanını yetiştiririz ileride allahın izniyle.

    biz orhan pamuk gibi potansiyellerin önüne engeller dizmekle meşgulüz daha ziyade. uzun uzun anlatmayacağım, bildiğimiz rezil eğitim sisteminden ve yazarlığa teşvik sayılabilecek bir okuma oranının olmamasından, hatta okuma diye bir oran dahi olmamasından bahsediyorum. bir anlamda da orhan pamuk'u biz yetiştirdik. nobel konuşmasında, "neden yazıyorsun?" sorusuna verdiği cevaplardan birinde " hepinize, herkese çok çok kızdığım için yazıyorum" diyor. kızdırarak katkı sağlamış olabiliriz odasına kapanmasına.
  • uzun zaman önce kara kitabı okurken, gözümün bir türlü alt satıra geçmek istemediği cümlelere rastlamıştım, o yüzden de kitabın çok sevdiğim bir çok sayfasını neredeyse ezberlemiştim. şimdi halen kitabı ne zaman elime alsam, işaretlemiş gibi bir çırpıda çok sevdiğim tasvirlerle dolu sayfalara ulaşmam saniyeler sürer. kitabı okurken sıkça "bu adam bu kitabı nasıl yazmış" diye şaşırmış, içlenmiş, hayran olmuş, tasvirlerin içinden fışkıran duyguların arasında kendimi ordan oraya vurmuştum.

    bu gün yazdıklarıyla ne kadar gurur duysa azdır, ben de ne kadar gurur duysam azdır dedirten bir konuşma yaptı kendisi. hayatında baba figürü çok önemli bir yerde duran biri olarak, babaya ithaf edilen böylesine bir ödül de gözlerimi yaşarttı. ben bu gün orada, kendi dilimde bir nobel konuşması duymaktan gurur duydum, yazar kişinin gözlerinde haklı gururu da okudum, kabarmış göğsü ile kalabalığa bakışını, kimseyi bilemem ama, ben kendisine yakıştırdım.

    yazmaya dair sevdasını böylesine dile getirmesinden, yalnızlığı seçmiş biri olarak nasıl yazdığını anlatışından çok etkilendim. orhan pamuk, gelmiş geçmiş en iyi türk yazarı mıdır tartışmalarının ötesinde gördüm ki orhan pamuk, aşkla yazmaktadır, bu da yazdıklarını başlı başına değerli kılıyor benim için. orhan pamuk'a baktığımda, dinlediğimde, iç sesi susmamış, kavgalarıyla barışmamış biri görmek de beni ayrıca mutlu ediyor; özellikle etrafta her noktada kendini "oldum" zanneden insan doluyken.
  • türkçe yapılmış konuşmadır,
    yazarın doğulu olmanın nasıl bir şey olduğunu anlatabildiğini bu yüzden nobel aldığını bildiğini anlattığı konuşmadır
    kitaplarına göndermeler yaparak satış rakamlarına göz kırptığı konuşmadır,
    kitapların arasına sığınarak bi yandan gerçek dünyadan kaçtığını bi yandan farklı dünyalara geçiş yaptığını anlattığı konuşmadır,
    kızgınlığını haykırdığı konuşmadır
    korkularını açıkladığı konuşmadır
    yalnızlığını itiraf ettiği konuşmadır
    yetersiz hissetmesine dem vurduğu konuşmadır
    babamın "hay senin babana"
    benim "ben böyle yazamam" iç sesiyle dinlediğimiz konuşmadır,
    ağlatan konuşmadır
    orada dinleyenlerin konuşmayı anlamamalarına rağmen ayakta alkışladıkları
    burada dinleyenlerin konuşmayı anlamalarına rağmen yuhladıkları konuşmadır
    derdini yazdıklarımdan daha iyi anlatan konuşmadır