şükela:  tümü | bugün
  • 6 metrelik veya 9 metrelik boyuyla, meşhur mezarının beykoz'da olduğuna inanılan yuşa peygamberin kim olduğunu anlamak için okuyun.

    çünkü, bu sohbetimizin ilerleyen adımlarında, bazı güncellemeler ve eklemeler yaparak, yeni referans kaynakları da vererek geçmişte yazdığım o "ay kent" mesajlarını sizlerle yeniden paylaşacağım.

    ancak, türk insanı olarak, gidip mezarını ziyaret ettiğimiz, sorgu gününde kendisinin de şefaatini dilediğimiz bu yuşa peygamberin kim olduğunu anlamak için, her şeyden önce bilmemiz ve asla unutmamamız gereken en önemli konu, "kenan" adının ne olduğunu, bu adın biz türkler için ne anlama geldiğini bilmemiz gerektiği. ve yeniden söylüyorum, sadece 'asla unutma'mak değil, sürekli şekilde hatırda tutmak, bunun için de bildiklerimizi çevremizdeki dostlarımıza anlatmak gerekebilir.

    "kenan" adı, hem bir halkın hem de o halkın yaşamış olduğu diyarın adıdır. bildiğimiz bu haliyle, ad, yani "kenan", arapçadır.

    sohbetimizde, sabırlı olursanız, yuşa peygamberi konuşacağız. ve musa peygamberi, hızır aleyhisselamı, ajanlık ve orospuluk konularını, jeriko'yu, cizvitliğin kökenlerini, fetö terör örgütünü ve insanlık tarihinde biz türklere yapılmış belki de en eski ve en acımasız soykırımı da hatırlayacağız. bilmeyenler öğrenmiş olacak, daha önce bilmiş olanlar da anımsayacak ve okudukça hepimizin içleri yine çok feci şekilde cız edecek...

    fırsat buldukça yazıp, bilahare toparlayacağım, sonra bir not olarak sayfama eklerim, paylaşılabilir bir hale getiririm bu sohbeti. acele etmeyin...

    musa'nın önderliğinde onun peşine takılan yahudiler, firavun'un zulmünden kaçarak mısır'ı terk ettiler. ve tam 40 yıl boyunca paran çölünde bir o yana, bir bu yana dolandılar. 40 yıl, dile kolay! mekke'nin mısr'a doğru batısı ve kuzeyi.

    evet, çölde perişan geçen tam 40 yıl. bu süre önemli olduğu için vurguluyorum 40, 40, 40 diye. çünkü musa'nın israiloğlullarına ettiği "40 yıllık" lanetleriyle ve beddualarıyla bitiyor bu 40 yıl.

    israiloğlları mısır'ı terk ettiklerinde, tevrat'ın içini tıka basa dolduran ve kuran'da da, adı belirtilmeden de olsa, iki ayrı yerde geçen ve allah tarafından kendilerine vaadedilmiş kutsal topraklara gitmek için yola çıkıyorlar ancak henüz o kutsal toprakların tam olarak neresi olduğunu bilmiyorlar.

    işte bu yerin adı kenan diyarı, yani kenanlılar ülkesi.

    bu isim, öyle önemli, öyle can alıcı bir isim ki biz türkler açısından, eğer bilebilmiş olsaydık, azıcık anlayabilmiş olsaydık aklımız yerinden çıkar, günlerce ağıtlar yakardık - sizlere, vicdan sahibi insanlara yemin ederim!

    40 yıl boyunca paran çölü'nde divane şekilde bir çingene olarak dolaşmaları, bu vaadedilmiş kutsal toprakların neresi olduğunu bilmek için, allah'tan musa'ya tam bir koordinat bilgisi gelmesini beklemeleri nedeniyledir.

    evet, beykoz'daki yuşa peygamberi konuşuyoruz, doğrudur. evet, az sabırlı olalım, konu anlatımı bakımından zordur... hızır'dan girip aziz mahmut hüdayi hazretlerine bağlanacak, boğaz'ın 4'lüsüne geçilecek. biraz çetrefilli anlayacağınız...

    ayrıca, cizvitliğin kökenleri ile bir meslek olarak orospuluk var... dediğim gibi, az sabır.

    çöl çingeneliği esnasında, musa ve harun ile israiloğulları arasında, ve israiloğullarının kendileri arasında bu 40 yıl boyunca sayısız olaylar geçiyor, samiriler, ziynetler, buzağılar, savaşlar, iç kıyımlar, vs,. tevrat baştan sona bunları anlatmaya doymaz.

    hasılıkelam, günlerden bir gün musa kabileden az uzaklaşmış ve durumu değerlendirirken, bazı sesler işitiyor ve gelen vahiyde koordinatlar veriliyor. diyar şurasıdır diye.

    musa'nın mısır'dan ilk kaçışına. 7 beladan az öncesine. firavun'un askerlerinden birini öldürmüştü, hatırlarsın ve mısır'da bir can almanın tek bir karşılığı vardı. canı alan, canını vermeliydi diyet olarak. ve korku içinde çöle doğru kaçmıştı. yanında bizim beykozlu vardı. yuşa. dereye atlayıp canlanan tuzlanmış-kızartılmış balık, hızır, hiçbir şey yokken hızır tarafından batırılan gemi, durduk yere hızır tarafından kafası kopartılarak öldürülen 8 yaşındaki çocuk ve yine hızır'ın düzelttiği hazineli o yıkık duvar, musa'nın bütün bu olanlara itirazları neticesinde hızır'ın artık yollarımız burada ayrılıyor deyişi vs. derken, arka planda olayların içinde hep genç bir yoldaş var. adı yuşa peygamber. beykozlu. işte bu beykozluyla birlikte ahit sandığı’nı çalmıştı musa, saraydan...

    yuşa öyle birisi ki, o da mısır'da doğmuş, aslen mısır'lı. yani köken olarak yahudi değil fakat musa'ya çok aşırı derecede bir bağlılığı var. neden mi? çünkü musa'nın yanında onun yardımcısı olarak geçirdiği yıllar boyunca musa'dan çok şeyler öğreniyor yuşa.

    ve musa, sarayın başkatibi. eski mısır kütüphanesinin anahtarına sahip olan tek kişi. yılarca orada bulundu, eski kayıtları, kanunları, tarihi orada bütün ayrıntılarıyla çalışıp öğrendi. musa çok sinirli ve çok aşırı bilgili bir karakter. o kadar bilgili ki, koca mısır'da, onun kadar bilgili olan, onunla bilgi yarışına girebilecek firavun da dahil hiç kimse yok, böylece ünü ülkenin dört bir yanına ulaşmış. ve o kadar sinirli ki, ona ters gidenin vay haline. (biraz bana benziyor...) küfrün bini bir para. kızdı mı açar bayramlık ağzını, kimse de susturamaz musa'yı. efsane böyle anlatıyor. ve yuşa, senelerce onun sağ kolu gibi, gölgesi gibi, müthiş bir bağlılık ve sadakatle inanıyor musa'ya.

    vahiy koordinatları verir vermez, musa hemen bir ekip kuruyor. gözünü kulağını dört aç şimdi. 12 kişilik bir ajan takımı. bu 12 kişi, israiloğullarının o meşhur efsanelerde anlatılan 12 kabilesinin babalarıdır. ve işte bunlardan biri de yuşa peygamber. beykozlu yuşa.

    musa ekibine talimatlar veriyor. yine 40 var burada, merkezde. diyor ki, nihayet koordinatlarımız gelmiştir. sizler, sevgili ekibim, şuraya, şuradan şuraya, oradan buraya ve nihayet şuraya kadar gideceksiniz. 40 gününüz var. bu 40 günlük süre zarfında, kimliğinizi, kim olduğunuzu, ne amaçla orada olduğunuzu kesinlikle açık etmeyeceksiniz. verdiğim sınırlar içinde normal tacir gibi dolaşıp adım adım, karış karış her yeri ve her ayrıntıyı öğreneceksiniz. ormanları, dereleri, kanalları, evleri, sarayları, surları, insanını, insanının tabiatını, kılık kıyafetlerini, ordusunu, askerini, kralını, topraklarını, tarımını, hayvancılığını, meyvesini, sebzesini, denizciliğini tek tek hepiniz bakacaksınız ama baktığınızı asla belli etmeyeceksiniz, hissettirmeyeceksiniz, sizin ne için orada olduğunuzu kesinlikle farketmeyecekler. 40 gün sonunda buraya, yanıma geleceksiniz. ve gelirken yanınızda numuneler getireceksiniz. her şeyden, alıp toplayabildiğiniz bütün numuneleri getireceksiniz.

    içlerinde beykozlu yuşa'nın da olduğu "12 ajan" kenan diyarına gidiyorlar ve geri sayım başlıyor. bu ekip, dinler tarihinde "the 12 spıes" olarak anılırlar. yani ajan adı bir yakıştırma, kötüleme veya hakaret değildir.

    kenan diyarı denen yer, başka bir yerdir. efsaneler efsanesi, cennetlere taş çıkartacak güzeller güzeli ve gelişmiş, en zengin hayallerin bile karşısında fukara düştüğü, dilden dile dolaşıp da anlatılamaz muhteşem bir ülke. ve buraya öyle elini kolunu sallayarak girmek mümkün değildir. etrafı büyük surlarla çevrili. dönemin en büyük gücü olan mısır'ın bile kenan diyarı dendiğinde üç kere yutkunduğu, aman kenanlıların tersine gitmeyelim dediği, devasa güçte bir orduya sahip, adaletiyle, kanunlarıyla ve düzeniyle her insanın vatandaşı olmak isteyeceği bir diyar... kenan diyarı.

    orospu rahab!

    bu 12 ajan bir yolunu bulup buraya sızmayı başarıyorlar, hem de fire vermeden. dahası, içeride yine israiloğullarından olup da oraya çok daha önce gidip yerleşme hakkı kazanmış ve hem halka hem de saraya hizmet eden bir orospu'nun evine giriyorlar. bu orospu'nun adı rahab. hristiyanlık ve yahudilik tarihinde ve islam tarihinde yuşa (yani joshua) ne kadar önemli bir kimse ise, rahab da en az onun kadar, bir peygamberlik derecesinde adı anılan, isa peygamberin annesi meryem kadar kritik öneme sahip bir kadın. hayat kadını.

    rahab’a orospu demem de bir hakaret veya karalama amaçlı değildir. çünkü rahab gerçekten ve çok çok meşhur, hizmetleriyle dillere destan bir orospu’dur.

    yuşa veya diğer adıyla yeşu ya da joshua, bildiğiniz gibi, musa'dan sonraki yahudi peygamberi (resul) olarak geçer ve efsaneye göre vahiy almıştır, kitabı vardır (tevrat olarak bildiğimiz kutsal kitabın bir bölümü yuşa peygamberin kitabıdır), biz türklerin soyunu kıran çok meşhur bir şahsiyettir tarihteki yeri itibarıyla. hem de öyle ki, bize yapılmış olan ilk ve genel kabul görür şekliyle söyleyelim - yani kişisel bir yorum gibi olmasın, en acımasız, en amansız, en büyük ve bir daha da insanlık tarihinde o kadar vahşicesinin hiç yapılmadığı soykırımı yapan kişidir yuşa peygamber.

    ve işte rahab adlı kenan diyarının hayat kadını olan bu kadın da, aynı yuşa peygamber kadar önemli bir şahsiyettir, bunun altını özellikle çizmek istedim. hatta bir önem sıralaması yapılsa, çoğu ilahiyatçı, meryem mi yoksa rahab mı diye sorduğunuzda size rahab diyecektir. orospu rahab.

    çünkü aralarında yuşa peygamberin de olduğu meşhur "12 ajan"ı, o kendi evinde saklamış, kenan askerleri istihbaratı takip edip geldiklerinde onlara hemen oracıkta ücretsiz hizmet vermiş, bu esnada da 12 ajanı evinin bahçesindeki ardiyenin altına saklamıştır. eğer rahab bu gözükaralığı yapmamış olsaydı, israiloğulları asla vaadedilmiş kutsal topraklara ulaşamayacak ve tümden yok olacaklardı. bu nedenle, denebilir ki, rahab isimli bu fahişe ve yaptığı hizmetleri bakımından, günümüzdeki yahudiliğin varlık güvencesi olmayı başarmıştır.

    12 ajan'ın kenan ülkesine girişlerinin, gece karanlığında ve bir boşluktan istifade ederek olduğu söylenir. zira gündüzleyin de kentin güvenlikli kapısından normal yoldan girmeyi denedikleri ancak izin verilmediği ve bu nedenle akşam karanlığını bekledikleri yazılır efsanelerde.

    kenan diyarının başkentine, yani eriha'ya, yani jerıcho'ya, yani asıl bizim bildiğimiz adıyla ay kent'e girmek imkansız değil. girip sokaklarında gezebilirsin ve ticaret yapabilirsin. bunlar, kimlik ve kılık değiştirerek rahab'ın orospuluk marifetiyle vize alarak girmişler gibi sahte belgelerle geziyorlar şehirde. 40 gün boyunca.

    ‘peki, “rahab” nasıl girmiş kenan diyarı'na?’ bu kısım çok net belirtilmemiş ama olasılıkla mısır-kenan ticareti esnasında bir kenanlı bunu evlat edinmiş olabilir, satın almış olabilir tam bir malumat yoktur bu konuda. ama bilinen şu ki, rahab muhteşem bir orospu. hem bir kadın olarak aklı baştan çıkartacak kadar güzel hem de hizmeti kenan diyarında bile dillere destan.

    evet, beykozlu yuşa peygamberden ve ekibinden bahsediyoruz. hızır tecrübesinden geçiyor, musa ile birlikte, onun ölümünün ardından peygamberlik konumuna yükselmiş, kitabı var, vahiy alıyor, arada bir orospu var, adı rahab, bunların kenan ülkesine girme / sızma çabaları ve korkunç bir soykırım... türklere yapılan... yahudilerin yaptığı. ilk ve en acımasız soykırım... istanbul beykoz ve şefaat var...
    12 ajan kente yani kenan diyarına giriyorlar.

    kenan diyarı büyük bir ülke. sınırları bugünkü suriye'yi de içine alıyor, hatta şimdilerde yazıp durduğumuz cerablus'tur, lazkiye'dir vs. hep o kenan diyarının içindeki yerleşkeler. yani türkiyemizin, bugün için güney komşusu olur kenan diyarı. fakat bu 12 ajan'ın girdikleri kent eriha kenti. eriha adını pek duymuşsunuzdur, filistin sapıklığı zamanları, öldüm bittim gidiyorum filistinli müslüman kardeşlerimizi koruyalım, kurtaralım, vah, vah, vah zamanlarından bilirsiniz, batı şeria oluyor eriha.

    eriha önemli bir isim. çünkü sahte ve kırık bir isim olur kendisi. bunun daha eski adı jerıcho olarak geçer. büyük katliamın yapıldığı yerdir. adına bir silah bile vardır bugün, çok pahalı bir silah. hayalet tabanca. dedektörlerden sorunsuz şekilde geçebilir. adı o yüzden jerıcho'dur nitekim. aynı o 12 ajan'ın birer hayalet gibi jericho'ya gizlice girmeyi başardıkları gibidir. yahudi imalatı bir silahtır, internetten bakabilirsiniz.

    şimdi, biraz kendi zaman tünelime döneyim ve geçmiş paylaşımlarımı yapıştırayım bu sohbete, devam ederiz oradan...

    kamil kartal july 9, 2015 kendimi bildim bileli, senelerce "filistinli müslümanların" batı şeria'daki masallarını seyretmek zorunda bırakıldım televizyonların haber pogramlarında.

    kimse ama hiç kimse demedi ki, burası, günhan'ların ay kenti'dir! ne boktan bir dünyadır bu yaşadığımız be...! yahu arkadaş! o kadar eli kalem tutan insan var, o kadar tarihçi, o kadar biliminsanı - kimse mi görmez, kimse mi bilmez, kimsenin mi kafası bir gram olsun çalışmaz! herşeyi anlarım ama buna akıl sır erdirmemi beklemesin kimse...!!!

    bir tanrı olacak, düşün bak, sakin sakin düşün şimdi. ibrahim diye bir kulu olacak. tamam mı? koca bir gezegende, sırf bu kuluna ve onun soyundan gelenlere bir toprak vaadedecek, diyecek ki, burası senin ve oğullarının, oğullarının oğullarının. kim onlar? ibrahimin çocukları. yani? ishak, yakup, ismail.

    bu çocuklar da o toprakları almak için türkleri katledecekler. bütün işleri güçleri bu olacak çocukların. binlerce yıl. dinler kurulacak bunun için. göklerden kitaplar inecek. göklerden inen kitaplar, türklerin nasıl katledileceklerini ayrıntılı vahşet ve katliam reçeteleriyle yazacak. "tanrının emri!" diyerekten. başka bir neden yok ha, başka bir açıklama veya sebep de yok.

    neymiş efendim, ibrahim oraya gitmiş, çok zengin, bolluk içinde ve muhteşem bir mimariyle kurulmuş bir kent var, ibrahim burayı beğenmişmiş!

    yıkın anasını satiim, yıkın ve taş üstünde taş bırakmayın. çünkü ibrahim orayı beğendi. yakın, anasını satiim, diri diri yakın, kadın-erkek, genç-yaşlı demeden, insan-hayvan, gebe-emziren demeden, ateşe verin alayını. çünkü onlar türk!
    kırın, anasını satiim, soylarına kibrit suyu dökün. çünkü onlar türkçe konuşuyor! kıyın, anasını satiim, kıyım kıyım kıyın. çünkü onlar uygar ve insan!

    biz, arkadaş, işte böyle bir dünyada, gerçekte neler olup bittiğini kimseciklerin bilemedeği, anlayamadığı bir hayat yaşıyoruz. boktan bir iş!!!

    ifade özgürlüğü mü? yahu, sen beni delik deşik etmiş, diri diri yakmışsın, cesur olsam ne yazar, esir olsam ne yazar!

    12 ajan, süre dolduğunda paran çölüne dönüyorlar. musa'nın yanına. 40 gün sonra. 40 yıldır sıkışıp kalmışlardı o çölde çingeneler gibi oradan oraya. ve 12 ajan'ı bekliyorlardı, tarifsiz bir heyecanla, musa ve israiloğulları.

    musa bunları karşılıyor çingene çadırında. kalpler küt küt. herkes aldıkları numuneleri orta yere döküyor, meyveler, sebzeler, kıyafetler, bazı araç-gereç. ve başlıyor ajanlar gördüklerini anlatmaya...

    bu ajanların musa'ya rapor ettikleri bilgilerin hepsi örtüşüyor birbiriyle. genel olarak söylenen şu, siz teferruatını canlandırın zihninizde... diyorlar ki, kenan ülkesi baldan tatlı, kovanlarla dolu, sokaktaki çeşmelerinden bile süt akan bir ülke. anlata anlata bitiremiyorlar, akılları kalpleri orada kalmış ruhsuz bedenleri dönmüş sanırsın. ilginç bir nokta daha var, bunların hep bir ağızdan söyledikleri. olasılıkla mecazi bir anlatımdır, saçma sapan şeyler düşünmeye gerek yok ama diyorlar ki, kenan ülkesinin insanının boyu 6 metre. biz onların arasında yürürken kendimizi çekirgeler gibi hissettik ve onlar da bize sanki birer çekirgeymişiz gibi baktılar. çok uzun boylular, çok iriler, çok güçlüler - hepsi aynısını söylüyor.

    ajanlardan 10 tanesi bu gördükleri karşısında kişisel fikirleri olarak şöyle diyorlar, bu ülkeyi almak imkansız. bu ülkenin ordusunu yenebilmek imkansız, tek bir üflemeleriyle bile bizi uçurabilecek güçte insanlar bunlar ve orduları uçsuz bucaksız.

    ama 2 ajan var ki, öyle demiyor. onlar diyorlar ki, eğer rabbimiz musa emrederse gider savaşırız ve yahova bize güç verir, bize vaadedilmiş kutsal toprakları alırız. tanrının işine akıl ermez, o derse biz kazanırız savaşı. bunlar bizim beykozlu yuşa ile kalev. musa da zaten tabiat olarak çok sinirli bir kişi, demiştim ya hani, çıldırıyor bir anda, ayağa fırlıyor ve yine aynı sahne... bedduanın ve lanetler yağdırmanın bini bir para. 10 ajan oracıkta korkudan resmen ruhlarını teslim etmedikleri kalıyor.

    musa, şöyle diyor 10 ajan'a. siz, bir 40 yıl daha bu çölde kalacaksınız. sıcaktan çürüyerek öleceksiniz. allah sizin belanızı hiç eksik etmeyecek. bütün lanetler sizin üzerinize olacak. sizin çocuklarınız 40 yıl boyunca jerıcho'da köle gibi çalışacaklar ve sizin soylarınıza jerıcho'nun en uzak ve kötü yerlerini vereceğim.

    bizim beykozlu yuşa ve kalev ise plana göre kenan diyarı'nın başkenti jerıcho'daki en merkezi ve en şahane topraklara konacakları müjdesini böylece almış oluyorlar.

    şimdi buraya kadarki kısımda ay kent'in içine sızan 12 ajanı ve onların musa'ya verdikleri raporu biraz konuşmuş olduk.

    hatırlatıcı olması için ve tazelemek için söylemek uygundur sanırım, batı şeriha olarak bildiğimiz, haberlerde seneler boyunca duyduğumuz, yahut daha yakından takip edenlerimizin eriha adıyla bildikleri, yahut az daha işin iç yüzüne girip de jerıcho adını duymuş olanların bildikleri bu kentin ilk ve en eski adı ""yarık ev" dir, ay kent olarak biliriz biz türkler burayı. nitekim jerıcho adı "yarık ev"den çalınıp kırılmış, kundaklanmış kripto bir addır.

    bundan sonraki kısımda yahudilerin biz türklere karşı yapmış oldukları bu ilk ve emsalsiz soykırım'ın savaş açısından teknik ayrıntılarına birkaç cümle ile değineceğim. ancak şunu söylemek lazım gelir ki, beykoz tepe'sine gidip de şefaat ya yuşa peygamber dediğimiz o şahsiyet var ya, hani boğazın 4 kutlu ve manevi koruyucusundan biri olduğunu düşündüğümüz, 6 veya 9 metrelik (!) kabrini ziyaret ettiğimiz yuşa, işte bu soykırımı yapanlar içinde baş aktördür kendisi.

    o yuşa peygamber, günhan'ların ay kenti'ni ve sonrasında bütün kenan (günhan) diyarını topluca soykırımdan geçiren şahsiyettir.

    savaş taktikleri ve uyguladıkları teknik ne kadar bilimseldir bilinmez, fakat çok enteresan ve gizemlidir. kentin çevresinde o dev askerlerin ve uçsuz bucaksız ordunun koruduğu surların dibinde bir tavaf işi yaparlar. bildiğiniz tavaf etmek. ellerinde tefler, davullar ve davul gibi bazı yüksek ses çıkaran borazanlar, ziller ve çalgılar vardır. saati hesabı çok ince planlanmış olarak ve musa'nın liderliğinde, yahudi ordusundaki herkes tam bir emir-eri olacak şekilde tamtam tavafı yaparak belli aralıklarda, belli bir sırayla, günde bir kez olmak üzere 6 gün ve 7. günde 7 kez olmak üzere 13 kere koca şehrin surları çevresinde dönerler. hiç konuşmadan, hiçbir başka türlü iş veya eylem yapmadan. musa şöyle demiştir yahudi ordusuna, şu kadar kere şöyle şöyle yaptığımızda bütün surlar yıkılacak ve biz de koşarak şehre akın edeceğiz.

    sanki, öyle bir şeyden bahsedilmiş oluyor ki, fantastik hikayeleri andırır şekilde, bu tamtam tavafının yarattığı titreşimler ve frekans yani sıklık ve sesin tisliği veya baslığı, artık her ne ise, bir deprem etkisine neden oluyor. ve bu sırada musa ile yuşa’nın yanında kutsal ahit sandığı var.

    sağda görünen musa ve yanındaki de bizim beykozlu.

    mısır’dan kaçarken bir son dakika operasyonuyla saraydan çaldıkları ahit sandığı önünde dua edip, “ay kent” soykırımı için yahova’dan yardım diliyorlar.

    her şeyi öldürüyorlar. bir bir her canlıyı. mesajlarımda yazdım, insan-hayvan, kadın-erkek, gebe-emziren, sürünen, uçan demeksizin, nefes alan hiçbir canlı kalmayıncaya dek, tek tek ateşlere atarak ve ateş öncesinde acımasız şekilde işkenceler çekerek, her canlıyı öldürüyorlar.

    bu katliam olayı, hem incil'de ama daha çok ayrıntısıyla tevrat'ta anlatılır. pazar günleri kiliselere giden hristiyanlar ve ibadet günlerinde sinagoglara giden yahudiler, bu vahşetin ve katliamın ve soykırımın anlatıldığı kutsal ayetlerini okuyarak alkış tutarlar, sonra zafer için ağlarlar, birbirlerine sarılırlar ve başlarındaki papazları, hahamları şöyle derler, bu allah'ın emriydi ve allah'ın emrini yerine getirmek sorgulanmaz. peygamberlerimiz bunu başardılar ve soyumuzu böylece kurtarmış olduk.

    yaşasın rahab!
    yaşasın rahab!
    yaşasın rahab!

    diye terennüm ederler.
    (alintidir)
    https://www.facebook.com/…-şefaat/1219015661494152/