şükela:  tümü | bugün
  • osmanlı imparatorluğu'nun yıkılış zamanlarına doğru, sınırları içerisinde, özellikle balkanlarda başlayan, ve rusya'nın pan-slavist politikası ve ortodoks kilisesi üzerinde kazandığı yetkiyle güçlenen ve zorlaşan balkan ayaklanmaları (milliyetçi devrimler) sırasında polonya'nın da rusya'ya karşı savaşımı, düşmanımın düşmanı dostumdur mantığı ile bir polonya-osmanlı yakınlaşması doğurmuş, iki devlet arasında devlet adamlarının ülkelere karşılıklı ziyaretleri gerçekleşmiştir. napolyon savaşları olarak geçen savaşlarda polonya toprakları ruslara verilince,1830'lu yıllarda polonyada ruslara karşı bir ayaklanma başlamış, ve osmanlı imparatorluğu rus müdehalesini kınadığını açıklamıştır.(ki 1868-1874 osmanlı-rus savaşının temel sebeplerindendir) osmanlılar şunun son derece farkındaydılar ki, polonya meselesi hallolduktan sonra, rusya yüzünü osmanlıya dönecek, ve savaşlar yeniden başlayacaktı,polonya'nın ise ülkeler arası tanınmaya ve desteğe ihtiyacı vardı. bu temel pragmatizm iki ülke arasında bir dostluk bağı oluşturmuştur ki zaten osmanlı imparatorluğu polonyayı "devlet" olarak, dünyadaki diğer bütün ülkelerden önce tanımıştır.(recognition) rusya-polonya savaşları sonrasında, savaştan kaçan mülteciler polonezköy' e yerleştirilmiştir, ki sanıyorum polonya prensi adam gartoryski'de uzunca bir süre polonezköyde ikamet etmiştir.
  • karla karışık yağmurlu bir istanbul gününde gidilmemesi gereken, hadi bir hata yapıldı da gidildi, köy evi adlı lokantaya uğranılmaması gereken güzel bir istanbul köyü. yağmurun ağaçlarla girdiği ilişki bir nebze kayda değerdir aslında. albümünüze güzel birkaç doğa fotoğrafı eklersiniz. ama hava yağmur naifliğinden kar gaddarlığına döndüğü anda hemen arabaya atlayıp eve dönmek elzemdir.

    birkaç kelam da köy evi isimli lokantamıza: sıcak ortamının gazına gelip ne iyi ettik ulan havasına çabuk girmeyin, zira size yemek diye getireceği iki gıdım pirzola için 16, iki gıdım patates içim 10, iki gıdım kıvırcık ve rendelenmiş havuçtan mütevellit salata için 10, hadi hepsi tamam, hepsi güzel de buz gibi, abdest suyu kıvamındaki çay için 2,5 ytl para talep edecek; kredi kartı uzattığınızda "abi bozuk ya, nakit alayım" ben diyecek, fiş istediğinizde de "ya o da çalışmıyor, fiş vermesem" diyecek bir personel var orada. şuan bu mekanda, şömine önünde wireless üzerinden * internete girip sözlük okuma ihtimalinize karşın haykırıyorum: polonezköy'den değil de bu mekandan acilen kaçın, acilen kurtulun...
  • ikiyüz kadar leh kökenli kalmış köyde. çoğu şehre göçmüş. karma evlilikler ceşitli kültürel sorunlardan ötürü boşanmalar ile sonuçlanıyormuş sıklık. polonya'dan bile gelin getiriyorlarmış artık. bir leh'e göre aynı polonya havası imiş polonezköy. muhtarlıkta köye ve tarihine dair epeyce bir kitap bulunuyormuş. bir de sempatik veb sayfaları varmış:

    www.polonezkoy.com
  • köyün girişinde yirmi kadar kestanecinin tezgahını birkaç metre arayla dizilerek açtığını gördüğünüzde iem sivil polis staj merkezi'ne mi geldik hissi kaçınılmazdır.
  • 1994senesinde evlilik yıl dönümü kutlamak için gidip de 2 gün kalacak otel bulamadığımız yer. bütün otel ve pansiyonlar kaç saat için oda istediğimizi sordu ve 2 gün için yer vermedi. şimdi nasıl bilmiyorum ama o zamanlar kaçamak yapılan bir yer olduğunu anlamış ve bir daha da gitmemiştik.
  • imara açılacak olması resmen kabus gibi.
    ballıkayalar'dan sonra şimdi de polonezköy. ulan ne yediniz be, ne doymaz insanlarmışsınız.
  • istanbulluların ya doğaya ne kadar aç olduğunu, ya da moda olan her şeye nasıl atladıklarını gösteren sevimli ve otantik ama başka da fiyatları açıklayabilecek ahım şahım bir özelliği olmayan leh köyü.

    tamam sevimli, polonyalılar kurmuş falan o da bizim gibi tek tip insan bırakılan bir ülkede ilginç geliyor, tamam bir de yürüyüş parkuru var 3-5 km bir şey onda da ormana giremiyorsun zaten telle kapamışlar.

    müdavimleri olur anlarım, entellektüel bir grubun buluşma noktası olur onu da anlarım ama haftasonu neden tüm istanbul bu noktaya akıyor onu anlayamıyorum, resmen şehiriçi trafiği vardı giden yolda. kahvaltı desen özelliksiz, orman desen bildiğin orman zaten giremiyorsun, evler desen iyi hoş da kaç kez görmeye gidersin, kalabalıktan kaçıyorsun desen metrekareye 40-50 insan düşüyor.

    herhalde tüm istanbul da garsoniyer olarak kullanmıyordur değil mi? ben anlam veremedim.
  • istanbul'a dair en merak ettiğim yer.
    o güzel görüntüsünün altında korku filmi gibi bi yer olduğunu düşünüyorum.
    bütün acaip şeyler orda gibi.
    mesela muzaffer kuşhan'ın zayıflama kampı ve orda ölen dila kurt.
    kodaman iş adamlarının garsoniyerleri.
    haftasonu geceleri enteresan partiler yapılan evler.
    adnan oktar'ın kediciklerinin evleri...

    şeytani bi tarafı var gibi.
    yaşamayı geçtim, 1 gece kalmaya bile korkarım.
  • dizilerdeki default kaçırılma mekanı.
  • yiyecek adam gibi bi yeri olmayan doğa köşesi..parantez içinde kahvaltıları hariç.. yiyecek bir yer bulduğunuzda da cebinizdeki tüm parayı garsona teslim etmeniz olasıdır..hayvanat bahçesi de pek keyifliydi ayrıca. bunun yanında polina' daki pastalar var yaa.. ah o pastlar var yaa.. yemedim öyle pasta diyeyim siz anlayın..

    bu arada kavacıktan polonezköye yürümek de ayrı bi keyif.. o yolu menisküsü olmasına rağmen gık demeden benimle yürüyerek beni hayretler içinde bırakan "okyanus gözlü"ye de saygı ve sevgilerimi gönderirim..