rehayunluel

  • 2403
  • 0
  • 0
  • 0
  • 5 ay önce

pred dozhdot

bir haldun haznedar yorumu der ki:

// 35 ya$indaki, makedonyali senarist-yonetmen milcho manchevski'nin, iki hafta sonraki oskar odullerine en iyi yabanci film dalinda aday filmi, gecen yilki venedik film festivali'nde altin ayi'yi payla$masi dahil 9 odul kazanmi$ti. bugunlerde, 7. ankara uluslararasi film festivali'nde de gosterilmekte ve bir tesaduf eseri abd'de de gectigimiz cuma gunu genel gosterime girmi$ bulunuyor.

kronolojik sirayi izlemeyerek nedensellik zincirini bozan, eksiltili (eliptik) anlatim usluplu film, sozcukler, yuzler ve resimler adli, konulari ve karakterleri itibariyle ic ice girmi$ uc bolumden olu$uyor.

bu $iirsel anlatimli sihirli yapit, makedonya ve cevresinin tarihini bilene, ezan sesi, camiler, minareler, davullu zurnali koy dugununun yani sira tipik dogu muziginden esinlenmi$, anastasia'nin filmi surukleyici, orijinal ezgileri ile bile buram buram osmanli kokuyor.

ister hiristiyan makedonya isterse tesetturlu musluman arnavut koyleri olsun, insanlari, hayvanlari, hasati ile goruntulenin anadolu'dan pek fazla farki yok. degi$ik bir mavi gogun altinda, mistik muzigi, sarp kayalikli daglari, ucsuz bucaksiz bozkirlari ile o bolgeyi tanimamamiza imkan yok. bizden gibi. bizdendi de.

manuel teran'in muhte$em, nefes kesici sinematografisi de ovulmeye deger. zaten, teknik ustunlugu ile film, tipik avrupa filmlerinden ayriliyor. ilk kez konulu bir film yoneten manchevski'nin bu sanati son 10 yildir abd'de ya$ayarak ogrenmesinin bunda cok buyuk bir rolu var. manchevski, southern illinois university'de okumu$, daha sonra mtv icin video klipler yapmi$, odul kazanmi$, $imdi new york'ta ya$iyor. film, yeni bagimsizligina kavu$an makedonya'nin da ilk filmi oluyor.

bir tepenin uzerine kurulmu$ eski bir manastirda kiril (gregoire colin) adinda makedonyali genc ve yeni bir ortodoks ke$i$ bir gun odasinda guzel, genc ve urkek bir arnavut kizi zamira'yi (labina mitevska) bulur.

bu talihsizin, du$manlari tarafindan kistirilmi$, etnik nefretin kurbani biri oldugunu ogreniriz. ayni ulkede ve onca yakin koylerde ya$amalarina ragmen birbirlerinin dillerinden anlamazlar. kiril, buna ragmen, onu korur ve saklar. sonunda, kizin kokusunu alan capulcu takimi manastiri basar. kiril ve zamira, ke$i$lerin goz yummasiyla, birlikte kacarlar.

burada bir sahne, bosna'da gecen olaylara da i$ik tutuyor. ke$i$ler, capulculara intikam almamalarini, obur yanaklarini da donmeleri tavsiyesinde bulunurken, onlar goze goz, di$e di$ dedikten sonra bunun be$ yuzyillik bir kan davasi oldugunu soyleyerek, osmanli yadigari bo$naklarin hinc dolu sirplarin elindeki alin yazilarini da belirtmi$ oluyorlar.

sanki makedonya ve sorunlarini aksi takdirde anlayamayacak bati seyircisinin filmle ozde$le$mesi, aslinda $iddetin o kadar uzakta degil ama burunlarinin dibinde oldugunu kavrayabilmeleri icin eklenmi$ gibi bir izlenim veren, londra'da gecen, olmasa da olur, ikinci bolum, filmin vermek istedigi mesaja katkisi az olan karakter ve olaylardan olu$mu$.

yalniz, filmin ana ve ikincil karakterleri arasindaki baglanti kuvvetli olmasa, hatta binlerce km uzaklikta birbirlerini gormemi$ olsalar da bilim ve teknoloji onlari birbirlerine yakla$tirir. bir yanda, modern dunyanin temsilcisi londra, ote tarafta bir ba$ka yuzyildan kalmi$ gibi kirsal makedonya. ancak, sava$an koylu militanlari bir elinde kala$nikof, obur elinde cep telefonu ile gormemiz artik gercekustu bir manzara olu$turmaz. sava$maya da amerikan lastik ayakkabilari, radyoda calan rap muzigi ile gidilir.

ingiliz fotograf redaktoru anne (katrin cartlidge) ve gecinemedigi kocasi bir restoranda problemlerini tarti$irlar, zamana gereksinimleri olduklarini du$unurlerken, bir mu$teri ve garson arasinda yabanci bir dilde -belki makedonca, film belirtmez- bir tarti$ma ba$lar. memleketteki sava$in bir uzantisi londra'da da suruyor gibidir. mu$teri bir ara ayrilir ama geri dondugunde silahi ile etrafi kan golu haline getirir. bu arada, bu `absurt' sahnede olenler arasinda koca da vardir. hamile e$i ile bari$mak icin ihtiyaci oldugu zaman tukenmi$tir.

unlu bir fotografci olan aleksander (rade serbedzija) anne'in sevgilisidir. anne'in evliliginin sarsintida olmasi da aslinda bu yuzdendir. dunyanin ce$itli yerlerinde suregelen sava$lari ve kurbanlarini goruntulemekten bikmi$ usanmi$ olarak, aleksander huzurlu bir ya$amin ozlemiyle londra'dan yurdu makedonya'ya koyune donerken sevgilisinin de kendisi ile gelmesini ister ama bu istegi gercekle$mez. film, bu ili$kiyi hic geli$tirmeden, amacini da belli belirsiz birakarak oykusunu surdurur.

ancak, fotografcinin dondugu memleketinde de hiristiyanlarla muslumanlar birbirini yemektedir. makedonya, yaniba$indaki sava$in bir benzerine gebedir. aleksander, ba$ka yerlerde ustalikla ba$indan savabildigi capraz ate$in tam icine fena du$mu$tur. cocukluk arkada$lari artik birbirlerine du$man olmu$lardir. insanlar her yerde bir nefret kisir dongusunun icindedirler. yonetmen, soyle$ilerde, filmde kullandigi degi$ik uslupla, bir karakterin ya$amamasi gerektigi sirada canli olmasi, olmamasi gereken olaylarin meydana gelmesi paradoksuyla, zaman tarafindan hapsedilmedigimiz, bu kisir donguyu kirip kacacak bir firsati bulabilecegimizi iletmek istedigini ifade ediyor.

kom$u koyde, 16 yil oncesi, okul yillarindan, $imdi tesetturlu sevgilisi hana (silvija stojanovska) vardir. yalniz, cati$malar dolayisiyla onu ziyaret etmesi bile ba$li ba$ina bir meseledir. bu arada, manastirda saklanan, ba$i dertte o urkek kizin bu kadinin oldugunu ogreniriz.

filmdeki ironi, uzaklarda bir yerdeki bu anlamsiz, bo$ubo$una, pisi pisine meydan gelen olumlerin, teror hareketlerinin, acilarin, istiraplarin, yaslarin, estetik bir guzellige, fotograf sanatina donu$turulmesi, bir enstantane halinde tespit edilmesidir. hatta, aleksander'in koyune donu$unde bir sucluluk duygusu rol oynamaktadir. bir sava$ sirasinda, fotografini cekecek ilgi cekici bir sahnenin olmadigindan yakindiginda bir gardiyan silahini cekip tutsagini vurmu$tur.

filmin sonunda, gok gurultusu ile birlikte yakla$an ve alcalan yagmur bulutlari film boyunca iki etnik gurup arasinda o dar kirsal alanda gorulen $iddetin butun ulke capinda bir sava$a donu$eceginin mecaz habercisi oluyor. bu iki grup arasindaki birbirlerine yabancila$ma duygusu zaten genc neslin birbirlerinin dillerini anlamamasi ile de vurgulanmaktadir. aleksander'in bir ara dedigi gibi dunyada bari$ kural degil, istisna gibi gorunmektedir. //

*

devamını okuyayım »
28.05.2002 18:57