şükela:  tümü | bugün
  • yaşamda sonucuna varılamayan, içinden çıkılamayan, yanıtı bulunamayan durumlarda yapılması gereken şeydir. türkiye'de ne yazık ki "ben deli miyim!" algısı hâlâ aşılamıyor. ya da psikoloğa gitmek angarya olarak görülüyor. kimbilir, belki de pek çok kişinin kendisiyle yüzleşmesiyle ilgili korkuları var.

    kendiniz de dâhil kimseyi dinlemeyin ve gidin. atla deve değil. yaşamda kimi zaman tek başımıza başa çıkamayacağımız durumlar da olabilir ve yardım da istememiz gerekir. bacağımızı her sıyırdığımızda alçı gerekmediği, ya da her nezle olduğumuzda hastâneye kaldırılmadığımız gibi her psikoloğa gereksinim duyduğumuzda da psikolojik bozuklukları olan birisi olmayız. olsak bile unutmamalıyız ki güçlü insan sorununa sâhip çıkandır, onu yok sayan değil.
  • kişisel asistan sahibi olmakla beraber en özendiğim lükslerden biri. zaten boğa burcu erkeği olarak lükse düşkün bir yapım olduğu için buna da özeniyorum.
  • özenilecek bi tarafı olmayan eylem. gidiyosun. veriyosun parayı 45 dakika 1 saat anlatıyosun. karşıdaki boş boş kafasını sallıyor. anlattıkça sorular soruyor. çoğu mantıksız sorular. sonra zamanımızın sonuna geldik diyor. çıkıyosun. rahat hissetmiyosun. anlamıyor çoğu çünkü seni. zaten hep karşı çıktım psikologlara. çözüm bulup yardım alan olmuş mudur bilmem ama. bende yok. olmuyor.
  • boş iştir efenim. ben eskiden beri çok meraklıyımdır psikolojiye. hatta horozlar üzerinde uzun yıllar süren psikolojik araştırmalarım da olmuştur. neyse sadede gelelim. 31 çekmeyi bıraktıktan sonra bu alana ilgim daha da kabardı. kabardı derken yanlış anlamayın. öyle bi kabarıklık değil. üniversite de bir psikoloji öğrencisiyle tanıştım. ona bu ilgimi anlattım. o da bana aşık oldu. e böyle iş mi olur amına koyim. tam tersi olmasını beklerken birgün bana "sen beni çok rahatlatıyorsun. ihtiyaç duyuyorum sana" dedi. öyle olunca da olayın bütün büyüsü kaçtı. o ne lan öyle ezik ergenler gibi. neyse biz görüşmeyi kestik. yıllar sonra bu yine bana ulaştı. baktım güzelleşmiş kız. para falan kazanmış götü kalkmış adam olmuş. beğendim. yaktım yeşil ışığı kahve içmeye çağırdım. geldi oturduk falan feşmekan. feşmekan nedir amk ya! neyse bu bana kitap yazdım dedi. aa nerde dedim. senden de vahsettim didi. hasiktir didim. kız yine gözümden düştü. daha da görüşmedik hiç.

    yani demem o ki bana gelin.
  • psikolojik danışmanlık hizmeti almak için google'a girdim.

    kadıköy psikolog yazdım.

    pinna psikolojinin web sitesini ziyaret ettim.

    sol konsoldan uzmanlar bağlantısına tıkladım.

    o ahmet tosun zibidisi dışında diğer tüm psikologların ne kadar güleryüzlü, hayat dolu, sempatik ve canyakın insanlar olduğu izlenimine vardım.

    ardından iletişim sayfasına tıkladım.

    sordum "saatlik ücretiniz ne kadar?" diye kibarca

    gün içinde yanıt geldi.

    tek kişi 240, çift halinde 300 türk lirası

    dedim ben tek kişi olayım, saati 240 lira olsun

    herkes gibi "bir saatte 240 liraya daha başka neler yapılabilir?" sorusu beynimde fırtınalar estirdi.

    kendimce fırsat maliyetleri* oluşturdum.

    ben bu paraya 2.4 saat karıya giderim ya da 8 kere sinemada film izlerim ya da 34.29 tane camel soft alırım ya da 9 - 12 kez yemek sepeti siparişi veririm hesaplamalarını yaptım.

    o derece
  • doğru kişiyi bulduysanız rahatlatır, gaza getirir, gülümsemenizi sağlar.

    uzun uzadıya olan biteni anlattıranı değil, nokta atışıyla sorularını soranı, sohbet edeni, kültürlüsü makbuldur.
  • bence kendi kendini fişlemektir.
  • şu sıralar ciddi ciddi düşünmeye başladığım olay.

    gitmeyi düşünmeme başlatan şey de şikayetleneceğim herhangi bir problemimin olmaması. yani bir psikolog ile oturup sohbet edecek, sıkıntımı anlatacak bir şeyim yok gibi geliyor. ama olması gerekmiyor mu lan? 30 yaşında adamım, yazmaya da üşendiğim bir dünyam var. lan o kadar tantana oldu, sıkıntılı dönemlerden geçtik ve de geçiyoruz ama ben böyle ne bileyim kendimi bir krizin içerisindeymiş gibi hissetmiyorum. bazen darlanıyorum falan ama geçiyor. e bu metrobüse binen her insanın yaşadığı ve hissettiği bir şey değil mi zaten?

    ne bileyim fazla mı rahatım acaba? geniş miyim? gevşek miyim lan ben biraz?

    - evet, nedir şikayetiniz?
    + bi şikayetim yok.
    - anlıyorum, peki burada bulunma sebebiniz neydi?
    + işte bir şikayetim yok ama olması gerekmez miydi? ondan buradayım.
    - tabi siz de haklısınız (deli midir nedir dercesine dişlerini sıkarak, yarım ağız bir hak verme repliği bu)

    eheh goygoy bir yana; "su akar yolunu bulur" düsturunu ilke edindim epeydir, sıkıntı yapmıyorum. bi geçen efes mal gibi kaybettiğinde sinirlenmiştim, bir de babamın güneş gözlüğünü 4. kez kaybettiğimi anladığımda. o namussuz da çıkıyor her seferinde bir yerlerden, umut veriyor; "yok" diyorsun "kaybolmamıştır ya, kesin bir yere koydum ama unuttum. biraz zaman geçsin denk gelirim kesin" diyorsun.
  • amerika birleşik devletleri ve ingiltere gibi ülkelerde insanların gerçekleştirdiklerinden birbirine rahatça bahsettiği, hatta neden gittiklerinden ve tedavi sürecinden bile bahsedip en ufak olumsuz tepki almadıkları davranış.
    ama türkiye" de yanlışlıkla ağzınızdan kaçırdınız mı hemen etiketi yapıştırıveriyorlar üstünüze. neden gittiğinizi bile sorgulamıyor, farklı tedavilerde kullanılan bir iki ilaca netten bakıp size hemen teşhis koyuveriyorlar kafalarında.
  • boş iştir mutlu olacak bir ortam yaparsan çok daha etkilidir.