şükela:  tümü | bugün
  • didem madak'ın 2007 yılında çıkmış olan şiir kitabı.
  • *
    "...ben kırmızı tırtıl dili gördüm. bize geldi. siren sesleri arasında. her şey bir arada ve aynı anda olmuştu. yangın çıkmış, yaralananlar olmuş, su basmış, ölen ölmüştü. aynasızlar vardı, tutuklamalar vardı. ey beni dili kesik bir korku filmine esas kız yapan hayat! bak küfrün sokaklarında lambalar yandı. ben sesleri birbirine uyduğu için yalnızca perşembeleri endişelenen bir şair değilim. bilesin ki devamlı endişeliyim. bilhassa pazarları. izmir'deyken eski günlerde. benim eski günlerim izmir'de kaldı. işte o günlerde pazarları pazara çıkıp sebze ve meyveleri rengârenk bir eski düğme kutusu gibi karıştırır ve rahatlardım. bilhassa inanmaya inanırdım. ümitvardım. ümitvarların acısı büyüktür. o zamanlar inanan bir ümitvar acısı ile ağlardım. dilimdeki tutuklama istanbul'da başladı. bazı geceler dilimi tutan pası ovar ve inançlarımı geri isterdim. ümitvar acılarımı geri isterdim. benimle konuşmalarını isterdim. bana söyleyin derdim. "beni böyle çaresiz, beni böyle derbeder" bırakmayın derdim. ben söyledim. böyle söyledim. kısa ve sert söyledim. bunu sadece ve sadece.......

    tutuklamalar vardı. çünkü o zaman kırmızı tırtıl dilini kim kaybetmişti ki ben bulayım.
    yakup da bulamamıştı. beni tutuklamalar vardı. beni nereye koyacaklarını bilmiyordum. bilmiyordu. bilmiyorlardı. içimde dönüp duran gezegenleri seyrederken, gezmeyegen olmuştum. çakılıp kalmıştım. sert çakılmıştım. o zaman daha istanbul yeniydi. çarptığım şehirdim. dilimi tutan pası ovalamak için dilimi çıkardığımda, ki şair dilini çıkarırsa onu kesmelidir. kestim. kesinlikle kesin bir dille ümidi reddettim. buna bir gün karşıdan karşıya geçerken karar verdim. çünkü çantasında sosyal fobi taşıyan bir avukat kadar mutsuzdum. çünkü çok çalışmam gerekiyordu ve depresyona girmeye vakit bulamıyordum. içimde kaskatı duran bir şeylerin varlığından kimseye söz etmiyordum. kafka'nın ruhuna fatiha okuyarak dolaştığım günlerdi. çünkü çok içlenmiştim, çünkü gücüm gücüme gitmişti. gül ağacım çünkü. ısrarım çünkü yaşamaktaki. gücüme gitmişti. çünkü. illaki yaşayacaktım. lenmiştim. içli bir şey olmuştum. bağırmaya yakışmamıştım. ve zati yeterince bağırmıştım. salladığında buzların sesine alışmıştım. çok yürümüştüm. otuz altı numara ayaklarım bile bu dünyayı adımlayıp durmamı acaip karşılamıştı. buna hayret etmiştim. buna çok sevinmiştim. çok hayret etmiştim. ve sesi hayaletle iyi gider diye hayret eden bir şair değildim. hayalet gibi gezdim. yaprakların düşerken attıkları çığlıkları duydum. metruk evlere emrettim ve tuğlalar fırlattılar şiirin kafasına. leman muhtar oldu mahalleye. ben mebus. roman düğünlerinde oy topladık. kimseye etmeden şikâyet, ağladık mahallenin istikbaline. kötü şarkılara alıştık. şiir ithafkârı olduk. uzun listeler çıkardık. şiir ithaf edersek belki iyileşir mahalledeki deli. belki şiir ithaf ederek dile, dile benden ne dilersen diyebilirsiniz..."

    (sf. 87-88, kendim ettim kendim buldum)

    "...-dolaştırıyorsun sen beni
    -dolaştırmıyorum abla
    -şikâyet edicem seni şoförler odasına...
    "tutunamayanları okuduğu için tutunamayan olmayacağını sanan ahmak"
    -buyur abla?
    -yok bişey. dolaştırıyorsun sen beni
    -dolaştırmıyorum abla..."

    (sf.74, kaza anılar)
  • "...
    derhal bir manifesto yayınlamalıydım.
    koklayarak ve avlanarak şiir yazma tekniğini bulmuştuk.
    artık çatıları ters çevirebilir, içinde yağmur suyu biriktirebilirdim.
    sonra saçlarıma sürerdim uzasın diye
    trafik lambalarını üçlü göz farı seti olarak görebilirdim
    gözlerime sürerdim ne güzel rengârenk.
    elektrik direklerini salladığımda dolunaylar dökülürdü
    kırılmazdı hiç, hiç kırılmazdı
    sofranın ortasına koyardık parlak parlak
    bir aydınlanma ruhu içinde felaket yalnızdık
    ..."
  • başında "bu kitap ısrar üzerine yazılmıştır." ifadesi bulunan, didem madak'ın 3. ve son şiir kitabı.
  • hadi o zaman;

    pulbiber mahallesini tanıyalım

    mahallemizde durmadan darbuka çalıyorlar
    erkes nedense asan'dan hamile
    düm-tek çocuklar doğuracak kadınlar bahara
    burada aşklar fena şehla, şahane aşkları
    incesinden sosyeteye bırakıyorlar.
    acı yok bizim mahallede sanki hiç olmamış
    yalnız şarkılara fazla pulbiber atıyorlar.
    "kimbilir" çocuklar doğacak bahara
    babası canı cehenneme çocuklar
    pulbiber taneleri yapışmış dudaklarına
    saate bakıyorum düm-tek düm-tek ilerliyor
    baharat kavanozunda bir akrep buluyorum kimsesiz
    küfrediyor yelkovana, bensiz ne cehenneme gitti bu hayta!
    karaköy vapuru bize uğramadan gitmiyor asla
    bir elma tıkıp ağzına yolluyoruz, çok bağırmasın maksat
    sebepsiz kederlerdeyiz leman'la
    bağırıyoruz esasında sustuğumuzda
    düdüğüz biz, düdük, valla billa!

    iki yaşlı ve iki başlı iki gövel ördek gibi
    gölümüzde yüzüyoruz kanımızdan canımızdan
    mahalleli pulbiber ekiyor suyumuza
    nilüferler gibi açılıyor taneleri.
    güzel ve ağırdılar diyecekler
    oysa paytak ve kırmızı kanatlıyız
    bizim familya uçar, uçarıdır, uçacağız...

    yanlış da olsa fiiller için çekici bir kadınım

    pulbiber mahallesinin düm-tek tarihinde
    acıdan sızlarken burnumuzun direği
    morarmış çarşaflarımızı bayrak diye asardık
    dokunsalar dağılırdı iyi pişmiş kurabiyeler gibi kalbimiz
    kıtırdı ve çıtırdı
    nedense iki kuşun ismine benzerdi kalbimiz
    biz böyleydik işte, lezzetimiz de böyle... böyle... böyle

    bu mahalleye cenevizlilerden kalmışım
    bir elli altı santimlik bir kule olarak
    ferman tarihinse
    göğe doğru uzanan bu beden de bizimdir icabında.
  • "..bazı geceler uyanıp sigara içiyorum karanlıkta
    odamdaki aynada yanıp sönen küçük kırmızı bir yıldızım
    musevi bir kadının ruhu dolaşıyor evde, ya da müslüman
    ya da ataist bilmiyorum
    gelip yamuk tabloları düzeltiyor, biraz çorba içiyor mutfakta
    sanırım yağmuru yapısalcı bir yaklaşımla karşılıyor
    saçma bir kadın, anlaşılmaz
    ama iyidir saçmalamak dostlarını satmaktan
    iyidir adanmak, yalandan
    bir çocuk romanı olarak anlaşılmıştım artık.."
    s. 30 (mahallede bomba patlıyor)

    "..yaraların sarılmayan kısmında patlardı flaşlar.
    tilkilerimin kuyrukları birbirine değiyor
    kısa devre aralarında yaşıyordum.
    birbirlerine gönderdikleri fotoğraflara baktım.
    aleni yasadışı dinleme yapıyordum.."
    s.43 (pespaye kedinin asaletini anlatan satırlar burada başlamaktadır:)

    "..böylece evde deli beslemeyin uyarılarına aldırmadan
    ve hiç korkmadan bir deli beslemekten
    çamaşırların kurumasını bekledim, yemeğin pişmesini
    bebeğin doğmasını
    küfrün sokaklarında lambaların yanmasını
    çimentonun donmasını
    mafya babanın başımda kahkahalar atmasını
    cesaretin varsa gel demelerini bekledim.."
    s.55 (karşılıksız hayat)
  • (bkz: pulbiber mahallesini tanıyalım)

    ... sebepsiz kederlerdeyiz leman'la
    bağırıyoruz esasında sustuğumuzda ...

    ama ne güzel...
  • sonunda alıp hazineme kattığım kitap.
    içinden şiirler bilirdim ama mahalleye henüz uğramamış idim.

    şimdi zamanı.
    belki yerleşirim bile.

    (bkz: didem madak)
  • ısrar üzerine yazıldığı notu düşülmüş girişinde kitabın kim ısrar etti ise gözlerinden öperim.

    "yanlış da olsa fiiller için çekici bir kadınım"

    tanım: pulbiber gibi acı kitap.
  • hikayenin urfada gectigini dusundugum kitaptir.