şükela:  tümü | bugün
  • mutations kadar depresif ve ağır bir tempoda ilerleyen ama gene de dinlemekten kendinizi alı koyamadığınız, midnite vultures'daki eglence tadindan tamamen yoksun, parti yapmak isteyenlerin burun kiviracagi ama muzikalitesini es gecemeyeceginiz bir aninda klasik. *
  • benim gibi beck'in tencere tavayla, kirik gitarla, arkadasinin evinde yaptigi albumleri sevenlere biraz fazla cilalanmis, fazla studyo kokulu gelebilir. yani bana oyle geldi, baska birinin albumunde boyle nigel godrich tarafindan yapilmis yayli duzenlemelerinin ustune atlarim muhtemelen, ama soz konusu olan kisi beck olunca, kulagimi tirmaliyor nedense.. fazla mi tutucuyum ne?
  • şöhret dünyasına kendisine “loser” diyerek adım atan, ancak zamanla amerikan çıkışlı ‘cool’un bizzat vücut bulduğu isme dönüşen beck’in yeni albümü “sea change” eylül ayında yayınlandı. rolling stone dergisi, bu sonbahar çıkan ve çıkacak albümler arasında tepeye koyduğu beck’in yeni çalışmasına bir de beş üzerinden beş yıldız vermiş. ingiliz mojo ise 10 üzerinden dokuz. “sea change” bu övgüleri hak ediyor mu? hem de köküne kadar.
    on parmağında on marifet olan, kendini sürekli yenileyebilen beck, “sea change”de bir önceki albümü “midnite vultures”la girdiği yoldan çıkmaya karar vermiş belli ki. oradaki parti havası, 70’lerin disko müziğine göndermeler, neşe, gürültü burada dingin, sade ve hatta depresif bir havaya bırakmış. sekizinci albümünde gülüp eğlenen beck yok artık; “mellow gold”la ilk çıkış yaptığı günlerde nasıl bir tebessüm yarattıysa müzik dünyasında, şimdi de herkesi önünde saygı duruşuna davet ediyor.
    beck’in albümlerinin ortak özelliği her birinde yeni bir tarz denemesine açık olmasıydı. “mellow gold” bir açılıştı, “odelay” deneysel ve gürültülü, “mutations” sakin ve “midnite vultures” fazla neşeli. “sea change” ise, koca diskografisi içinde ilk defa bir başka çalışmasıyla akrabalıklar taşıyor.
    bir kere bu, tam sekiz senedir hayatımızda olan beck’in şüphesiz en iyi albümü. ayrıca 2002’nin de en iyisi – bruce springsteen ve red hot chili peppers artık geriye çekilsin. “sea change” iyi olduğu kadar da da zorlayıcı; dinleyiciden tam dikkat ve konsantrasyon talep ediyor. albüm, dinleyeni içine kolay kolay çekmiyor aksine keşfetmek zaman ve emek alıyor.
    beck’in “sea change” için çalıştığı dönem kız arkadaşından ayrıldığı günlere denk geldiği için kokusu sinmiş. hemen her şarkıda yaşadığı acıdan belirgin izler var, sözler hayli kişisel. albümün teması çaresizlik, kayıp ve üzüntü olarak özetlenebilir. bu anlamda “kimsenin değil, benim suçum” diye başladığı “mutations”la akraba sayılabilir. tonlaması olarak da “mutations”a yakın; folk müziğinden ezgiler, tek bir gitardan çıkmış gibi duran şarkılarla; oysa bütün bir grup çalıyor! “sea change”in bir farkı da beck’in tam anlamıyla şarkı söylüyor oluşu: mırıldanmıyor, kelimeleri okumuyor, konuşur gibi yapmıyor, düpedüz şarkı söylüyor.
    baştan sona hiç atlamadan, sıkmadan ilerlese bile “sea change”de de öne çıkan bazı şarkılar var: “lost cause” yabancı eleştirmenlerin en çok adını andığı parça, “sunday sun” sonlarına doğru psychedelic bitişiyle şaşırtıyor, açılıştaki “the golden age” ise albüm boyunca ne neyle karşılacağınıza dair ipucu veriyor. “little one”daki piyano kullanımına ayrıca dikkat etmeli.
    los angeles’da doğan, ancak new york’un east village’ında girdiği müzik çevresi sayesinde isim yapan, adını duyuran beck’in “sea change”i beş – altı sene önce kendisine atfedilen “yeni bob dylan* etiketinin boş olmadığını kanıtlıyor. kendisine duyulan güvenin de hakkını veriyor.
    son söz: hakikaten beş yıldız.
  • bu albumde kimi vokaller o kadar derinden geliyor ki; sanki beck sadece gruptan atilmis bir sarkici* ve studyonun disindan sarki soyleyerek kayda dahil olmaya calisiyor.
  • mr beckin vokallerinin bazi sarkilarda bonoyu andirmasi cok dikkatimi cekti - ben bu adami pek sevmesem bile sarkilar pek bir hip-cool olmus, beck de sanirim yazin konserde gotunu bacagini kirdiktan sonra adam olmus.
  • yasamin uzunlugundan ziyade niteligini onemsemeyi, an'i farkederek, sindire sindire yasamayi*, iliskilerde, is hayatinda, eglencede, yerken, icerken kosusturma icinde ruhun, bedenin hizina yetisebilmesini saglamak icin yavaslamayi bir yasam tarzi olarak benimseme tavrina verilen isimmis bu ayni zamanda, diger bir deyisle yavas yasamak ` : slow living; bosunabeck`'in albumunun adina esin kaynagi olmamis meger.
  • beck'in işitsel tedavi biçimi, reçetesi. ayda bir dinlemek elzemdir. bu albüme kaçıp, bir yerinden yakalayabileceğiniz birşey mutlaka vardır. the golden age gibi bir şaheserle başlayıp side of the road gibi güzel sözlere sahip bir şarkıyla perdeleri indirir.
  • turin brakes'in outbursts albümünden bir parça. youtube'da şöyle de güzel bir claymation'ı var:
    http://www.youtube.com/watch?v=d8fmprglju0

    "if i don't do this somebody else will":

    six billion backs against the wall
    now do we walk or run
    this puzzle is falling into place
    once more around the sun

    remember when we were a kid
    those days were all so long
    but if we don't do this
    somebody else will

    three billion backs againts the wall
    a pray for everyone
    we saw the changing of the sea
    but not a thing was done

    remember when you could rely
    those days are all but gone
    and if we don't do this
    somebody else will

    one billion backs againts the wall
    at least i feel we're dry
    i was an island to myself
    this storm would pass me by

    remembering the things i did
    i knew i would survive
    but if we don't do this
    somebody else will

    one million backs against the wall
    now do we walk or run
    one thousand backs agiants the wall
    now do we walk or run
    one hundred backs against the wall
    now do we walk or run
    its just your back against the wall
    now do you walk or run

    remember when we were a kid
    those days are all but gone
    if we don't do this
    nobody else will

    not: bir turin brakes fan sitesinden aldım sözleri. pek çok hata vardı ama düzelttim sanıyorum.
  • bu albüm hakkında bir türlü net bir yargıya varamıyorum. zira insanı nasıl bir moda sokuyorsa artık istisnasız her dinleyişimde yarısında uyuyakaldım. şarkı listesini karıştırıp denedim, ortamı değiştirip denedim, bir şeyler atıştırıp denedim, sonuç yine değişmedi. (son cümlem ilkokul şiiri gibi olmuş.)

    hülâsa; şarkılar güzel, beck iyi ama yol albümü değil, sakın araba kullanırken dinlemeyin.

    (yazarken bile sona doğru uykum geldi, kısa kestim. bilemedim ben bu işi. ben şurada biraz şekerleme yapıyorum, siz konuştuğumuz gibi şey yaparsınız.)
  • beck in bu albümü dünyanın en huzurlu hüzün albümüdür.