şükela:  tümü | bugün
  • orta okula giderken satmıştım yaz tatillerinde.
    %100 kar oranıyla satılıyordu.
    tazi evrrek siimit vaar, simitciyeeee
  • kuzenlerimin satmışlığı vardır. 4 erkek kardeştiler ve her yaz okullar kapanır kapanmaz eniştem her birine yapacak bir iş vermiş olurdu. simit, mısır, su satmak, sanayide çıraklık yapmak 4 kuzenimin de yazlık işleri arasındaydı.

    o zamanlar eniştemin bu yaptığını gaddarlık olarak algılardım. zira mali durumları gayet iyiydi. eniştem inşaat işleri yapardı. çok merkezi bir yerde 3 katlı bir evleri vardı en alttaki 3 dükkan ve bir üstündeki iki daireden kira alıyorlardı. en üst kattaki çift dairede de oturuyorlardı. yani çocukların çalışmasına hiç ihtiyacı yoktu.
    şimdi anlıyorum çok doğru bir şey yaptığını. 4 erkek çocuğu birden, onları lümpenlikten serserilikten koruyarak yetiştirmek hiç kolay olmasa gerek. kuzenlerimin o dönemki arkadaşlarının çocuğu , okuyan bir iki tanesi hariç bi baltaya sap olamadılar doğru düzgün. en fazla sanayide işçi oldular. kuzenleriminse hepsi de okudu ve başarılı işler yaptılar, hala yapıyorlar.
  • arkadaşım simitçi bende boyacılık yapmıştım. ilk işimiz öyle oldu. ilk kazancım ile arkadaşlarımla bisiklet kiralamaya gitmiştik. dondurma falan da ismarlamıştım *ve paramız da değerliydi.

    ama arkadaşlık daha değerliydi çünkü paranın geçmediği zamandı.

    onlar taşındı mahalleden herkes kendi yoluna gitti. o diş doktoru oldu ben turizmci.
  • 2003 yazında yaptığım iş.

    11-12 yaşındaydım. rahmetli muzaffer izgü'nün harika karakteri ökkeş'ten esinlenmiş, ihtiyaçtan değil de heyecan olsun diye bu işe girmiştim. kırmızı bir sepetim vardı, var gücümle bağırıp dikkat çekmeye çalışırdım. başlarda keyif alsam da sonraları tek başıma tüm ilçeyi dolaşmak sıkıcı gelmeye başlamıştı. yakıcı güneş, bağırmaktan ötürü yanan boğazım... yine de hemen pes etti, demesinler diye üç hafta kendi kendime veryansın ederek sürdürdüm. kendi çapımda iyi de satıyordum. son haftaya doğru işi iyice taşağa vurduğumu çok net hatırlıyorum, sahile gidip deniz kenarında denize bakarak 3-4 simit gömer, denize bakıp minik bedenime aldırış etmeden triplere girip iç çekerdim. güzel zamanlardı, o zamanlar bundan pek haberim yoktu.

    simit maceramın son günlerine doğru mahalleden bir eleman da benimle gelmek istedi, dünden razıydım. birkaç gün de onunla takıldım, son günde ise mahalleye dönerken kalan 10-11 simiti mahalledeki çocuklara dağıtıp işe noktayı koyduk. o sepet hâlâ daha annemin evinde. ben ise şu şu oldum demek isterdim ama bu hikâyenin b noktası başarı kıstaslarından çok uzak; zira bir baltaya sap olamadım. o çocuğun hayallerine ihanet ettim, denize bakıp geleceği güzelce düşleyen çocuğu karadeniz'in karanlık sularına gömdüm. kim bilir, truman'ın babasının çıkıp geldiği gibi, bir gün ansızın gelir belki.
  • pazarda su satardık:) evet iyi bayramlar.
  • pazarda su satmışlığım vardı.mahalledeki çocuklara gazoz ısmarlamıştım.ilk kazandığım paraydı. hey gidi günler be. "buuuz gibi soğuk sudan içeeeen"
  • simit değil ama zamanında buuuuzzzz gibiii soğuuuk suuuu demişliğim vardır hey gidi çocukluk
    hatta an itibariyle kahvehanede çay dağıtıyorum
  • simit değil ama nohut-pilav satmışlığım var. gündüzden yaptığım pilavı akşam üniversite önünde satardım ve bu yolla masraflarımı karşılardım.

    (bkz: iyi bayramlar)
    (bkz: iyi anketler)
  • avcılar denizköşkler’e kurulan pazarda kuzenim ercan’la hem simit hem de su satardık. parayı ne yaptığımızı hatırlamıyorum, muhtemelen ebeveynlere veriyorduk zira fakir sayılabilecek bir aileydik.
  • sabah 5 te uyanıp akşam 8 e kadar 50 tane simit satmıştım ilkokuldayken. sonra eve gelip hemen yatmıştım. o akşam beşiktaş petrolofisini 3-1 yenmişti. hey gidi günler.