şükela:  tümü | bugün
  • ricky martinde albumlerinde bu versiyonu kullanir. genelde nakarat ispanyolca geri kalan kisim ingilizce olur.
  • ne zaman ortaya çıkar bilinmez ama avrupa'nın ortak dile geçmesi durumu sonucu ortaya çıkacak "esperanto" adlı dilin başka bir söyleyiş tarzı olarak nitelendirilebilir. çünkü bu dil ispanyolca ve ingilizce kökenlerini taşıyor olacaktır.
  • (bkz: franglais)
  • 2004 yapımı olan bu filmde iki kültür arasında gidip gelen bir hispanic küçük kızın hikayesi... insanın özünü korumasını gerektiğini vurgulayan güzel film.
  • --- spoiler ---
    bu filmde tek bir sahne var kesinlikle izlenmesi gereken. tumunu izlemeseniz de kucuk kizin, annesi icin adam sandler'le konusurken simultane tercume yaptigi bes dakikalik kismi ne yapip ediniz edininiz.
    --- spoiler ---
  • 130 dakika olmasaymış gayet güzel olabilecek bir filmmiş, gereksiz yere fazla uzatılmış kanımca.
  • iletişim ve iletişimsizliğin binbir halini kullanarak, "kimlik" kavramının altını kalın kalın çizen, oldukça sevimli bir james l brooks filmi.
    bu adamın yazdığı ve yönettiği filmlerdeki karakterler aslında buzdağının gözüken yüzünden ziyade, suyun altında kalan o devasa kısımlarıyla zihnimizde canlanan kişiler oldu hep. daha önce as good as it gets'de ve hatta terms of endearment'da yaptığı o incelikli karakter çözümlemelerini sanki bu sefer bir adım daha ileriye taşımış, hikayenin orta noktasına 3 farklı boyutta anne-kız ilişkileri silsilesini yerleştirmiş: flor-cristina, deborah-bernice ve evelyn-deborah.

    yavrusunu kendi değerlerine göre yetiştirmek isteyen fedakar bir göçmen anne, kızını kafasındaki ideale göre şekillendirmeye çalışan bir desperate housewife ve bunlara ek olarak alkolik bir nine. bu üç anne ve kızları arasında film boyunca gelişen diyaloglar aslında çok da farklı noktalara varmıyor. bu yönüyle spanglish'i - adam sandler'ın varlığına rağmen (ne demekse?) - sadece komedi türünde değerlendirmek sanırım pek doğru olmaz ama bu yine de filmi seyrederken benim kadar çok gülmeyeceğiniz anlamına gelmiyor.

    hikaye anlatıcımız her ne kadar moreno ailesi olsa da, bir kere beyaz amerika'nın timsali claskyler ile tanıştık mı yakamızı onlardan kurtaramıyoruz çünkü hepsi ayrı ayrı evlere şenlik. özellikle téa leoni'nin "deborah" karakteri bana uzun zamandır atmadığım kahkahaları attıramayı başaran, karen horney'in kitaplarında sayfalarca anlattığı "çağımızın nevrotik kişiliği"ni kadraja girdiği ilk 5 saniye içinde ustalıkla özetleyen bir karakter. yer aldığı her sahne tam bir şamata. kronik histerisi ve ortamda kasırga estiren pseudo-oforisi ile uzun zamandır beyaz perdeye yansımış en problemli ve en yazık karakter hatta. bir anda ilgi odağı olan deborah'ın alkolik annesi, ergenlik çağındaki kızı, psikolojik olarak tükenme noktasındaki kocası, bir kelime ingilizce bilmeyen ve adını bile zor telaffuz ettiği hizmetçisi ve nihayetinde hizmetçisinin "ideal" evladıyla olan ilişkileri ise doğal olarak tam bir felaket. punch drunk love'da bıraktığımız yerden aynen devam eden adam sandler ise yine boş bakışları ve zaman zaman elinde patlattığı anger management sayesinde aslında deborah için ne kadar tencere-kapak bir eş olduğunu kanıtlıyor. işte claskyler ile özdeşleşen beyaz amerika tüm bu acılarını kıvrana kıvrana yaşarken, fedakar meksikalı annemiz flor ve kızı cristina da, o küçük dünyalarını fazla kirletmeden ayakta dimdik ve sağlam durmayı başaran filmin kahramanları olarak karşımıza geliyorlar.

    göçmen anne-kız arasında geçen finaldeki diyalog ile filmden alınacak olan ders, gökten üç elma düştü misali seyircinin kafasına dank ediyor: "özünden ve kendinden kaçarak bir yere varmak mümkün değil. her şey hayatta durduğun yeri kabullenmek ile başlıyor."
  • hem guzel gulduren hem de guzel aglatan,tabi etik degerlerin hepsini yitirmis insanlar icin hicbir sey ifade etmeyecek olan,adam sandler'in oynadigi karakteri gercekten cok begendigim,ama oyunculugunun bazi yerlerinde basarisiz buldugum,sarhoskenki haliyle normal halinin arasinda pek farkli bir oyunculuk sergilemedigi icin "olmak" yerine "rol yapmak" sinifina girdigini dusundugum,ama karakterin cok kuvvetli olusundan oturu bu farkin gozden silindigi,ispanyolca ogrenme asamasinda olup,bu dilde tercume yapmak zorunda olan bir insan olarak simultane sahnelerine hayran kaldigim film.
  • flor karakteri esra ceyhani andirmaktadir.