şükela:  tümü | bugün
  • zoraki kral ne lan, bu mu sizin cevirideki yaraticiliginiz?

    oscar aldi bu film oscar! basrol oyuncusu olsun yonetmeni olsun buyuk oduller kazandilar.
    ama siz naaptiniz, bu potansiyeldeki bi' filme gittiniz ruhsar muamelesi yaptiniz, anasina sover gibi "zoraki kral" dediniz.

    gerci beterin beteri var, buna da sukur demek lazim.
    cunku mazallah yaraticiliginizi biraz daha zorlasaniz king's speech'i kekeç oğlan diye cevireceksiniz, yuzunuz bile kizarmayacak.

    (bkz: and oscar goes to kekeç oğlan)

    oluyor mu?
    olmuyor tabi.
  • - w'larda hala kekeliyorsun.
    - aralara bir kac tane serpistirdim ki benim konustugum anlasilsin.
  • durusu ve sesi olmayan kekeme ingiliz krali vi. george'un halkin sesi olamayisindan dolayi yasadigi icsel kargasasini ve cozum arayisini konu alan 83. oscar odul toreninde 12 oscara aday gosterilen film.

    --- spoiler ---
    final sahnesindeki halka seslenis konusmasinda "keske bu kadar kastirmasalardi da kralin kulagina kulaklik takip muzik dinleterek konusmayi yaptirsalardi" diye serzeniste bulunmamak elde degil.
    --- spoiler ---
  • dikkat o kadar ana hikayeye ve oyunculuklara çekilmiş ki sözlük yazarları tarafından, filmin güzelim yan hikayesi, buraya yazan herkes tarafından gözden kaçmış

    --- spoiler ---

    şöyle ki; louge, zamanında oyunculuk yapmış, hala da yapmak isteyen bir adam. filmin başlarında ailesine, "bu seferki önemli bir fırsat" diyor ve "öncekiler de önemli fırsatlardı ama olmamıştı" diyor oğlu. ve seçmelere kral olmaya çalışan grotesk bi karakter olarak giriyor ancak jüri onu "daha krala benzeyen ve daha genç birini istiyoruz" diyerek yolluyor. buna üzülüyor louge.

    sonrasında bertie'nin üstüne düşüyor, onun kral olmasını, abisinin önüne geçmesini isterken kendi hırsı da var işin içinde. ve filmin son sahnesini biraz dikkatli izlerseniz, kral ve ailesi halkı selamlarken, onların yaklaşık 5-6 metre arkasında duran louge, parmaklarının üzerine çıkıp, kral ve ailesinin üstünden halkı görmeye çalışıyor 1-2 saniye. kekeme bir adamın kral olmasına ve onun gelişimini sağlamasına katkıda bulunduğundan dolayı mutlu mudur, yoksa kral kendisi olmadığı için buruk mudur, o kısım seyircinin bakış açısına kalıyor biraz.

    --- spoiler ---

    sonuç olarak ana hikayesinin yanına, böyle küçük ve (onca ihtişamın yanında) önemsiz bi başarısızlık hikayesini de sığdırmayı başarmış bi film the king's speech. ve iyinin de üzerinde olan oyunculukları izlemek ayrı bir zevk. oscar alır mı bilinmez, ama sinema severlerin arşivlerinde yer alacağı kesin.
  • şu filmi bayila bayila izledim bir türk olarak.. ama muhteşem yüyzyil tartismalari üzerinden gidersek, şu ingilizlerde azcik türk kanı olsa, hadi onu geçtim o ingilizvari genişlikleri olmasa "bizi savaştan, binbir badireden çıkartan evdadimizi alalede bir kekeme gibi gösteren filmi kiniyoruz" derlerdi. ama bir allahin kulu çıkıp böyle göstermemiş.. dahasi kraliçe oturup da "babamı sinemada agliyor gormek, üstelik zamanında love actually, bridget jones un günlügü gibi filmlerde aşk peşinde koşmuş bir adam tarafindan oynanmasini görmek kanıma dokundu" demiyor.. bu ne hoşgörü, bu ne kendini bilmezlik?

    ben burada onlar için de konusuyorum:

    "şerefsizin evlatlaridir o filmi yapanlar. ecdadimizi acziyet içerisinde gösterebilecek kadar yoksunlar ingiliz kanindan."

    teşekkürler..
  • sıkıcı bir ingiliz filmi olacağı beklentisi ile izlemeye başladığım ama sonunda gözlerde nemlenme, buğu oluşmasına yol açabilen gerçek olaylardan hareketle çekilmiş bir film olarak dersimi vermiş bir eserdir.

    colin firth ve geoffrey rush'in karşılıklı döktürmeleri çok güçlü bir film olmasını sağlamış. helena bonham carter (ki kendisi bir çok filmden harry potter vs gibi hatırlarsınız) , george'un karısını oynamakta ve benim gördüğüm ilk defa kendisi normal bir rolde sakin sakin işini yapmaktadır. zıvıtmamak için kendisini baskı altına almış gibi görünüyor, bunda da başarılı olmuş.
    colin firth'in kekemelik taklidi, farklı (türk sinemasındaki gibi değil anlamında) ama çok başarılı.
    geoffrey her zamanki rolünü oynuyor gibi ama o da çok başarılı oturmuş buraya. oturmuş derken, kralın taç giyme töreni için kilisede çalışırlarken, sadece kralların oturabildiği bir koltuğa oturması sırasındaki diyaloglar da çok güzeldi.
    iki yeri daha dikkatimi çekti:
    --- spoiler ---
    1-kralın özel konuşma hocası olarak, devlet ve din erkanına tanıtılmasından sonra, geoffrey'nin ne bir doktor, ne bir öğretmen olduğunun ortaya çıkarılması idi. çıkarılması diyorum çünkü, daha önce kral aldığı eğitimden hiç şüphe etmemiş, hatta başarılı olmuştu. büyük ihtimalle baş piskopos, kardinal vs. bu kimdir? diye araştırttı geoffrey'i. neden? çünkü krala fazla yakındı ve bir güç oluşturmuştu ve kral onu diniliyordu. bu tabii ki kilisenin işine gelmiyordu. baş piskopos lafı da oradan geliyor zaten. pis kopos.

    2- geoffrey 'nin karısı rolündeki oyuncunun, önce karısını ve sonra kral'ı gördüğü zamanki şaşkınlık, saygı ve ne yapacağını bilmemezlik duygusu,%100 canlandırılmıştı. o oyuncu kim ise benim rolüm kısa dememiş,çalışmış ve çok başarılı oynamış.

    --- spoiler ---
  • --- spoiler ---

    olarak mı denir bilmiyorum ama; adamlar kekeme bi kralı kahraman yapmışlar, çok güzel olmuş, bizimkiler kahraman bir padişahı keraneci yapıyorlar ya ona bozuldum ben.

    --- spoiler ---
  • filmin başında müstakbel kraliçe, büyük britanya'nın ve adını saymakla bitiremeyeceğimiz sömürgelerin müstakbel kraliçesi, ingilizlerin müstakbel kralının karısı, your royal highness gelir; avusturalyalı bir bira üreticisinin bir hiç olan oğlu, bir taşralı onu bir şekspir alıntısıyla karşılar. majestelerinin cevabı basit: excuse me?

    şekspir'i çıkartan ve bununla övünen ingilizlerin başı, kendisinin bir dizesini bilmeyebilirken, kraliyet ailesiyle asla eşit olamayacak olan bir avusturalyalı çocuklarıyla şekspir alıntısı bulma oyunu oynayabiliyor. ve evet, güzel kızlar da patır patır sıçar.

    anlatabiliyor muyum? hayır.

    ama güzel film budur, iki diyalogla beş saniyede anlatır.
  • öncelikle oyunculuk açısından şapka çıkartılması gereken on numero film.. colin firth ve geoffrey rush performans bakımından şahaneler..

    konusuna gelince; konu güzel, konu etkileyici.. konu derin.. konu beni çok uzun yıllar öncesine götürdü.. (ben de sürekli geçmişe gitmeye sebep arıyorum sanırım, bir insan bu kadar nostalji kafalı olmamalı yea, her film entryim bu tarzda gidiyor ya du bakalım, neyse...) 15 yıl önce falan, karşı apartmana bir aile taşınmıştı, dört kişilik bir aileydi.. bir kızı bir oğulları vardı.. anne, baba ve erkek çocuk duyma engelleydi, dolayısıyla konuşamıyorlardı.. bir tek kızları duyabiliyor ve konuşabiliyordu.. bir gün oyun oynuyoruz yine dışarıda, kız yanımıza geldi, onu da oyuna katmak istedik, hayır dedi.. sonra gayet mahcup bir ifadeyle, konuşalım mı? dedi, şaşırdık.. ''çok özlüyorum konuşmayı da ben!'' sonra anlattı da anlattı... aradan yakaladığım ve hatırımdan hiç çıkmayan bir cümlesi de şuydu o konuşmanın; ''annemin, babamın, en çok da kardeşimin sesini çok merak ediyorum, keşke bir kere olsun adımı söyleyebilselerdi!..''

    konuşabilmenin insan için ne büyük nimet olduğunu o an anladım...

    --- spoiler ---
    +şarkı söylerken sorun yok değil mi?
    -yok...
    +bu da ödülü olmalı...

    etkileyiciydi..

    --- spoiler ---

    ayrıca türkçede gayet güzel tam karşılığı varken bu filmin isminin neden zoraki kral gibi eğreti bir isim seçilmiş anlayamadım, saçmalık...
  • --- spoiler ---

    elizabeth: baba? ne diyor baba?

    kral 6. george: bilmiyorum ama gayet iyi bir şekilde söylüyor.

    bu diyalogun arkasından kralın, hitlerin selam durmasına bakması ve düşünceli haraketi, bu bile yetti bana filme oscar vermem için...

    --- spoiler ---