şükela:  tümü | bugün
  • netflix'te yayınlanan bbc yapımı.. kanada'dan yunanistan'a, yeni zelanda'dan isviçre'ye kadar dünyanın en sıradışı ve güzel evlerinin tanıtıldığı belgesel iki sezon sürüyor.

    favori evlerim yunanistan ve yeni zelanda'daki evler.

    edit: fakat bu entrynin başlıktaki en az şukela olan entry olması?
  • yuvayı yapan kuş olmayı sevdiğimden olsa gerek, büyülenerek izlediğim yapım.

    insan içi neyse evini de ona dönüştürmeye meyilli oluyor. bu yüzden girdiğim evleri ince ince gözlemlemeyi severim. bir de böyle sonsuz imkanlarının olması ve evinin her köşesini ruhuna hitap edecek şekilde dizayn edebilmek sihirli bir şey. bu yüzden programdaki ev sahipleri hakikaten oldukça şanslı insanlar.

    favorim orman evlerini gezdikleri ikinci bölümdeki yeni zelanda'daki ev. bir de üçüncü bölümde nehrin kıyısındaki yeni zelanda'daki ev. genel olarak yeni zelanda'daki evler güzel demek ki*.

    ayrıca sunuculardan kadın olan epey tatlı, yaşam enerjisine bayıldım.
  • bi iki haftadır pazar günleri kahvaltıdan sonra izlemeyi alışkanlık haline getirdik ve bitti malesef eldeki tüm bölümler.
    harika keyifli bi iş yapıyorlar, izlerken eriyorum resmen. evler i n a n ı l m a z. her tür içinde çoktan aza sevme sıralı listemi oluşturup gördüğüm ekstrem evlerin hangisinde yaşayabilirim’i sorguluyorum. bi nevi kendimi tanımanın sağlaması.ahaha. favorim kesinlikle görüntü yönetmeni bey’in ormanda ve kıyıdaki harika evi ve yeni zelanda’daki orman evi. yeraltı evlerini de seveceğimi düşünmeden izleyip hepsine ayrı ayrı bayıldim, amsterdam’daki evin delidoluluğu çok tatlıydı. tüm evler arasında en az sevdiklerim çok yoğun metal, deri, plaza tipi cam kullanımlı ve aşırı minimalist olanlar. yürürken iz bırakmaya korktuğun ev, ev değildir. normalde de rezidansta oturmaktansa geniş balkonlu üç katlı bi binada oturmayı yeğlerim.

    normalde de canım sıkıldıkça özellikle central park çevresinde, daha düşük moddaysam da istanbuldaki güzel evlere bakıyorum kiralık/satılık ilanlarından. umarım yeni bölümler de olur.
  • ilk sezon daglik-ormanlik-sahil-yer alti evleri olarak izledik. ikinci sezonu beklemekteyiz. bu sefer sanirim ulke ulke ayiracaklarmis bolumleri.
  • netflix abonesi olmayanlar için parça parça veya bölüm halinde youtube'dan da izlenebilecek bbc yapımı belgesel. ilk sezonda bölümler tematik ilerliyor, özellikle sunuculardan birinin mimar olması ve inşaat tekniği, malzeme ve tasarımla ilgili ayaküstü çizerek yaptığı açıklamalarla daha ilginç hale geliyor.

    ilk bölümde konu edilen evlerden biri olan, boeing 747 kanatları kullanılarak yapılmış bir ev için
  • bu programın coast bölümündeki üçüncü evin sahibi, sunucu kadın tarafından gravity ve prisoner of the azkaban filmlerinin görüntü yönetmeni olarak tanıtılıyor başta. şimdi bunu duyunca aklına emmanuel lubezki gelip vaaaavvv diye heyecan yapanları baştan uyarıyorum maalesef o değil, michael seresin diye bir abi çıkıyor evin sahibi. kendisi gravity'de additional photographer, azkaban'da cinematographer olarak çalışmış. gravity'nin görüntü yönetmeni ise lubezki, dolayısıyla sunucu hanım gravity'yi araya sıkıştırmakta sakınca görmemiş sanırım, azkabanı da alfonso cuaron yönetti diye lubezki'ye bağlamıştım ben çünkü genelde beraber çalışıyorlar ancak yanılmışım michael abimizmiş. neyse zevkli adammış sonuçta ev süper özellikle de konumu müthiş fakat insan her an kafasına napalm bombası yiyecekmiş hissine de kapılabilir orada zira ev ve çevresinde tam bir apocalypse now atmosferi var.

    tanım: izlenesi bir program fakat erkek sunucu çok boş yapıyor, ablayla da uymamışlar.
  • adından da anlaşılacağı üzere tespit ettikleri en farklı evleri gezip tanıttıkları güzel bir program. ama bu güzel konsepti baltalayan bir şey var ki bir süre sonra iyice tat kaçırmaya başlıyor o da sunucularımızın sürekli her gördükleri evden aşırı derecede etkilenmeleri ve en anlamsız detaya bile şiirsel bir anlam yüklemek zorundaymış gibi davranmaları. mesela orman bölümündeki kule tipi ev hakkında hanım ablamız ilk gördüğünde "aa dışı yeşil, omg sarı merdiven!! camlar ormanı yansıtıyor* biiütifuuulll poeetikkk omg omg" tadında yorumlar yapmıştı, sonra evden ayrıldıkları sırada mimara dönüp "ilk gördüğümde bu çirkin cam yığınını ağaçların olması gereken yere kim koymuş böyle diye düşünmüştüm" diyor. eh, bak ne güzel işte. bana bunlarla gelin*. yahu bu tarz yorumlarınızı o anda yapsanıza. sonradan fikrin değişebilir tabii, o da programa hareket katar. bir insan her gördüğü şeyi sevemez ki zaten. mesela izlerken bir çok sıkıntılı nokta yakalıyorum, sunuculara bakıyorum ne diyecekler diye özellikle mimar olan o konularda sessiz kalarak hemen dışarıdan vuran güneş ışığının duvarda oluşturduğu gölge hakkında şiirsel bir övgü silsilesi patlatıyor. tamam ekmek parası, yapımcı/yönetmen ne isterse o ama samimiyetsiz geliyor o şartlanmışlık halleri. neyse, en büyük derdimiz bu olsun *
  • evlerin en çok dikkatimi çeken tarafı şu oldu: havası kapalı olan bi yerde "bu ev en çok nasıl ışık alabilir?" e göre tasarım yapmış mimarlar. ya da sürekli sert rüzgarlar esen bi yerde yapılan ev için" rüzgarı en çok nasıl keseriz?" e yoğunlaşmışlar. ya da güneş yoğunluğu çok olan bir yerde evin içinde nasıl gölgelik mekanlar oluşturabiliriz i düşünmüşler yaparken.aynı şekilde dış yapı malzemeleri de ona göre seçilmiş arizonadaki evin duvarlarını toprak beton karışımı bir şeyden yaptılar mesela.
    bulundukları doğal çevreye uyumlu inşalar.
  • parası ve zevki olan insanların nasıl ortamlarda yaşadıklarını görmek adına ufuk açıcı bir program.

    aklınızın alamayacağı yerlerde hayallerini gerçekleştiren insanları ve sanat eserinden farksız evlerini izlemek büyük keyif verirken, diğer yandan da bu hayallerden çok uzak bir hayatınızın olması sizi kıskançlık duygusuyla boğuyor.

    evlerine helikopterle ya da bir yatla ulaşılabilen adamların yaşadıkları ortamları izlerken, sırf eve ulaşım için yol yaptırdıklarını öğrenip iyice sinir oluyorsunuz.

    siz kıskançlık ve hayranlık arasında gelgitler yaşarken, ev sahiplerinin cool cool konuşmalarını dinliyorsunuz :“evi yaparken doğa ile iç içe olmaya özen gösterdik. yapımı düşündüğümüz bütçeyi aştı ama değdi.” cümleleri eşliğinde ilerliyor. düşündükleri bütçe bile zaten bizim düşünemediğimiz rakamlar iken, bir de bu bütçeyi aşmasına rağmen şaraplarını yudumlayarak hayatlarına devam eden adamlar bunlar. hele ki:” john ve ben o kadar yoğunuz ki kendimize kaçabilecek bir yapmak istedik.” diyen ablalar var. biz de yoğunuz ama en fazla beylikdüzü’ne kaçabildiğimizi düşününce sakin kalamıyor insan.

    evet evlerin hepsi zaten nefes kesici oldukları için bu programda gösterilmeye layıklar ama sunucuların aşırı şiirsel övgüleri bir noktadan sonra kabak tadı veriyor. çöldeki evi abla sevmedi mesela ama yine de bir şekilde övgüler sıralamaya devam etti. benzer şekilde mimar abimiz de hayran olduğu ödüllü mimarın yaptığı ev için büyük hayal kırıklığı yaşadı ama ısrarla övecek birşeyler bulmaya çalıştı. oysa götüm gibi bir evdi o bence de.

    bu kadar gömdüğüme bakmayın. izlemesi keyifli bir program.