şükela:  tümü | bugün
  • futboldan anlamadığı halde yorum yapmakta üstlerine olmayan, farklı fikirdelermiş ve ajanları varmışcasına balonlarıyla ünlü spor basını.
  • teknik olarak; yazar degil ama emekli sporcu ya da spor emekçisi kisilerden mütesekkil gazete, dergi ya da televizyon çalisanlaridir bu kurumu olusturan. istisnalar vardir, ayri. ha, bu tespitteki amaç egitim birikimlerine bok atmak degildir kuskusuz. lakin dahil olduklari ortamin maymunluklarina hemmen adapte olmus, gazete satislarini veyahut televizyon programi izlenme oranlarini artirmak için binlerce takla atmalari gerekmistir dolgunca bir maasi cüzdana sigdirmak için. bu anlamda ingiliz spor basini ya da peru spor basininindan zerrece farki yoktur memleket spor basininin. takipçi ya da patron ne isterse onu verirler, gerisi osuruktan teyyaredir..
  • "spor" terimini "futbol" ile eş anlamlı sanan basın çeşidi. istisnalar kaideyi bozmaz*.
  • başlangıç jeneriği* girer, sanırsınız ki, spor kategorisinde toplanmış tüm aktiviteleri teker teker gündeme getirilecek, jenerikte buz hokeyi, dağcılık, okçuluk, tenis, motorsporları, basketbol, voleybol ile ilgili görüntüler vardır. iyice heyecanlanır "ohhh şöyle bi spor keyfi çekelim, uzun zamandır buz hokeyi izlemiyodum" diye niyetlenirsiniz, programa bi geçerler...

    - bir spor pazarına daha hoşgeldiniz sayın seyirciler...bu hafta programımız dopdolu...şimdi fenerbahçeye uzanıryoruz...şimdi de gözler galatasarayda...süper ligin iddalı takımlarından beşiktaşa konuk oluyoruz...trabzonspor ise...ve bir spor pazarının daha sonuna geldik sayın seyirciler...hoşçakalın...

    sonra başlangıçtaki jeneriğin aynısı tekrar girerler. hiç utanmazlar mı bilmem. kardeşim sadece futbolla ilgili bi jenerik hazırlayın, programın adını değiştirin, biz de beklentilerimizi ona göre ayarlıyalım di mi...
  • türk basınının genel özelliklerinden çok fazla bir sapma göstermese de alanının nevi şahsına münhasır özelliklerinden dolayı ayrı bir başlık altında incelenmesi gereken bir güruhtur. öncelikle, türkiye’de spor deyince akla futbolun gelmesi en başta vurgulanması gereken bir realitedir, ikinci ve benim burada bir miktar irdelemeye çalışacağım özellik ise genel olarak kalemi çok zayıf eski futbolculardan oluşan bir yazar kitlesinin mevcudiyetidir ki durum böyle olunca yapılan maç yorumları x. dakikada y sağdan ortaladı z kafasını biraz daha uzatsa farkın açılması işten* bile değildi nevinden sığ özetlerden öte bir özellik taşımazlar..

    ama kamuoyu futbola o derece açtır ki ne satsan kapış kapış gideceğinden bu insancıklar gayet saygın bir yer işgal ediyormuşçasına kendini geliştirme ihtiyacı hissetmeden bildikleri tek türküyü durmadan okumaya devam ederler..burada bir de futbol kamuoyunun seviyesini irdelemek gerekmektedir ki futbol asla sadece futbol olmadığından ve oyun ile izler kitle arasına giren kapitalist süreçten dolayı arz talep dengesi bu manzarada gayet sorunsuz işlemektedir. hal böyle olunca ahmet çiğdem gibi tanıl bora gibi futbolculuktan gelmeyen, ufku açık akademisyenlerin futbola fırlatmış oldukları sosyolojik bakışlar da maalesef hedefini bulmadan yere düşmektedirler..yani klişe bir tabirle bize biraz fazla iyiler.

    neyse yine mevzu bahis kitleye dönecek olursak, futboldan anladıkları tek şey geçmişlerinde futbol oynamışlıktan gelen sözümona bir futbolcu psikolojisinden anlama geyiğidir ki futbolun da, futbolcunun da, kazanılan paraların da, yaklaşımların da çoktan değiştiğinden habersiz yüzeysel birkaç laf ederler o kadar, çok da iddialıdırlar ama.. ha bir de ağızlarına doladıkları klişe laflar vardır ki akıllara zarar; ağız birliği etmişçesine kullanır kullanır dururlar eskitmeden; “artık herkesin şapkasını önüne alıp düşünmesi lazım” zira “kolej takımı havası” yakalanmıştır “kimsenin de bunu bozmaya hakkı yoktur”…

    son olarak bu işi hakkıyla bilen ve kendini geliştirme gayreti içerisinde bunu okurlarıyla paylaşan “bir elin parmaklarını geçmeyen” spor yazarlarını da bu güruhtan tenzih ederek kapatmış gibi yapalım mevzuu.
  • bu sene büyük bir futbol turnuvası olmadığı için boş kalan sayfaları sürekli uydurma transfer haberleriyle dolduranlar kümesi..
    bakalım bu sene onlara göre hangi takımımız kimleri almış :

    fenerbahçe:
    carlos tevez (corinthians), roberto carlos (real madrid), diego placente (leverkusen), lucio (bayern münih), robinho (santos), nihat kahveci (real sociedad), emre belözoğlu (inter), diego lugano (sao paulo), cicinho (sao poulo), luisao (benfica), osorio (santos), nicolas amoruso (messina), ivan cordoba (inter), hamit altıntop (schalke 04), halil altıntop (kaiserslautern), vincent kompany (anderlecht), julio baptista (sevilla), juan pablo sorin (villarreal), olivier dacourt (roma), gilberto silva (arsenal), cris (lyon), denilson (real betis), timmy simons (brugge), edgar davids (inter)

    galatasaray:
    luis figo (real madrid), rui costa (milan), kily gonzales (inter), federico insua (independiente), ze roberto (bayern münih), tomas locatelli (bologna), thomas buffel (glasgow rangers), jonathan walasiak (standart liege), selim benachour (paris saint germain), marcello gallardo (river plate), facundo quiroga (sporting lizbon), shunsuke nakamura (reggina), edgar davids (inter), igor biscan (liverpool), patrick vieria (arsenal), bart goor (feyenoord), juan pablo sorin (villarreal), camel meriem (bordeaux), christian vieri (inter), robert pires (arsenal), sasa iliç (partizan)

    beşiktaş:
    frederic piquionne (saint etienne), pascal feindouno (saint etienne), efstathios tavlaridis (lille), ibrahim bakayoko (osasuna), yusuf safri (norwich city), papa bouba diop (fulham), nenad jestroviç (anderlecht), tobias linderoth (fc kopenhag), igor biscan (liverpool), jan vennegoor of hesselink (psv eindhoven), ndjitap geremi (chelsea), jared borgetti (pachuca cf), darko kovaçeviç (real sociedad), savo miloseviç (osasuna), walter pandiani (deportivo la coruna), steffen iversen (valerenga), wilmer aguirre (alinza lima), seyfo soley (genk), patrice bernier (tromso), javier saviola (barcelona), maciej zurawski (wisla krakow), azar karadas (benfica)

    aslında haksızlık yaptığımız söylenebilecek bir gruptur, en azından sasa iliçi tutturmuşlardır...67 oyuncudan 1isini tutturmakta türk spor basınının başarısıdır.
  • ayrıyeten bu basın sayesinde, aynı gün aynı futbolcu farklı gazetelere göre 2 türk takımı ile prensip anlaşmasına varabilir, bu takımlara göz kırpabilir, bu takımlara doğru(x y ye doğru) olabilir; bundan dolayı bu basın bize aynı cismin aynı anda farklı yerlerde olabileceğini ispatlar ve schrodinger in kedisi sorununu aşar.
    (ancak bahsi geçen futbolcu yabancı ise %99 ihtimal yabancı bir takımla anlaşır )

    ayrıca gene bu basının mensupları, her sezon başı takımlar için "takviye olmazsa şampiyonluk zor","10 numarasız imkansız","gol atamazlarsa maç kazanamazlar" gibi sokaktaki adamın da rahatlıkla yapabileceği öngörülerde bulunurlar.takım başarılı olursa , "ben demiştim , uyarılarımı dikkate aldılar, bu yüzden başardılar" deyip haklı çıkarlarken ; takım başarısız olursa " ben uyarmıştım, beni dinlemediler, başarısız oldular" diyerek gene haklı olmakta, zeytinyağı gibi üste çıkmaktadırlar..
  • futbol dahil bi boka kafasi basmayan adamlarin bir araya girip kurduklari olay.
    yani baslarinda dunyanin katilim acisindan en buyuk spor organizasyonu olurken hala fener kac atti, mahmut ne dedi, gerets'e ne gerek, ailton kac kilo gibi sacmaliklarla ugrasirlar.
    baska da bi boka kafalari basmaz.
    (bkz: universiade 2005 izmir)
  • yalancılıkla eşdeğer olmuş medyada çalışan insan kitlesi. içlerinden değil ama içerden biri olarak diyebilirim ki bu kişiler kendileri arasında bile rahat duramaz, servislerinde durmadan olay çıkar. dedikodu, yalan ve iftira bunlarda boldur. aralarında çok iyi insanlar olmasına rağmen çokiyi gazeteci olanları parmakla sayılır. o parmakla sayılanları da kendi içlerinde fitne-fesat ile etkisiz hale getirirler. hala muhabiri olduğu takımın 11 ini sayamayanlar bulunmaktadır. gazeteler bu kadar vasıfsız adamı neden istihdam ederler, neden bunlara bu kadar para ödenir anlayabilmek mümkün değildir. yaptıkları işi ortalama bir iletişim mezunu çok rahat yapabilir. kaliteyi üst seviyeye çıkartmaktan çok kendi yerlerini sağlama alabilmek ya da birilerinin ayağını kaydırmak ile ilgilenirler.