• türkiye'den siktir olup giden biri olarak belli aralıklarla, özlem çekiyosun sonra 1 hafta kaldıktan sonra neden siktir olup gittiğini çok rahat anlıyosun.
  • bunu yapmayanlarin yaptigi "cok fena" yorumlari gulumseten degisim. hee cok fena. sakin gelmeyin.
  • şu sıralar ekspertizine gittiğim bazı pahalı villaların, konutların sahipleri malı mülkü satıp yurtdışına yerleşeceğini beyan ediyorlar. hepsi ülkenin geleceğinden ümidi kesmiş. varın siz düşünün zenginleri bile yurtdışına kaçmaya iten olguları.
  • daha önce de yazdım tekrar yazıyorum, bu gidişle ülkede iyi yazılımcı kalmayacak. daha önce farklı yerlerde aynı ortamda çalıştığım en az 15 kişi son 2 senede yurtdışına yerleşti. bu insanların kaçmasına sebep olanlar gurur duyuyor mu eserleriyle?

    bakınız, gidenler yıllarca yetiştirdiğin, yaptıkları şeyler bulundukları ülkeye büyük değer katan adamlar. gurbetçi amcalarla karıştırmayınız.
  • gençliğimde, etrafımda "ben bu ülkeden gideceğim" diyenlere kızardım. hiçbir zaman bu ülkeden gitmeyi düşünmedim.

    bunun iki sebebi vardı.

    birincisi, nereye gidersem gideyim ben kendim olmaya devam edeceğime göre yaşadığım yerin çok da önemi yoktu. o zaman, kendi ülkemi elalemin ülkesine bin kere tercih ederdim.

    ikincisi, türkiye birinci maddeyi geçersiz kılacak kadar karamsar bir yer değildi.

    bu saatten sonra benim için artık zor. orta yaşı çoktan geçmişim. yeni bir ülkede yeni bir başlangıç yapacak maddi gücüm ya da enerjim yok. bu saatten sonra yapabileceğim tek şey, eğer ileride bir gün oğlum gitmek isterse bu kararını kolaylaştıracak birikimi sağlamak olabilir.
  • sürekli hayalini kurduğum durumdur.
  • daha avrupa yakasına geçemiyorum :(
  • bu başlığı solda gördükçe aklıma tom hanks'in terminal filmi geliyor hep.
    (bkz: the terminal)

    bir sahnede;
    --- spoiler ---

    frank dixon: krakozhia'dan korkuyorsunuz...
    viktor navorski: krakozhia?... hayır, krakozhia'dan korkmuyorum... bu odadan biraz korkuyorum...
    frank dixon: bombalardan bahsediyorum, insan haysiyetinden bahsediyorum ve insan haklarından bahsediyorum... viktor, lütfen bana krakozhia'dan korktuğunu söylemeye çekinme...
    viktor navorski: ev... evimdem korkmam...

    --- spoiler ---

    memnun olmayıp vatanından ayrılmak isteyenler bu vatanı terketmesin,söyledikleri gibi siktir olsun gitsinler.

    seni bin yerinden bıçaklamaya çalışan abd,avrupa kırmızı halı serip bekliyor zaten mal! git oranın suriyelisi ol!

    (bkz: ey vatan) ülkede yolunda gitmeyen şeyler varsa o nazik götünüzü kaldırıp bişeyler yapmayı birilerini bilinçlendirmeyi felan deneseniz milyonda bir umut olsa dahi.
  • kimisine ilham olur belki diye şimdi uuuuupuuzun bir entry giriyorum. hazır mıyız?

    ben eskişehir’de üniversite okudum. ortalama bir öğrenciydim, tabii bundan üniversite hayatımın çok renkli geçmesinin de büyük etkisi vardı. büyük keyifle okuduğum okulumu bitirdiğimde istanbul'a yerleştim ve dönemin asgari ücretinin bir tık üzerinde bir işte çalıştım. eve gidiş geliş sürem 3 saati buluyordu ve mecidiyeköy gibi korkunç bir yerde oturuyordum. hani öyle bir trafik vardı ki nefes almaya çıkmak istediğimde sokakta daha çok boğulduğumu hissediyordum. yaşam için asgari düzeydeki ihtiyaçlarımı tamamladığımdaysa sosyal hayatım için elimde beş kuruş para kalmıyordu. üniversite okuyorken bile daha iyi yaşıyordum. bu şartların ancak senede bir aldığım yüzde sekiz gibi komik bir oranla iyileşmeyeceğini ve daha birçok iç açıcılıktan uzak durumu göz önünde bulundurunca bir şekilde yurt dışına yerleşmeyi kafayı koydum. bir kurs aracılığıyla şu an yaşamakta olduğum ülkeye, hollanda'ya geldim. zaten önceden dil eğitimi almıştım ve biraz daha geliştirip pes etmeden deliler gibi iş/staj kovaladım. kolay olmadı, dokuz ay sabırla staj yaptım ve şimdi lahey'de güzel bir işte çalışıp kazanıyorum.

    belki birilerine faydası olur diye istanbul’da kalsaydım ne olurdu, burada ne yapıyorum neleri değiştirdim diye yaşamıma dair keyif verici şeyleri paylaşmak istedim:

    istanbul’da işe giderken kullandığım üç vesait yerine şu an şehir merkezine bisikletimle on beş dk uzaklıktaki evimden gidip geliyorum. resmen terapi gibi geliyor geçtiğim yol. bazen şehir merkezinden uzakta yaşayan arkadaşlarımın yanına veya kursa giderken bisiklet kullanıyorum bazense yürüyorum. bayağı da zevkli, bildiğiniz trafiğe karışıyorum o halde. geçenlerde de vintage bisiklet siparişimi verdim. :) istanbul’da yola dair hatırladığım en net şey ise metrobüste yapılan kavgalardı. izinlerimde özellikle de yurt dışı seyahatlerimde fark ettiğim fotoğraf tutkumu daha da geliştirmek için bir kursa yazıldım birinci senem dolmaya yakın amatör de olsa düzenlenen bir yarışmada ödül bile aldım. :) istanbul’da 6’da biten mesaiden sonra eve trafik olmadan 7.30’ta varıyordum yemek falan derken 9’da anca kendime geliyordum. ertesi sabah 7’de uyandığım için de içimden hiçbir şey yapmak gelmiyordu. yaşadığım yerde izin konusunda senede bir haftalık tatil için minnet etmek yerine çok daha rahat bir anlayış var. ben de tatil rotamı bütçeme uygun belirliyorum ve senede en az bir yurt dışına gidiyorum bir kere de ailem için türkiye’ye geliyorum. bunlar uzun tatiller bir de üç dört günlük kaçamaklar yapıyorum. en yakın planım ise kuzey ışıklarını görmek için bir kaçamak yapmak. :) istanbul’da mecidiyeköy’de yaşadığım ev oldukça basıktı ve camı açmak bile başlı başına dert sebebiydi. sadece uğultu duyuyordum. şimdi benimle birlikte 2 kişinin daha yaşadığı müstakil bir evde oturuyorum. havalar iyi olduğunda barbekü partileri yapıyoruz, sakinlik arayışında olduğumuzda da bahçe işleriyle ilgileniyoruz. mesela ben bu evde hayatımda ilk kez lavanta hasatı yaptım. :) mis gibiydi. evi paylaştığım arkadaşlarım italya’dan ve ispanya’dan. sürekli aynı alanı paylaştığımız için birbirimize çok şey kattık çok başka şeyler öğrendik. mesela italyan mutfağına ciddi anlamda hakim oldum ve kariyer anlamında da katkısı olur diyerek biraz italyanca kastım. şimdi orta seviye diyebilirim italyancam için en azından teknik meselelere girmediğim sürece anlaşabiliyorum. :) türkiye’deki ev arkadaşımdan da çok memnundum fakat hayat ikimiz için de oldukça zordu. işten eve dönünce ikimizde de sıfır enerji oluyordu. yaşadığım yer olan lahey, çok da büyük değil ama bunun bir artısı olarak gitmek istediğim konserler, fotoğrafla ilgili düzenlenen etkinlikler/yarışmalar için sık sık yer değişiyorum. gerçi son gidişimin üstünden biraz zaman geçmiş ama en son coldplay konserine gitmiştim böyle bir tarz etkinlik için. istanbul’da çok daha fazla etkinlik yapılmasına rağmen çok büyük bir şehir olduğu için etkinlikler kayboluyordu, bilmiyorduk, duymuyorduk. olanlar için de kazandığım para çok da yeterli olmuyordu. üstelik buradan trenle birçok ülkenin birçok farklı noktasına seyahat etmek mümkün. günlük yaşamıma dair söyleyebileceğim şeyler bunlar. ben bu değişimden son derece memnunum çünkü türkiye’de kalsaydım vasat bir yöneticinin altında ezilip, akşam eve dönüp, yemek yiyip, tv karşısında uyuyacaktım. şimdiyse işten evime döndüğümde kalan vaktimi kendimi geliştirmek ve farklı şeylerle hayatımı renklendirmek için harcıyorum. hayatından memnun olmayanlar için şartlar bu kadar açıkken seçim yapmak çok da zor değil, şimdiden bol şans.
  • (bkz: #73577841)

hesabın var mı? giriş yap