şükela:  tümü | bugün
  • çok da kafaya takılmaması gereken durum. edip cansever'in dediği gibi; kimsenin öldüğü yok yaşadığı da, herkes biraz var o kadar.
  • hiçbir şeyin fark etmemesi hâli. çayına kaç şeker atıyorsun? fark etmez. uyuyup uyanıyorsun devam etsen ya da kalkıp bi şey yapsan fark etmez. burası gaz kokuyor herhalde bi yerde kaçak var diyorlar, sigara içmesek mi yanmayalım şimdi? fark etmez oğlum şimdi ölsek nolur ki hatta keşke olsa da gitsek çok da düşünmeden diye çakmağı çakıyorsun. devam etsem milyon tane fark etmez yazacağım bu entrye, öyle bi ilgisizlik.
  • değişim gerektirir.
    ama küçük ama büyük, eğer mutlu değilsen değer mi olduğun şeye?
  • hiçbir şey istemeyip sadece sistemin zorlamasiyla bir şeylere sahip olmamız gerektiginin aslında gereksiz olduğunu algılamakla başlar ve geri dönüşü yoktur.
    tek çözümü farkında olmanın vermiş olduğu zihinsel özgürlüğün tadını çıkarmaktir. kaybedilen şeylere üzülmeyip, kazanılan şeylere çok sevinmemek zamanla kişiyi daha huzurlu bir hale getirebiliyor. bence.
  • çocukluk döneminin bitişiyle başlayan dönemdir kendisi. çocukluk dönemindeki hayalleriniz gerçekleşse de bu durumdan kurtulmak imkansız... ahir zaman belirtiside olabilir.
  • büyük bir buhran yaratır insanda.

    ama şu var ki seçilmiş veya istenmiş bir duygu değildir yaşamaya dair isteksizlik.

    sizi o noktaya getirirler,
    siz belki de bir süre önce yaşamayı çok seven bir insansınızdır ancak sizi işte bu noktaya getirirler.

    yavaş yavaş getirirler,
    vura vura,
    acıta acıta,
    ağlata ağlata..

    sinsi bir şeytan gibi girerler hayatınıza,
    o şeytan, hayatınızdan çıktığında eski sana dair birşey kalmayacaktır avuçlarında.

    yavaş yavaş girerler hayatına,
    sinsi sinsi girerler,
    çaktırmadan girerler,
    gülümseterek girerler..

    çıktıklarında ise herşey için geç'tir artık.

    önce insana dair güveninizi alırlar elinizden,
    sonra hislerinizi,
    sonra aşk ve sevgiye daire ne varsa..

    kaybedersiniz hepsini yavaş yavaş.

    ama dedim ya,
    bilinçli bir seçim değildir bu,
    sizi resmen kevgire çevirirler.

    sonra gözünüzü açtığınızda hiçbirşey sizi mutlu etmemeye başlar,
    hiçbirşeyden zevk alamazsınız,
    sanki zaman geçsin, sıram gelsin de öleyim tadında yaşamaya başlarsınız.
    saman gibi.

    içinizi kemiren birşeyler vardır hep,
    kendinizi hiçbiryerde huzurlu hissedemezsiniz.
    kimseye güvenemezsiniz.

    yine de,
    pes etmezsiniz işte.
    saflık mu dersin umut mu bilmem,

    yine de bu isteksizliğe de direnirsin.
    sanki güzel günler yakındaymış gibi.

    işte hep böyle kandırırsın kendini.
    ve bu yüzden yaşarsın.
    kendini kandıra kandıra.
  • öncelikle;
    (bkz: akşam yatmayı bilmezsin sabah kalkmayı bilmezsin)

    merhaba. yaşamaya dair isteksizliğim çocukluğumda başladı. yaşamaya dair herhangi bir isteğin duyulmamasının anormal olduğunu ise üniversitede öğrendim. brenda'nın* 6 yaşından beri kendisini ertesi gün öleceğine inandırması ama esas kısmın herkesin böyle yaptığını düşünmesi gibi olağan sandığım bir olağansızlıkta yaşadım. burada uzun uzun hayata dair inançsızlığımı anlatmaya lüzum yok, bu aralar popülerleşmiş bir algıya da dönüşmüş herhalde. çok yazık ama normal. hayat sualsizce, kişiye özel hazırlanmış bir kıyafet ama o kıyafetin içinde duyulan hisler hep aynı, işte insanız özetle.

    ben de aynı hisleri farklı dile getireyim o halde. yaşamaya dair isteksizlik... bu hissin o veya bu şekilde oluştuğunu düşünmüyorum ben. uyuyan bir dev gibi esasen, hepimiz de var. hayatın rutininden fırladınız mı ya da itildiniz mi anında uyanıyor bu dev. uyandı mı uyutmak çok güç, ben yapamadım, nice zamandır da onla birlikte uyumaz oldum. uyumuyoruz onunla, bize sunulan o kıyafeti bir şekilde uyduramadık üzerimize ve çıplak halde bilinç yarıştırıyoruz bu devle. geçmişi konuşuyoruz, unuttuklarımı bir bir hatırlatıyor mesela. of o kadar çok konuşuyor ki nasıl hatırlıyor bu kadar şeyi şaşırırsın. sonra sonra, mutlu ve mutsuz tüm geçmiş denmiş bahislerin her bir rahatsız sunumunda yeter diyorsun. bugünümü durdurursam devin geçmiş hafızasını da durdurur muyum? durduruyorsun. en azından hatrı sayılır bir zamandır konuşacak bir şey bulamıyoruz kendisiyle. peki ama bugünde ne var? bugünde yalnızlık var, eh bu kolay kısmı zaten düşüncelerinde hep tek başınaydın. bugünde toplumun olağan seyri var, tabi koparak devle birlikte onu da susturursun. zaten tüm mesela ona ayak uyduramamaktan çıkmadı mı? bugünde geçmiş var, evet o hala var ama bugünde meşguliyet de var. geçmişi bile yiyip bitirebilecek bir meşguliyet. müzikle, filmle, kitapla, zihninle oluşturduğun meşguliyet, işte bugünden sana kalan tek gerçek. ya yarınının, bu isteksizlik devi sana yarını verir mi? aslında en acısı bu. geçmiş ve bugün elinde ama yarın tutmaya çalıştığın bir balık gibi. yarınını bu deve feda etmek en zoru, en acısı. yarında ne var? yarında umut var. ohoo umudu bırakalı asırlar oldu, artık hiç sahip olmamış gibi geliyor hatta. başka.. haa, yarında ihtimaller var. iyi ihtimaller ve aklından çıkmayan o kötü ihtimaller. onları bekleyerek yaşamak mümkün mü? evet, eğer yarından da vazgeçersem mümkün.

    -herkes yattı-
    -saat gecenin 3ü-
    -gözlerin ağrıyor-

    ama bugündeyim hala. devin sesi de yoruldu hem. hayata dair tek bir şey aklıma bile gelmiyor bu saatte, içinde bulunduğum dünyadan çok uzağım. biraz daha durmalı bu zamanda.

    -alarm çalıyor-
    -güneş doğuyor-
    -komşu pat küt eşya tamir ediyor-

    ama uyanmazsam yarın olmaz. yine bir gerçeklikle başetmek zorunda kalmam. hımm, biraz daha uyumalı o halde.

    edit: bkzdan sonrası.
  • beklemesi uzun, sıkıntısı geçmeyen bir durum. ben bekliyorum, belki 10 dakika sonra değişir diye, yarın oluyor, hafta geçiyor, ay geçiyor değişmiyor. sonra yeniden bekliyorum 10 dakika, gene geçmiyor.
    sıkılıyorum, ilerlemiyor. ama bekliyorum.
    aynen böyle bir şey. değişmesi için bile bir adım atmaya uğraşmıyorum. uğraşsam ne olacak ki.
  • (bkz: death drive)