şükela:  tümü | bugün
  • uzun bir süre önce dayımların kuyumcu dükkanında yaşanmıştır. bir gün dükkana bir adam gelir ve yaklaşık 1 kilo 22 ayar altın almak istediğini söyler. iki kardeş olan kuzenlerimden büyük olanı o sırada kasada oturuyordur ve altın almak isteyen adama istedikleri miktarın fiyatını söyler. adam kabul eder ve bir hesap numarası ister. kuzenim şirketin hesap numarasını adama verir. adam aldığı hesap numarasını telefonla bildirerek, hesaba şu kadar para geçilsin diye talimat verir. kuzenim ile adam paranın hesaba geçmesini beklerken çay içip, sohbet ederler. aradan biraz zaman geçer, kuzenim bankayı arar. bankadan paranın hesaba geçtiği bilgisini alan kuzenim müşterisi dükkandayken bankaya gider, gelen parayı çeker ve dükkana tekrar döner.

    bundan sonrasını kuzenimin ağazından anlatmak istiyorum.

    parayı çektim, getirdim masanın üzerine koydum. para masanın üzerinde. şüphelenecek bir şey yok ortada. parayı aldım bilezekleri vereceğim adama göndereceğim. tam biz bilezikleri hazırlıyoruz, babam girdi dükkana* parayı gördü ve bu para ne diye sordu. ben olayı anlattım; hesaba paranın geldiğini ve bilezikleri hazırladığımızı söyledim.

    babam, ben olayı anlattıktan sonra biraz düşündü ve bankayı aradı. bankadan hesaba para gönderen kişinin bilgilerini istedi ve bilgilerini aldığı adamları telefonla aradı.

    -bu arada dayımın yılların esnafı diye tabir edilen zümreden, sert mizaçlı biri olduğunu belirtmek isterim. kuzenim de olayın olduğu dönemlerde 30'lu yaşlarında aklı başında biridir.

    telefon görüşmesinde dayım adamlara kim olduklarını ve bu parayı neden gönderdiklerini sormuş. adamlar da satın alacakları benzin istasyonu için konuştukları üzere kaporayı hesaba havale ettiklerini söylemişler. bunun üzerine dayım adamlara "kardeşim nasıl iş yapıyorsunuz siz, dolandırılmışsınız, paranız burada gelin alın" diyerek baya bir azarlamış.

    bu telefon trafiği esnasında dükkandaki adam da usulca sırra kadem basmış.

    sonradan dolandırılan adamların anlattığı şekliyle toparladığımızda tezgah şöyle kurulmuş: dolandırıcılar sahibi olduklarını söyledikleri benzin istasyonunu satışa çıkarırlar. alacak adamlara kuyumcu olduklarını, kaporayı şirketin hesabına çıkarabileceklerini söylerler. adamlar da inanarak şirket hesabına parayı çıkarırlar. dolandırıcılar kuyumcuya gider, altın almak isediklerini söylerler. hesap numarası ister ve parayı o hesaba gönderttirirler. gelen parayı alan kuyumcu para elimde diyerek altını verir. tezgah bu şekilde işleseydi ve dolandırıcılar altınlarla gitselerdi; parayı gönderen adamlar resmi yollarlar para gönderip karşısında resmi olarak mal veya hizmet almadıkları için kuyumcudan o parayı tahsil edebileceklerdi. ve olan bizimkilerin altınlarına olacaktı.

    edit: imla
  • konuşmadığım görüşmediğim ama öylesine facebookta duran arkadaşımın adıyla, fotoğraflarıyla aynı bir hesap daha açmışlar. tabi bu hesap beni ekleyince kabul ettim. heralde ailesi işi için yeni hesap açtı, başka bir iş için açtı vs. gibi olaylar geçti aklımdan. sahte hesap olabileceği hiç aklıma gelmemişti.

    gel zaman git zaman bu sahte kişilik yeni fotoğraflar paylaşıyor durumlar yazıyordu. (tabiki çalıntı fotoğraflar). fake olabilceğini kimse düşünmez.
    bir gün benden kredi kartı numaramı istedi acil olarak. ben de her ne kadar konuşmasam da ilkokul arkadaşım diye verdim gitti.(hala sahte hesap olduğunu bilmiyorum)

    öteki hesabı da online görünce kıllandım. ve arkadaşa sordum: sonuç dolandırılmışız amk bu kadar basit bir yöntemle.

    yapılan ödemelerin iptal edilebilenlerini iptal ettim
    neyseki gariban bir insan olduğum için ve verdiğim kredi kartının limiti düşük olduğu için toplamda sadece 11 tl dolandırıldık.
    fakirliğin gözü kör olsun lan. ağız tadıyla 1 kg altın bile kaybedemiyoruz.

    bu da böyle bir mallık anım.

    11 tl ye gülenler olmus işin acinasi tarafi 11 tlyi geri almak içinde uğraştım. ama kart numaramı kendim verdigim için ben sorumluymusum. geri alamadim
  • (bkz: azından mı öpmüş)
    edit: orjinal yazıda "kuzenimin azından" yazıyordu. şimdi "ağazından" diye değiştirmiş ama yine olmamış.
  • çok türlüsünü birinci ağızdan duyduğum hikayelerdir.

    adamın birini cepten arayıp "sizin hesap numaranız bir dolandırıcılık işine karışmış. siz mağdur da olabilirsiniz emin değiliz. şimdi vereceğim hesap numarasına bilmem ne kadar yatırırsanız olay netleşecek" diyorlar. arayan kişiler polis olduklarını iddia ediyorlar tabii. neyse bu adam yatırıyor parayı. bunu bir daha arıyorlar: "siz aklandınız tamam ama şu kadar daha para yatırın. dolandırıcılar anında çekiyorlar parayı. bu yatırdığınızı da çekeceklerdir. yatırdığınız bankanın önünde bekleyin çok büyük bir operasyon yapıp dolandırıcıları yakalayacağız" diyorlar. bizimki yine yatırıyor ve bankamatiğin yanına geçip duvara yaslanıp bekliyor heyecanla.

    yaklaşık yarım saat sonra oradan geçen bi tanıdık: "ahmet abi hayırdır ne bekliyorsun burada?" diye sorunca ahmet abi aksiyon dolu olayını anlatıyor. tanıdık yine uyanık olduğundan "abi dolandırılmış olmayasın?" diyor. jeton düşüyor tabi ama giden gidiyor.

    dolandırıcılar ahmet abiden üçüncü kez başka gerekçeyle para yatırmasını isteyince "uyandım kardeşim uyandım" diyor. sonra da "ama valla helal olsun o para size" diyor.
  • gelir vergisini peşinen ödediğim paramla,araba satın alırken vergi ödedim.

    sonra benzine para yetistiremedigim için arabayı apartmanın önüne çektim.

    bu araba için bu yıl 640 tl vergi ödeyeceğim.

    ve hükümet yolları satıyor. peki ben bu vergiyi niye ödüyorum?

    alın size 4 başı mamur bir hikaye.
  • vize başvurusu için verdikleri otel rezervasyonları çakma çıkınca vize alamayan şahsım ve arkadaşlarıma tur parasını iade etmeyen kappa tur da şimdilik bu tarz bir hikayenin başrolüdür.

    (bkz: #30235057)

    ama mahkeme süreci devam ediyor. inşallah dava sonucunda bu entry yaşanmış dolandırıcılık denemeleri hikayeleri başlığına gitmek durumunda kalacak. (ya da silerim lan direk ne uğraşacam)
  • bir gun arkadaslarla basket oynamaya gittik, cebimden duser falan diye para almadim sadece kredi kartini aldim, sene 2005 veya 2006 arasi bir zaman. kartin limiti 1 milyar yuz bin lira o zamanin parasiyla. donerken susamisim, tansasa girip bir su ile karpuz alir eve gidince yerim dedim. dehset mac olmus sucuk gibi olmusum terden, her yer yapis yapis. neyse kasadan nevaleyi aldim, sortun cepleri terden yapis yapis oldugu icin cepte bir sey var mi yok mu hissedemiyorsun, her neyse eve gittim, karpuzu yedim yattim. sabah ise gitmeden kart aklima geldi, ortaligi alt ust ettim bulamadim. ıse gittim, ama aklim kartta, ben naptim bu karti diye. bankadan istifa edip bizde calismaya baslayan bir arkadas sordu anlattim durumu, aman birader dedi hemen iptal ettir, kayboldugunu soyle. ben daha yok ya kanepenin altina falan dusmustur havalarindayim. neyse arkadas zorla bana iptal ettirdi karti, ben de a.q. bir de yeni kartin gelmesi zaman alir diye hayiflaniyorum. karta nolmus, harcama yapilmis mi diye hic bakmadim.

    ıki hafta gecti, ekstre geldi. ıki yuz lira civari bir harcama bekliyorum, taksitler falan. ulan ekstre bir geldi 1080. babalara geldik, allahtan 20 lira birakmislar, bir de allahi var 50 lira bonus vardi onu da almamislar helal olsun dedim. neyse bizim bankaci arkadas devreye girdi aradi musteri hizmetlerini falan kartin kayboldugunu belirttigim gun 200 lira harcanmis, 700 lira da ertesi gun. simdi bu islerde ayni gundeki harcamalari o zaman banka siliyordu, ama asil boru olan 700 lirayi silmedi haliyle. ekstreye baktik, bornova merkezde kadin giyim magazasi, adini unuttum kac yildir oralardan gecmedigim icin. gittim yanliz giderken bizim dalyan genclerden iki kisi de aldim ne olur olmaz diye. mekanin yarisi kimse kusura bakmasin, irkcilik olsun diye soylemiyorum cingene kayniyor, hepsinin gozler fildir fildir, hemen yanastilar buyrun falan. mekanin sahibini gormek istiyorum dedim, ofisinden efendi bir hanim geldi. anlattik derdimizi boyle boyle diye, kadin hemen boyle bir sey olamaz, bizim dukkanimizda buna izin veremeyiz falan. ben de hanimefendi olan olmus, sizin personeliniz belli ki boyle birseye izin vermis, kadin sallamadi cok fazla. o zamanlar sifre yokdu, kimligi gosterip imza atiyordunuz. ben de kayitlariniza bakalim zaten benim imzam olmadigi ortaya cikar. biraz sesler yukseldi, gerilim artti, ben tamam dedim olayi uzatmak istemedim, genclerle ciktik disari.

    obur 200luk harcamanin yarisi tansasta yarisi da bir tavukcu dukkaninda yapilmisti. elemanlar sanirim ziyafet cekmislerdi kendilerine. o zaman jeton dustu bu tansastaki kasiyer kiz almistir diye. yalan olmasin kim oldugunu hatirlamiyorum, gittik tansasa. baktim gene ozur dileyerek soyluyorum bu cingene kizlardan biri kasada. ben yandaki kasadan magazanin muduru ile gorusmek istiyorum dedi, baktim kizda renk atti. olayi ufaktan cozmus olduk, tavukcuya gitmeye gerek kalmadi diye seviniyordum. ordaki mudure derdimizi anlattik, adamin yapacak bir seyi yok tabii, bir de zaten banka burdaki harcamayi karsilamis, biraktik. disarda kizi bekliyoruz, operasyonu yapalim diye ama iki saat bekledik cikmadi saat sekiz oldu is guc vardi yarina sozlesip ciktik.

    ertesi gun gittim efendi bir kizcagiz vardi ona ya burada soyle soyle bir kasiyer var, onun adi ne dedim. kader dedi, haa iyi dedim ne zaman gelir dedi, o dun isten ayrildi, bir akrabasi vefat etmis onun cezasine gitmek icin ayrildi dedi, basimdan asagi kaynar sular dokuldu. direk giyim magazasinin sahibi kadina gittim sebekeyi desifre ettim, kadin nasil siklemez bir tavirda inanamazsiniz. oyle mi dedim, kadini tehdit ettim bu dava daha burada bitmedi deyip ciktim.

    emniyetten bir abime danistim, hic bulasma direk avukata soyle ihtarnameyi ceksin dedi. tanidik avukata gittim dosya ac, muvafakatname ver, ivir zivir 200 lira masraf. bu giyim magazasi bir zincirin parcasi, bizim avukat harbiden dassakli adamdi. ıhtari cekti, bir suru yasal tehdit, zincir hakkini elinden alma, garanti ve diger kredi kart makinelerinin dukkanda kullanilmasinin yasaklanmasi ve benzeri bir suru gote girebilecek maddeyi yengeme gonderdi. zaten muhasebeciden benim kartla yapila alisverisin slipi gelse hersey bitecek. o ayak direyen, bizi siklemeyen beyaz turk (biraz da kendimize giydirelim de cingeneler alinmasin) efendi hanim ertesi gun beni ariyor:

    -beyefendi, bir yanlis anlisilma oldu herhalde, bu sorunlari avukat olmadan yuz yuze cozebilecek ergenlikte insanlar oldugumuzu saniyorum. ogleden sonra musaitseniz bir cayimi icmeye gelir misiniz?

    ınsanin omru boyunca gurur duyup duvara takdir belgesi gibi astigi cumleler vardir bazen soyleyemedigin icin bir omur pismanlik yasarsin, ben burada soyledim. normalde olsa tabii geleyim efendim, hatun da tatli dille beni kandirir paranin yarisi arti iki gomlek iki tisorte olayi kapatirdik ama ben de gelisine voli caktim valla:

    -hanimefendi ben sizi tanimiyorum, beni bir daha aramayin. gorusmek istiyorsaniz avukatimin telefonu var orada onunla gorusun, deyip cat telefonu kapattim suratina. koltuklarimin altinda iki karpuz.

    bir saat sonra avukat aradi, kadin parayi yatirmis hesaba, gittim parayi aldim, iki yuz liramiz bosa gitti ama koltuklarin altinda dort karpuz.

    sonradan bu kader hirsizina cok baktim da bulamadim, kim bilir kac kisinin boyle daha kanina girdi. memlekette iste adalet ve guvenlik kurumlari duzgun calissa bunu bildir, zaten tansasta her turlu personel bilgisinden bulup en az 2 yil paket yaparlardi da, biz de kendimiz sopayla tehditle hak ara. ıste boyle misalden mesel alin, kredi kartiniza sahip cikin aman diyim!
  • bir donem ankara'da ulus ile diskapi arasi sayanora diye bir pavyon vardi, mahalleden bir abimiz orada garsonluk yapiyordu. adam vampir gibi gunduz yatip gece calisiyordu, ben de universiteli genc, yazin calisip biraz para biriktirmeye bakiyorum. bir gun kahvede akrabam da olan bu abiyle biraz muhabbet ettik, ne is yapiyorsun dedi abi insaatta calisacam deyince ulan koskoca universite okuyorsun insaatta ne isin var dedi. bilmiyor ki okuyan adam iki uc ayligina kim duzgun is verecek, ayrica insaatin yevmiyesi piyasadaki en iyi para. neyse gel bizim pavyonda calis dedi, once mutfakta basladim, komi oldum, sahne garsonu oldum, turkce bilmeyen konsimatrislerin tercumani oldum, oldum da oldum. gelelim asil meseleye. pavyon sabah dortte kapanirdi, otobus yok, araba yok. napcan mecburen sabah altiya dolmuslarin baslamasina kadar bekleyeceksin. sokakta bekleyecek halin yok, ısmetpasa'da bu porno oynatan mekanlar gecelegin arka tarafa perde cekip kumar oynatirlar, bunu da polisinden mudurune kadar herkes bilir, goz yumar. neyse ben ilk zamanlar gidip ufaktan cayimi icip dolmus bekliyodum, arada pornolara falan bakiyodum. bizim mekandan genclerle ufaktan batak, okey falan oynuyordum.

    bir gun bizim mekandaki komilerden biri -ordu, akkus'luydu, zaten o cevrenin yarisi onlarin ısmetpasa'dan akkus'a direk otobus kalkiyodu diyeyim durumu sen kavra- okey oynuyordu, beni cagirdi abi gel bir cayimi ic diye. ben de gittim, beles cay, nolcak otur ic. pullu okey oynuyorlar, iste pul atiyorum 5 lira, eli kazanan herkesten bir pul aliyor, okey atarsa cift pul. eleman biraz oynadi ondan sonra abi benim gitmem gerekiyor benim yerime gecer misin dedi, ben de olur la nolcak ki diye gectim. simdi ilk eli ben aldim, ohh ne guzel dedim, iki el daha kafaya vurup bir yevmiye de burdan alip eve giderim dedim. saat 5 falan civari. obur eller acayip hizli gecti ne oldugunu bile anlayamiyordum. tam bitecem baskasi bitiyor, bir ara baktim saat 7 olmus, o gunku yevmiyeyle biriktirdigim paranin yarisi gitmis. ulan kalkip gidecen gidemiyorsun, belki bu el alirim, ha bu el okey atarim diye habire oynuyorum. pavyonlarda sef denilen pezevenkler olur, gelen musterinin masasina oturup kons ayarlar, iste sise fiyatinda anlasir, zenginse yikama yaglama ceker falan filan. siktirik bir is, ruhunu seytana satman gerekir, her neyse bu da akkuslu ali abi. bu geldi, olum sen napiyon lan hala bu saatte deyip inceden bir firca kaydi ama para benim can benim istedigimi yaparim. ali abi gel bir cay ic demeye kalmadan zaten kendi oturdu yanima. on dakika oyunu ya izledi ya izlemedi, yanimda oturan cocuga tokati bir cakti, ben noluyor a.q. alkollu mudur nedir diye icimden gecirdim.

    "yazik degil mi ulan, cocugu ortaniza almisiniz parasinizi aliyorsunuz, adam universitede okuyacam diye para biriktiriyor sizin yaptiginiza bak" deyince kafamdan kaynar sular dokuldu. tezgaha bak be, megerse bastan beri hersey beni oyuna cekip, elimdeki parayi almak icinmis. bu kadar ince orulur, sik dokunur be arkadas. ali abi benim parayi alip bana verdi, bir daha seni burda oyun oynarken gorursem ayaklarini kirarim dedi, eyvallah abi dedim. bir daha oyun falan tovbe, saati sorana bile saatim yok diyordum valla. ıste ulus, ısmetpasa, diskapi boylesine cakalliklari barindiran mekanlardir, daha karsilastigim hikayeleri yazsam roman olur da ben de boylesi bir yazarlik hevesi yok. arada boyle eserse yaziyorum, neyse misalden mesel, nereye takildigina dikkat et, tanimadigin elemanlarla kumar masasina falan oturma, hadi dagilin bakiyim!
  • beş senelik arkadaşım, balkonda oturuyoruz. bir ara gitti geldi, sabah daha 11 falan. bizde bikinilerimizi giydik aşağı iniyoruz. laptobu yarım saatliğine versene ya lazım dedi. tamam dedim çantaya koydum ellerimle, ama akıllıyım şarj aletini koymadım diye seviniyorum. sarj bitince elbet getirecek diye. adam sen kontrol et içeri gir sarj aletini de al. çık git.
    1 saat oldu getirmiyor, 1 gün oldu kayıp. neredesin diyoruz? 'çeşmeye gittim.' nerdesin? 'marmaristeyim. . '
    bir hafta geçti laptobu sattım. nereye sattın? bilmiyorum. 200 tl yolla getiricem geri.

    sazan.avi 200 tl'yide yolladık tabi. laptop hala yok. sen git 3.500 tlye alınmış taş gibi bilgisayarı 300 tlye sat. gel iste veriyim demi? sonunda ara sor laptobu bir bilgisayarcı da bulduk, taa izmir karşıyaka'da. iş işten geçmiş tabi içi bomboş ne var ne yok silmiş temizlemiş. kendi bilgisayarıma bir de 400 tl para verip aldım.

    (bkz: babana bile güvenme)