şükela:  tümü | bugün
  • yaza dair en sevilen şeylerden biridir.* sessiz, hüzünlü, üşütmeyen serinliğinde mimoza kokuları ve cırcır böceklerinin müziği eşliğinde düşündüren, şöyle güzel bi bahçede tek başına oturmanın verdiği huzur, bi de kumsalda yapılan taş terapisinde vardır.
  • tanpınar'ın "yaz yağmuru" isimli kitabındaki hikayelerden biridir.

    "...sonra zaman kendi kuru taktakını aldı. sanki ömrümüz çok kuru bir şeydi de küçük bir satırla onu doğruyordu."
  • kış gecesinin aksine, güneş batınca içte büyümeye başlayan hüzne umut aşılayıp, "belki. olur ya..." lafını yüreğe hissettirendir.

    dilek tutman için yıldızları serer gözlerinin önüne, hani tek mi çift mi derken daha çok oyalanasın diye. ya da tam bir dilek tutmuşken pat diye bir yıldızı kaydırıp pırpır ettirir seni.

    ayın tüm güzelliğini seninle paylaşır; kimse anlatmadığın dertlerini ona anlatman için. sonra sıkıntıdan şişen yüreğine birden hafif bir meltemle dokunur, biraz soluklan der gibi ve o meltemle güzel kokular taşır burnuna aldığın nefesler batmasın o kadar diye.

    saatlerce yatakta dönüp uyuyamadığında, güne geçerken ferahlatır havayı. gündüzün o boğucu sıcağı altında ne de olsa çok feci ezilmeyecek misin?

    ve sokakları her saat insanla doldurur kendini gecenin bir yarısında dışarı vurduğunda orada yalnız hissetme diye.

    öyle ki hep gece olsun istersin bir süre, en azından bir şeyleri ucundan da olsa azıcık çözene kadar.
  • terasta serilip yıldızları seyrederken sarhoş olmak için koca bir kış beklenebilir.
  • (bkz: yaz geceleri)
  • melodisi en güzel ninnilerden biridir.
    sözlerini de yazayım tam olsun:

    yaz gecesi şu göklerde ay nasıl parlar
    uzakları aydınlatır titrek ışıklar
    yıldızları görsen şimdi suyun içinde
    sessiz sessiz konuşurlar sanki derinde

    anlaşılmaz fısıltılar sabaha kadar
    sakin sakin bunu dinler lacivert sular

    şiir mi var nefesinde

    hafif hafif esen rüzgar saçımı okşar
    kışın orda her şey azgın deli dalgalar
    yükselerek alçalarak sahile vurur
    şimdi suçlu çocuk gibi sessiz oturur

    herkes memnun hayatından yaz gecesinde
    kumsallarda melodi var suyun sesinde

    şiir mi var nefesinde
  • açık pencereden gelen tavla pulu sesidir.
  • (bkz: #24409059)
  • ay karşı apartmanın çatısında karaya oturmuş gemi misali duruyor. isimsiz bir şehrin ışıkları kıpraşıyor uzaklarda… çekirge sesleri yükseliyor gökyüzüne temmuz, temmuz diye.

    balkondayım. rüzgâr yaprakları teselli ediyor çünkü güneş çok kızgındı bugün. ben de çok kızgınım ama bu pekte umurlarında değil ağaçların. oysa bir ağacın umrunda olmak vardı şimdi.

    duyabiliyorum yataklarında huzursuzca dönen insanların homurdanmalarını. ve biliyorum yarın kırk beş derecede çalışacak hamalların kazandıkları paradan fazlasını hak ettiklerini. güneş kızgın, elden ne gelir? bir ağaç kendi gölgesine sığınabilir mi sevgili okur? oysa çok isterim ben bir ağacın kendi gölgesinde kıvrılıp uyuyabilmesini.

    sular yükseldi anlaşılan. ay yelkenleri açmış tırmanıyor. yüksel bakalım güneşin vekili.

    çöpçüler geldiler tüm gürültüleriyle. hep gecenin geç saatlerinde gelmeleri bir ayıbı temizlemelerinden mi? pisliklerimizi kimse görmesin, sabah temiz sokaklardan geçip gidelim işimize. garip, çok garip çöplerin yanından geçerken burunlarımızı tıkamamız. kendimizden mi iğreniyoruz ne.

    şimdi balkonda bağıra bağıra bir şiir okusam. yansa evlerin ışıkları bir bir. ben bitirsem karşı balkondaki başlasa, sabaha kadar şiirler okunsa balkonlardan. belki yatışır güneş. kim bilir?

    sessizlik… huzurun ve çıldırmanın eşiği. içindeyim işte. her şey olmaya hazır bir sessizliğe gömülmüş oturuyorum balkonda. uykuda şehir. uçaklar geçiyor üzerimizden, yollardan arabalar. bir pavyonun önünde silahlar patlıyor, barlarda mutluluğa kadehler kaldırılıyor, karton topluyor gençten bir çocuk, namaz kılıyor bir babaanne, bir yazar aynı cümleyi otuz yedinci kez yazıp siliyor, bir kadın balkonda sessizce ağlıyor, kahkahalar yükseliyor eğlence mekânlarından ve bir cenaze evinde boylu boyunca uzanmış bir ölünün etrafında hayatın muhasebesi yapılıp ölenle ölünmediği gibi yaşayanla yaşanmaya çalışılıyor, birisi eski fotoğraflara bakıp iç geçiriyor, bir diğeri namluyu dayıyor şakağına ve tetiğe basıyor.
    ay almış başını gidiyor. güneş gelecek birazdan…