şükela:  tümü | bugün
  • tayfun pirselimoğlu'nun yeni filmi. hayli çarpıcı bir fragmanı var.
    oyuncu kadrosu da çok heyecan verici. tansu biçer'in, ercan kesal'ın, taner birsel'in olduğu bir film, beklentiyi ister istemez artırıyor.
  • fragmanı henüz izledim. inanılmaz merak uyandırıcı. bekliyoruz.
  • tayfun pirselimoğlu'nun henüz vizyon tarihi yayımlanmamış filmi. görüntü yönetmenliğini ise theo angelopoulos'un birçok filminde beraber çalıştığı andreas sinanos yapıyor.
  • yaw gerçekten, gerçekten ne oluyor allah aşkına?
    ben de onu soruyorum zaten, ne olacak?

    ne zaman gelecek bu vizyona?
  • tayfun pirselimoğlu'nun 6. uzun metraj filmi.

    yönetmenin hiçbiryerde, saç ve ben o değilim filmlerini beğenmiş biri olarak merakla bekliyorum. hele bir de kadroda taner birsel'i gördükten sonra merakım iyice artıyor.
  • fragmanıyla what is the matrix havası estiren film.
    bilen bilir, ilk matrix filmi çıkmadan çok önce, sinema reklamlarında çıkardı bu cümle.
  • ne yazsam nereden baslasam bilemedim. daha film oyunculari bile final halini izlememisken ben izledim. haliyle ayricalikli bir durum. spoiler sacacagim yalniz, kusura kalmayin.

    simdi efenim turk sinemasi boyle bir film gormedi. eger klasik turk sinemasi izleyicisiyseniz zahmet edip gitmeyin. film tarkovski ustad tarzina benzer sabir ve algi gerektiriyor. epeyce de uzun film. bazi arkadaslarimiz filmden malesef hic bir sikim anlamayip, "bu ne yeaaaaa, ben daha iyi cekerim, eki eki eki" diye yavsak yavsak cikip yavsamaya devam da ettiler. onlardan olmayin derim. allah hepimize akil ve algi kuvveti ihsan eylesin. amin.

    --- spoiler ---

    cok acayip film. nefesimi tutarak ve gozumu kirpmadan izledim. her bir diyalogtan bir kelime kaciririm diye odum bokuma karisti. zaman yok, mekan belirsiz, insanlarin isimleri yok, sadece diyalog ve imgeler. senarist ve yonetmenin imgeler uzerinden anlatmaya calistigini anlamak bir cesit kod cozmeye benzemekte. akil surekli calisiyor filmi izlerken. boyle sahan filmi gibi mal mal aniramiyorsunuz, ya da milliyetcilik bokuyla suslenmis ayla'daki gibi ziril ziril aglamiyorsunuz.

    oncelikle sunu soylemeliyim. film diyalektikin ta kendisi. her sey degisir, donusur ve hayat bir mucadeledir. diyalektigi inanan ve uygulayan ender sayidaki insanlardan birinin sanat eserini izledigim icin cok sansli oldugumu dusunuyorum.

    ben zamana dair bir iddiada bulunamayacagim. anlatilan her sey o kadar guncelki.... filmi anlayabilen bir arkadasim 80'ler oldugunu hissetmis, hakli olabilir.

    muzikler sizi rahatsiz etmek uzerine kurgulanmis olmali. zira hele baslangic, kulaklarinizin pasindan oteyi delip geciyor.

    efenim, kucuk bir sahil kasabasinda gelisiyor olaylar. burasi yonetmenin dogup buyudugu yer imis, trabzon'a bagli bir ilce ya da kasaba. kasabada yerli halk, ilceyi yoneten godos devlet gorevlileri, bir adet dispansere bagli calisan bir hemsire, uyeleri aranan bir bando, katil bir serefsiz, bir hamam sahibi, bir otel sahibi, ufak kiziyla arz-i endam eden bir sevimsiz ve de kasabaya disardan gelmis bir genc var. bu genc abimiz kah kahvehande calisarak, kah da otelde calisarak ekmegini cikarmaya calismakta. ve de kasabayi gozlemleyerek anlamaya calismakta. bir de kasabamizin uzaginda halkin ne oldugunu cozemedigi bir gemi var. simdi imgeleri saydim, eger unutmadiysam hepsini.

    baglantilari kendiniz kuracaksiniz eminimki ama ben diyorum ki: kadin cinayetlerinin bu kadar kolay ve cezasiz oldugu, cocuk taciz ve tecavuzleri, mutsuzluk, gelir esitsizligi, adaletsizligin kol gezdigi bir duzen yikilsin. hem de en temelinden. ve de diyorum ki kotulukle ve bu berbat duzenle mucadele, sacma sapan gorsel yanilgilarla bir kurtarici bekleyerek gerceklesmez. cocuk tecavuzunu gorup kacan, goz yuman kurtarici mi olur? derin devletin katlettigi ve ustunu orttugu olaylari yonetmen size illaki beyaz toros icinde, uzun pardesulu adamlari gozunuze sokarak mi anlatsin? oradaki billboard'lara bir bakin ne yaziyor, katil herif cinayet mahalindeyken, anlayin.

    ayrica, izleyen ve anlamayan tum arkadaslar, hemsirenin ormanda uyuma sahnesiyle pek eglendiler. diyaloglari iyi dinleyin. bence uyumak isteyen, her ortamda ve her sekilde uyuyabiliyor. insanlardan beklenmedigi sekilde. filmde ne kadar absurdse , inanin gercekte de oyle.

    kotulukle mucadele ve kotulugu iyilige evirmek en zor olani. kotulugun kalbine bicak sokmak, iyiligi canlandirabilir. birincisi, kotulukten muzdarip tum insanlara umut olabilirsiniz, iyileri diriltebilir, cocuklari ozgur kilabilirsiniz ama hayat bir diyalektik oldugundan kelli, her sey tekrar ozune donebilir, yilmaksizin devam etmek lazimdir. ikincisi, herkesin gucu kendi elindedir, baskalarina umut baglamadan iyi insan olup, gozumuzu acmak, iyiligin savunucusu olmak lazimdir. yilmadan, umitle.

    oyunculuklarin guzelliginden bahsetmeye gerek bile gormuyorum.

    --- spoiler ---

    filin sonundaki konusmada ustad ercan kesal bosuna "cesaret bulasicidir, cesaret veren sanat eserlerinin parcasi olmak lazim" demedi. yonetmen tayfun pirselimoglu filmi anlayamamis kitleyi mutlu edecek seyler soylemedi haliyle, ketumlugunu "siz nasil yorumlarsaniz" seklinde taclandirdi. kendisinin filmi izledikten bir gun sonra yakalayip yukarda yazdiklarimin aynisini anlattim. bana "keske dun soru-cevap kisminda sen yanimda olup anlatsaydin bunlari" dedi. acayip de keyifli bir sohbetimiz oldu. bu tur sayica az kalmis insanlara sahip cikmak lazim. zira dirilis bilmemne seysine bulanmis bir toplum, curudukce curuyor. boyle isler, bataklikta tum gorkemiyle meyve veren bir degisik tur bir agac gibi duruyor. herkesin eline, emegine, dusuncesine, diyalektigine sahip. ben filmi en az iki kez daha izleyecegim.
  • "bu film izleyicide yüksek oranda karamsarlığa sebebiyet verir."
    sanırım öncesinde buna benzer bir uyarının yapılması gerekiyor. hem bizden bir film hem değil. bir bakıyorsunuz "aa norveç filmi gibi aynı" diyorsunuz. sonra karakterlere bakıyorsunuz "bu film aslında bizim ülkenin özeti" diyorsunuz. görüntülerdeki siyah ve beyaz içinize işliyor. izlerken içiniz sıkılıyor, rahatsız edici sesler bitsin istiyorsunuz. bir yandan da içten içe ne olacağına dair merakınız artıyor.

    leyla ile mecnun dizisini izleyenlerin ezbere bildiği "o gemi bir gün gelecek" cümlesi vardır. umut verir insana. bu film tam tersi. "lütfen o gemi gitsin" demek geliyor içinizden.

    böyle bir film izlediğim için şanslı mıyım yoksa şanssız mıyım emin değilim ama tayfun pirselimoğlu gibi muhteşem bir yönetmeni tanıdığım için çok mutluyum.
  • dragos sahil, yol kenarı, cadde, merter* gibi mekanların gezgin fahişe/orospuları (doğal olarak asıl kelle koltukta olan seks işçisi travesti/transseksüeller dahil) başlarına gelebilecek eksantrik şiddet ve maceralara hazırlık cesaret hapı niyetine şöyle söylerlermiş: "allah'ın alacağı bir can kulun alacağı bir am." gözlerim yaşardı ve bir kez daha saygı duydum.

    (bkz: cadde kenarındaki travestiyi arabasına alan erkek)