şükela:  tümü | bugün sorunsallar (1)
606 entry daha
  • bir insanın alabileceği en zor kararlardan biridir.

    kendi başına zorluğu yetmiyormuş gibi, bir de hakkında danışılacak, bilgi edinilecek objektif kaynak bulma zorluğu bu kararı verme sürecini daha da zorlaştırır. malesef internetteki gerek yazılı gerek video kaynakların birçoğu ya aşırı bireysel deneyim odaklı ve taraflı kaynaklar, ya da bu işten para kazananların oluşturduğu taraflı içerikler. birinci kesimi çok suçlamıyorum aslında, objektif olabilmek cidden zor çünkü doğası gereği bireysel deneyimlerden yola çıkarak konuşulan bir konu yurtdışında yaşamak. o yüzden ben bu yazıda elimden geldiğince objektif olup, 6 kusur senedir yurtdışında yaşayan biri olarak bu kararı vermeye çalışan insanlara elimden geldiğince yardımcı olmaya çalışacağım. tabi ki ben de deneyimlerinden yola çıkacağım, ama mümkün olduğunca bireysel şartları genele ve ortalamaya vurarak mümkün olduğunca objektif bir biçimde anlatmaya çalışacağım.

    asıl konuya girmeden önce söylemek istediğim birkaç şey var.

    öncelikle, bu yazıda kesinlikle size ne yurtdışına git ne de gitme diyeceğim. zaten direkt böyle bir söylemi olan birini hiçbir koşulda dinlemeyin. öyle bir cevap bekliyorsanız okumayı burada bırakmak boşa zaman harcamamanız açısından yararlı olacaktır çünkü cidden uzun bir yazı olacak.

    diğer bir konu ise, bu işi en iyi ben bilirim gibi bir iddiam olmadığını bilin istiyorum basından. mutlaka benden daha deneyimli, bu konunun uzmanı, daha yaralı yazacak insanlar vardır aramızda. bu yazı sadece benim taraflılığımı mümkün olduğunca traşlayıp anlatmaya çalıştığım deneyimlerim. ha, sadece şunu diyebilirim; ben kendimi bildim bileli sosyal bilimlerle ilgili okumaktan zevk alan benzer bir konuda eğitim almış bir insanım, belki o konularda söyleyeceklerim azıcık ortalamanın üstüne çıkabilir.

    okunulurluğu arttırmak adına yazıyı 2 ana,4 alt başlığa ayırdım.ha ise yaradı mı, pek sanmıyorum.

    gelelim asıl mevzuya. ilk önce karar sürecinden bahsetmek istiyorum. yukarda da dediğim ve sizin de bildiğiniz gibi cidden zor bir karar bu. kolay mı adeta yeni doğmuş bir bebek gibi yeni bir hayata başlamaya karar veriyorsunuz.

    konuya bu süreçte yapılmaması gerekenlerle başlamak istiyorum çünkü cidden ısrarla yapılan yaygın yanlışlar var.

    1-gerek sözlükte, gerek youtube’da çok fazla sübjektif ve niyeti başka olan içerik var bu konuda. bunlar kah kendi egolarını tatmin edip hava atmak uğruna, kah alttan alttan inceden yurtdışı danışmanlığı satmak nedeniyle bile bile yanlış bilgi veriyorlar. bunlara inanmayın. nasıl anlayacağız bunları derseniz, bu insanlar üsluptan ve konuştuklarından kendilerini çok bariz belli ediyorlar. kısacası, bir kişinin üslubu aşırı ekstrem uçlarda geziyorsa mesafeli yaklaşın. bunu sadece bir ülkeyi aşırı övenler için söylemiyorum, tam tersi aşırı kötüleyip itin bir tarafına sokanlar için de geçerli. zaten en makulü gideceğiniz ülkenin dilinde araştırma yapmanız.

    2-elbette işini profesyonelce yapan, iyi niyetli birçok danışman şirket vardır. asla ve katiyen bir genelleme yapıp koskoca danışmanlık yapan insanları ve kurumu bir kefeye koymak istemem ama bu konuda dikkatli olmanızı önermeden de geçemeyeceğim. bireysel olarak hiç ilişkim olmadı ama 1-2 senaryo dışında hep çok kötü deneyimler dinledim. kesinlikle tanıdıklarınızdan referans alarak, dikkatli bir seçim yapın bu konuda.

    3- yazının başında da dediğim gibi buram buram taraflı,sübjektif perspektiften oluşturulmuş kaynaklardan uzak durun. unutmayın, yurtdışı çok geniş bir kavram ve orda yaşadığınız deneyimin iyi veya kötü olmasını belirleyen birçok faktör var. ve bu faktörler kişiden kişiye değisiyor.

    4- aslında bunu söylememe gerek yok,birçok insanın yapmayacağı bir şey ama kesinlikle ani bir karar vermeyin bu konuda. sittin sene düşünüp işinizi aksatın demiyorum tabi ki ama kendinize en azından aldığınız görüşleri, edindiğiniz bilgileri tartıp düşünecek kadar bir zaman verin.

    yapmayın etmeyin dedik bolca. şimdi de bazılarını yapıp yararını gördüğüm, bazılarını da keşke yapsaydım dediğim “yapılması gerekenler” kısmında bahsedeceğim.

    1-ona inanmayın, şundan kaçın dedim buraya kadar hep. doğal olarak “kime, neye inanacağız?” sorusu geliyor akla. az önce de dediğim gibi, yapabileceğiniz en iyi şey gideceğeniz ülkenin dilinde,onların forumlarında eksişözlük'lerinde araştırma yapmak. tabi oralarda da sübjektif ve sizi yanlış yönlendirecek yazılar olacaktır ama en azından maddi bir kaygı güdülmediği için biraz daha güvenli bir ortamdasınız. bunun yanında, birinci elden bilgi alma şansınız artıyor doğal olarak. reddit bu konuda güzel bir kaynak. soru sormak için de quora’yı veya yahoo answers’i tercih edebilirsiniz. bunun dışında, orada yaşayan insanlarla yüz yüze görüşme şansınız varsa kesinlikle değerlendirin derim, bunun yerini hiçbir şey tutamaz.

    2- bu madde muhtemelen bütün yazı boyunca yazacağım en önemli şey. karar sürecindeki en ama en kritik unsur bireyin kendini tanıması ve gideceği ülkeden beklentilerini belirlemesidir. inanın, bunun ne kadar önemli olduğunu yeteri kadar vurgulayamam. hatta, o okuduğunuz “ yurtdışı çok kötü keşke gelmeseydim” temalı yazıların en az yarısı bu adım atlandığı için ortaya çıkıyor. bir ülkenin yaşanıp yaşanmayacak bir yer olması tamamen sizin karakteriniz ve beklentilerinizle alakalı, size git veya gitme demememin en büyük nedeni de bu. bir kişi için cennet olan bir yer, pek ala sizin için cehennem olabilir. eforunuzun büyük bir kısmını bu maddeye sarfetmenizi öneririm karar verirken, bekletilerinizi oturup bir kağıda yazmak dahil elinizden ne geliyorsa yapın.

    bu konuda kendinizi tanımanıza katkıda bulunması açısında şahsen high and low context cultures konseptine göz atmanızı öneririm. bu ülkeleri ve insanları kurdukları iletişimlerin karekteristiklerini göze alarak sınıflandıran bir teori. örneğin, kuzey amerika genel olarak low context diye sınıflandırılsa da french canadianlar( quebec eyaletindeki fransızca konuşan kanadalılar) kıtanın genelinde daha yüksek bir context oldukları söyleniyor. şahsen high context’e daha yakın bir insan olarak( büyük ihtimalle türkseniz siz de öyleseniz ama tabi değişebilir) ben de bu örneğe katılıyorum, toronto yerine montreal’de filan yaşamayı daha çok isterdim. ha tabi ki sadece bunu baz alarak karar vermeyin ama bakmakta fayda var.
    söyler bir test var bu konuda, yaşamayı düşündüğünüz ülke ile kendi contextinizi karşılaştırarak bi fikir edinebilirsiniz;
    test

    3- karar sürecini son maddesi güncel türkiye’de yaşadığınız standartlarla yaşamayı düşündüğünüz ülkedeki muhtemel hayat standartlarınızı karşılaştırmak olmalı. tabi, oraya gidip görülmeden çok sağlıklı bir tahmin yapılamaz ordaki hayatınızla ilgili ama elimizdeki verilerle hiç de fena olmayan bir projeksiyon yapabiliriz. örneğin, afrika’da açlık çeken bir adam için bulgaristan büyük çaplı bir ileri gidiş vaadederken, sizin için tam tersi bir durum söz konusu olabilir. ya da, bir alman için abd pek birşey ifade etmezken sizin için edebilir. bu ekstrem örnekler dışında daha da özele inerek kendi hayat standartlarınızı baz almalısınız. sonuçta hayat standartı dediğimiz olay istanbulda mahalleden mahalleye bile dünya kadar değişiyor.

    diyelim kararınızı verdiniz gidiyorsunuz, abbas yolcu. ama aklınız bir köşesinde de hep bahsedilen zorluklar var. içiniz hala tam rahat değil, “ulan x şunu demişti,hakikaten dayanılmaz mı hasrete?” gibi sorular soruyorsunuz kendinize doğal olarak. entry’nin bu kısmında bu hep bahsedilen zorluklarının hangilerinin gerçekten zorluk, hangilerinin abartıldığından bahsedeceğim. doğal olarak kendi deneyimlerimden yola çıkacağım, benim zorluk dediğim bir unsur sizin için hiç de zorluk olmayabilir, tamamen farklı bir senaryo olabilir. o yüzden beni,veya başka birini, çok da baz almayın bu konuda. bu kısmı sadece kendinizi biraz daha detaylı sorgulayıp, kendinizi muhtemel senaryolara koyup düşünüp tartmanıza yardımcı olması amacıyla yazıyorum.

    hep lafı edilen ama bence abartılan zorluklarla başlayayım.

    1-adaptasyon meselesi aşırı da zor değil. bu bir süreç ilk önce bunu anlamamız lazım, iki günde her şeye adapte olmayı beklemeyin. çok ekstrem farklı bir kültüre gitmedikçe, aşama aşama iyiye giderek bir şekilde adapte oluyorsunuz. tabi ki bunun aldığı zaman kişiden kişiye değişiyor ama biyolojiden anlayan arkadaşlarımızın daha iyi bildiği gibi insan adapte olan bir canlı.

    2- yemek meselesi belki de en çok kişiden kişiye değişen olay ama şahsen biraz abartıldığını düşünüyorum. bir kere zaten tahiti’ye filan gitmiyorsanız birçok ülkede, şehirde türk marketi ve restoranı bulunmakta. bir şekilde özleminizi dindirebilirsiniz yani. tabi ki türkiye’de yapılan yemekleri tutmuyor ama çok takıntılı değilseniz gayet de idare edersiniz. ha bizim canımız mis gibi sıcak lavaşa döner, efendime söyliyeyim kokoreç çekmiyor mu? dibine kadar çekiyor ama türkiye’ye gelince tıka basa yiyerek özlemimizi dindiriyoruz. en azından benim için böyle yemek olayı.

    3-dil. bu belki de en çok abartılan mesele bu üçünün arasında. dilden korkmayın. en azından günlük dilden korkmayın, ha 20 yaşında akademik amaçla almanca öğrenip almanya'da üniversite okumak isterseniz o sıkıntı tabi. dili geç de olsa güç de olsa bir şekilde öğreniyorsunuz. hele kendinizi günlük yaşamda idare edecek kısmını, sıfırdan başlasanız bile çok kolay öğreniyorsunuz çünkü başka şansınız yok. dil deyimiyle, kendine has kelime oyunlarıyla, şakasıyla çok geniş bir kavram orası ayrı ama zamanla hepsini olmasa da onlara da bir şekilde aşina oluyorsunuz.

    son olarak, gerçeklik payı olan,bireysel olarak yaşadığım veya çokça yaşandığına şahit olduğum muhtemel zorluklardan bahsedeceğim.

    1-arkadaşlık edinme konusu her ne kadar bireyin becerisine göre değişse genellikle zorlanılan bir konu. siz çok dışa dönük bir insansınızdır orası ayrı ama genel olarak bunun sıkıntısını kısa bir süre de olsa, öyle ya da böyle çekeceksiniz çünkü bu yaşınıza kadar edindiğiniz tüm arkadaşlıkları geride bırakıp yeni bir hayat sıfırdan başlıyorsunuz. şimdi tabi bir de arkadaşlık var arkadaşlık var. merhabalaştığımız insanlardan öte, derin ve samimi bir dostluk kurmak doğası gereği zaman ve yaşanmışlık gerektiriyor.bu da bir süre tek tabanca ya da gelgeç arkadaşlarla takılmanıza yol açabilir. hele bir de türkiye’nin batısına gidiyorsanız, derin ve samimi ilişkiler konusunda işiniz biraz daha zor. yanlış anlamayın, batılılar ırkçı sizi dışlarlar gibi bir zırvalığa getirmeyeceğim lafı. tabi ırkçı insan her yerde var onu da yaşayabilirsiniz ama çok da yüksek bir olasılık değil bu. asıl demek istediğim batılıların, özellikle low context olan kültürlerin( fransa, italya hariç tüm batı avrupa ve kuzey amerika) ilişki dereceleri bizden biraz daha sığ ve yüzeysel. yine yanlış anlaşılmasın, bunu onları kötülemek için söylemiyorum. demek istediğim, onlar bireyselliğe değer verirken biz daha kollektif bir anlayışa sahibiz. bu da doğal olarak samimi arkadaşlıklar edinmeyi zorlaştırıyor.

    2- aile ve arkadaş özlemi ise çok daha yağın karşılaşılan bir durum. bu konuda çok söylenecek bir şey yok açıkçası, baya özlüyorsunuz yani. eğer bu konuda çok sıkıntı çekeceğinizi düşünüyorsanız, kuzey amerika yerine avrupa gibi görece daha yakın yerleri tercih etmeniz çok iyi olur. inanın, uçağa atlayıp 2-3 saatte gidebileceğini bilmek bile psikolojik olarak size destek çıkan, güzel bir olay.

    3- kişisel finans ve bütçe durumları yine yaygın bir sorun. çok baba bir iş teklifi alıp gitmiyorsanız, bir süre bu konuda bir bocalama yaşayabilirsiniz. paranız olsa bile, credit score denilen bir olay var mesela ve bu doğal olarak siz de yok oraya gittiğinizde. bu olmadan ev bile vermiyolar ve bunu oluşturmanız birkaç ay alabiliyor. ama herşeye rağmen çok da gözünüzü korkutmasın bu kategori. burdaki önemli faktör kişisel para yönetimininizi ne kadar iyi yapabildiğinizle alakalı. bütçenizi güzelce belirleyip, uçup kaçmadan ona göre yaşarsanız sıkıntı çıkmaz. ama özellikle öğrenciyseniz hesabı kitabı iyi yapmalısınız gelmeden.

    ve burda entrymizin sonuna geliyoruz. uzun lafın kısası, bu kararı almadan kendinizi tanımanız ve beklentilerinizi belirlemeniz en kilit nokta. gideceğiniz ülkeyi güzelce araştırıp yeterli bildği edinildiğini de varsayarsak, ve de beklentilirinizle o ülkeyi karşılaştırdığınızda uyum yakalıyorsanız sizi üzecek büyük bir sürprizle karşılaşmazsınız. hangi yönde karar verirseniz verin, türkiyede kalsanız da gitseniz de, önemli olan mutlu olmanız. bakmayın o gitme başlıklarında heyecanlı gençlere, siz nasıl mutlu olacağınızı düşünüyorsanız öyle yapın.
    umarım yararlı olabilmişidir. okuduğunuz için teşekkür ederim ve bir sorunuz olursa gönül rahatlığıyla yeşillendirebilirsiniz.
  • öğrenciyken daha zor olan mesele.

    maddi durumlar, genç yaşta hayatın zorluklarıyla tek başına mücadele etme, sosyal çevre ve arkadaşları geride bırakma vb. gibi faktörlerle işini eline almış veya ailesini kurmuş insana göre yurtdışına okumaya gitmiş bir kişinin hayatı çok daha zorlu olabiliyor.

    8 yıldır yurtdışında olan ve bu zorlukları doğrudan birinci el yaşamış biri olarak, kanada için bu iş vize almasından mezuniyetine kadar nasıl yapılır; ne gibi zorluklarla karşılaşılabilir ve bu zorluklar nasıl aşılabiliri anlattığım a’dan z’ye bir kılavuz yazım var. kanada’yı düşünüyorsanız okumanızı tavsiye ederim:

    (bkz: kanada’da üniversite okumak/@derberliner)
187 entry daha