şükela:  tümü | bugün soru sor
  • o yılları net hatırlayan birisi olarak diyorum ki: siyaset hayatımıza bu kadar girmemişti ve herkes işinde gücünde, kaliteli işler çıkarmaya çalışıyordu. baskı yoktu. dolayısıyla sanatçılar sanatlarını özgürce ifa edebiliyorlardı. özgür insanlar ortaya müthiş eserler çıkarıyorlardı.

    yani sizin bugün 80 ve 90'lara ait ayıla bayıla dinlediğiniz şarkılar ve diğer muhteşem sanat eserleri siyasi baskı altında olmayan özgür insanlar tarafından ortaya çıkarılmıştır.

    seksen ve doksanlarda ülkemiz masal ülkesi gibi değildi elbette. tonla, yığınla sorunlarımız vardı ancak bu ortamda sanat icra edenler işlerini rahat rahat yapabiliyorlardı.

    belediye hoparlöründen anons yapar gibi gelen edit: olayı götünden anlayan sayın gerizekalılara duyrulur. anıra anıra güldüğünüz, yüzlerce kere izlediğiniz kemal sunal filmlerinin gerek senaryo, gerekse oyunculuk bakımından bugünlerde yanına yaklaşabilen bir film var mı?

    haftalarca liste başı kalmış tarkan'ın icra ettiği "kış güneşi" şarkısının duygusal ve ritimsel tınısını en son ne zaman aldınız?
  • akp'yi yaratan yıllardır. bakmayın siz özgürlük mözgürlük diye sayıklayanlara. ağır yalan söylüyorlar onu baştan söyleyeyim.

    80'lerde siyasi idam, 90'larda da infaz kültürü vardı. öyle kafana göre müzik de yapamazdın film de çekemezdin. tarkan'ın da kış güneşi şarkısı özgürlüğün ölçütü değil. hesap ediverin işte kenan evren kutsanıyordu lan daha ne diyeyim!

    çorum katliamı 80'de yaşandı, yök kuruldu üniversitelerin ırzına geçildi, 1402'likler ile ne kadar solcu öğretim üyesi varsa 83'de tasfiye edildi. sonra o boşalan kadrolara kimler geldi tahmin edersiniz. sivas katliamı oldu, bir ton siyasi parti kapatıldı, sosyalist sanatçıların cezaevine alınması, hayata dönüş operasyonları, efenim 5 nisan, 24 ocak, susurluk kazası, ülkücü mafyalar, 28 şubat, 2-3 tane imf anlaşması, hadep miydi partiyi hatırlamıyorum (hep kapandığı için isim sık değişiyordu) milletvekillerinin kafalarını basıp meclis kapısında polis arabasına bindiriyorlardı mesela. süper hizmet. merve kavakçı falan filan... sıkıldım sayarken.

    yahu ekonomik, siyasi hangisini yazayım. kömür kullanımının fazlalığından hava kirliliği konusu tartışılıyordu mesela bol bol, al sana ekolojik rezalet. bir de ülkece fakirdik lan hem de bayağı fakirdik. rakam bilmiyorum ama kişi başına düşen araba sayısı da televizyon sayısı da ayakkabı sayısı da azdı.

    insan entarileri şükela sırasına alınca başka bir ülkede yaşadığını sanıyor. dedim acaba ben o yıllarda iran'da mıydım? ulan tayyip erdoğan buralardan beslendi de güçlendi zaten. ha sen bana desen ki o günler mi rezalet bu günler mi? hepsinin rezilliğinin kendine has tadı var derim. mesela eskiden sadece solcuları dövüyorlardı şimdi iktidar karşıtı herkeşi dövüyorlar. devlet bu alanda hizmeti genişletti diyebilirim. ama solcuları allah için bir başka dövüyorlar hala.

    mesela hukuk da çok uğraşıyordu, askeri mahkeme bi' yandan, zaten karışık dönem siyasiler bir yandan falan. devlet bu alanda da şimdi daha ileride artık tek kişi karar veriyor kafalar pırıl pırıl! hem böyle olunca yargı da daha bir hızlı çalışıyor. gazetecileri eskiden faili meçhul yapıyorlardı o konuda da atılım yaptı devlet şimdi silivri'de yer yaptılar oraya topluyorlar, bu da bir ilerleme mesela. olm bizde aktörler değişir ama faşizm değişmez. onun için çok özlem duymayın.
  • "italya’da 30 yıl boyunca borjiyalar vardı. yani savaş kıyım, cinayet… ama michelangelo, leonardo ve rönesans aynı dönemde var oldular. oysa isviçre’de kardeşlik, 500 yıllık demokrasi ve barış vardı. ama ne yaratabildiler? sadece guguklu saat!"

    (bkz: the third man)
  • 2002'den önceki her güne özlem duyuyoruz biz.
  • teknolojinin şimdiki kadar bizleri mahkum etmemesidir. herşeyin bu kadar ulaşılabilir olmadığı herkesin kendini ünlü gibi hissetmediği yıllar olduğu içindir bence. insanlar daha sıcak daha samimiydi. birbirleriyle konuşurlar daha fazla sosyalleşirlerdi. sosyal medya ve teknoloji telefona düştüğü günden beri sosyalleşmeyi sexi yemek yemeyi arkadaşlığı elimizdeki telefon üzerinden yaptığımız için zaman daha hızlı akıp gidiyor. çünkü gün içindeki birçok şeyi telefona gömüldüğümüz için kaçırıyoruz. 2000lerin son on yılı tamamiyle kayıp insanlık için.
    bunun dışında lüks düşkünlüğü bu denli had safhada değildi. herşeyin çok ulaşılabilir gözle görülür olduğu bi dünya insanları özendiriyor. bu özenme de mutsuzluğa yol açıyor kanımca.
    kalite her sene daha fazla düşüyor. belki 50 ler 60 lar çok daha güzeldi bilemiyoruz. ama şu bir gerçek. teknolojideki akıl almaz değişim bizleri yalnızlaştırdı mutsuzlaştırdı
  • kemalist türkiye'ye duyulan yoğun özlemin sebebiyle aynıdır.
  • insandık ve insanca güzel bir şekilde yaşıyorduk.
  • çünkü yazarların büyük çoğunluğunun çocukluğu o yıllara geliyor ve neredeyse hepsinin içinde bu yıllardan kalan bir parça var.
  • çocukluğa duyulan özlemdir. annem babam da 60'ları 70'leri özlüyor mesela. ananemin dilinden 30'lar 40'lar düşmüyor.

    çocukluk çok güzel şey çünkü. ailevi ya da toplumsal problemlerin de olsa bir daha asla o kadar masum, o kadar hayalgücü geniş, o kadar yaşamaya, öğrenmeye hevesli olamayacağını bilmek o günleri aratan...