1. mihriban gibi duyduğum en güzel modern halk türküsünün şairi olduğu halde, kendisi aslen korku dolu bir insandır.akitte yazmakta, salyalar savurarak mesajlar vermektedir.
    yine de adam edebi olarak gifted dır, yeteneklidir.
  2. kahramanmarasli olup kalemi kuvvetli bir sair.(mihriban)
    "lambada titreyen alev usuyor" gibi cilgin benzetmeleri hayrete dusurur insani.
    genellikle taslama denebilecek burokrasi vede sistemi elestiren ve biraz daha siradan insanlari tasvir eden siirleriyle on planda denebilir.
    bu konuyla iligili aklima ilk gelen siiri "hakim beg".
  3. gunumuzde hece veznini bu kadar ustalikla kullanan bir ba$ka $air daha tanimiyorum. o kadar ki, bu ustaligin citasini "mihriban"a cikartarak hem kendisine hem cagda$larina hem de arkadan gelenlere en buyuk kazigi atmi$tir. mesele yalnizca citayi yukseltmek degil, ama ayni zamanda altina du$memektir de...
  4. aslen elbistanlı olarak bildigim genelde siyasi icerikli siirler yazan fasist denecek kadar milliyetci olan, mihribanın sairi olarak bilinen kisi. ilk akla gelen siirlerinden biri seri seklinde yazılmıs olan
    mektup yazdım hasana ha hasana ha sana seklinde baslayan hasana mektup dur.
  5. sezai karakoç'un kardeşi değildir. bahattin karakoç ve ertuğrul karakoç'un kardeşidir. diğer kardeşleri de şairdir. bir zamanlar mhp saflarında siyaset yapmış sonra bırakmıştır. niye bıraktığını soranlara, "siyasete allah rızası için girmiştim, allah rızası için bıraktım" demiştir.

    elbistan'lıdır. vakit gazetesinde gerdanlık adıyla yazdığı gündelik ve siyasi dörtlükler eski şiirlerine göre kalitesizdir. ama hece vezninin bütün güzelliklerini ve plastiğini olabildiğince kullanır, şiiri güçlüdür.
  6. 17 ağustos tarihli vakit gazetesinde " adolf hitler'in basiretine hayran olmamak elde değil... hitler bu günleri görmüş ta o zaman... dünyanın başına bela kesileceklerini bildiği içindir ki, ırkçılığı din gibi algılayan, yeryüzünü kana bulamaktan zevk alan hokkabaz yahudileri temizlemiş... meğer hitler çok uzağı gören bir insanmış... " diyebilen, üstüne bir de " uzağı gören ikinci adam ise, atılan çığlıklara, yapılan propagandalara bakılırsa usame bin laden'dir..." sozlerini yazabilen bir kişi kendisi...
  7. gecikmeli de olsa,

    "şiiri oku şairden uzak dur" bir şairmiş. ben bugün bunu gördüm.

    hakkında yazılmış bir nebil özgentürk yazısı:

    [-"hitler" dedi kalem elden düştü! -

    biliyorum, yazının başlığı bilmece gibi! ancak başka çarem yok, çünkü konumuz o kadar karışık ki bir çift söz le meramımı özetleyemezdim! hele bi sütunun sonuna gelin bana hak vereceksiniz

    gazetelerde okumuşsunuzdur, gelişmeleri takip etmişsinizdir! vakit gazetesi yazarı abdurrahim karakoç, geçen hafta "hitler"i öven bir bir yazı (!) yazdı ve ortalık karıştı, diplomatik trafikler yaşandı, türkiye yahudi hahambaşılığı gazetelere mektuplar geçti karakoç'un kınanması istendi vs..

    karakoç, filistin meselesini konu edindiği makalesinin bir yerinde aynen şunları yazmıştı..

    "hitler'in basiretine hayran olmamak elde değil.. hitler, bugünleri görmüş taa o zaman. dünyanın başına bela kesileceklerini bildiği içindir ki ırkçılığı din gibi algılayan, yeryüzünü kana bulamaktan zevk alan hokkabaz yahudileri temizlemiş. meğer, hitler çok uzağı gören bir insanmış

    ***

    hem karakoç'un tüylerimizi diken diken eden bu yazısını hem diğer gazetelerde yer alan karakoç'a tepki yazılarını hem de vakit cemaatinden cevabi yazıları okuduktan sonra eksik kalan bi durum (!) farkettim ve bi yerinden meseleye katılmak istedim!

    şimdi karakoç ve saz arkadaşlarından tabii ki bol bol küfür kıyamet (!) gelecek biliyorum, ama başa gelen çekilir (!) ne yapalım
    ne küfürü, ne kıyameti demeyin hemen! başıma geldi de ondan söylüyorum! abdurrahim karakoç, çok değil, daha ikibuçuk yıl önce, yine akıllara seza bir makale kaleme almış ve ortalık toz duman olmuştu!çeçen korsanların istanbul' dan kalkan rus uçağını kaçırmalarının hemen ardından, köşesinde korsanlara, bıçakla, baltayla uçak kaçırılmayacağını tavsiye etmesinin (!) devamında..

    "mümkünse işgalci ülkenin (rusya) başkentinin üzerine varılır, uçak orada bombalanır ve zalimlerin başına demir parçaları yağdırılır.." demiş ve "intikam alma hissine gem vurmak kolay mıdır" diye sormuştu.(!)
    ardından da son noktayı koymuş, altın vuru şunu yapmıştı (!)

    "böyle hallerde her türlü mukabele mübahtır... yukarıda saydığım hususlar farzı mahal vuku bulsa teröre başvurmaktan kaçınmam. yaşlılığıma bakmadan, karşımdakinin gücünü kaale almadan silaha sarılırım ve ne gerekiyorsa yaparım."

    bu satırları okuma gafletinde bulunan bendeniz de..

    "ey, hoyrat zamanların hoyrat iklimine katılan... nefretin, kinin, ateşin büyüsüne kapılıp, günlük köşe yazılarında insanı insan yapan değerlerin dışına çıkan, bir şaire hiç yakışmayacak biçimde dünyevi (!) meselelerle uğraşan.. ve satırlarında, kan ve intikam kusan mihriban türküsünün söz yazarı... böylesine çift kimlik olur mu?" diye bir yazı karalamıştım sabah'ta..

    ertesi gün, hem karakoç'un köşesinden hem de canlı bağlantılarla (!) galiz küfürler yemiş durmuştum!

    (evet, abdurrahim karakoç, musa eroğlu'nun muhteşem bestesi mihriban'ın söz yazarı!) diye geçiyordu albüm kartonetlerinde.. hani, " sarı saçlarını deli gönlüme/ bağlamışım çözülmüyor mihriban/ ayrılıktan zor belleme ölümü/ görmeyince sezilmiyor mihriban/ yar deyince kalem elden düşüyor/ gözlerim görmüyor aklım şaşıyor/ lambada titreyen alev üşüyor/ aşk kağıda yazılmıyor mihriban" diye devam edip giden türkünün...)

    ***

    aradan bir iki gün geçmişti ki, aşık larıyla, ozan larıyla ünlü maraş arguvan kasabasından folk uzmanları aramıştı beni;
    "nebil kardeş, yazında konu ettiğin kişi, yüz elli yıldır atalarımızın, dedelerimizin, babalarımızın söylediği şiiri, evirmiş çevirmiş, eklemiş, kendi şiiri diye kitabına almış.. bunu duyuralım istiyoruz. siyah saçlı mihriban diye geçer bizde."

    ardından da bir belge göndermişlerdi.. arguvanlı muharrem temiz 'in bir albümünü ve "siyah saçlarınla deli gönlümü, gurban olam gönlümü/ bağlamışlar çözülmüyü mihriban/ gurban olam ben neydem / ayrılıktan zor belleme ölümü, hayın hayın ölümü / görmeyince sezilmiyi mihriban, gurban olam ben neydem..." diye devam edip giden bölümü..

    eeee.. ne yapmalıydım müzik ustaları araştırsın, kayda geçsin (!) diye bu gelişmeyi de bir sonraki yazımda dile getirmiştim
    aman allahım.. bi yazı daha gelmişti ki karakoç'tan, düşman başına.. bi küfür kıyamet ki sormayın gitsin.. sonraki günler, karakoç'u kendisiyle başbaşa bırakmıştım!!!

    ***

    ve sonra işte bildiğiniz gibi bi hitler övgüsüyle karşımıza çıktı karakoç!

    ama neylersiniz ki tabiplerde ilaç yoktur aramayın! not: şaron yönetiminin insanlık dışı uygulamalarına tepkim saklıdır! ve biliniz ki hahambaşılık'tan bi mektup falan almadım!]

    iç. sabah, 29 ağustos 2004

    kaynak:

    www.sabah.com.tr/2004/08/29/yaz85-10-112.html

    ---

    abdürrahim karakoç'un 2 eylül 2004 tarihli cevabî yazısı için,

    (bkz: mihriban/#5592998)
  8. herkesin derdi başka tabii!

    //-devken cüceleşen abdurrahim karakoç-

    bir zamanlar şiirleri ile gönlümüze, dilimize taht kurmuş abdurrahim karakoç vardı. şiirleri her ülkücünün dilinde marş ve türkü olan abdurrahim karakoç, şimdi mhp düşmanlığında en iyi mekan olan vakit gazetesi’nde günlük köşe yazısı yazmakta ve her eline fırsat geçtiğinde de vakit gazetesi’nin misyonuna uygun mhp düşmanlığı kokan yazılar yazmaktadır.

    ülkücü hareketten ayrılıp, düşman! safına geçtiği günden bu yana o mazisindeki muhteşem şiirlerinin gölgesini dahi üretemeyen abdurrahim karakoç’un artık kendi adına yapabildiği en güzel şey, ülkücü hareket’e olan düşmanlığıdır. kim derdi ki o şiirleri yazan abdurrahim karakoç, bugün vatanını ve milletini sevenlere düşman olup, bu uğurda dilini ve kalemini esirgemeden kullanacak ve ülkücü harekete kin ve garez duyanlarla aynı safta yer alacak?

    düzenli takip ettiğim “gerçek hayat” isimli derginin son sayısında abdurrahim karakoç’la yapılmış söyleşiyi okuyunca, birkez daha kendi kendime sordum: “ülkücü hareket bu adama ne yaptı?” diye… bu sorunun cevabını bulamadım… baş tacı etmekten başka bir şey yapmamıştı çünkü…

    abdurrahim karakoç’u bu kadar nankör, bu kadar vefasız olmaya sevk eden nedir ki; kendine konuşma ve yazma fırsatı verilen her ortamda ülkücüleri aşağılamaya çalışarak, küçük görmeye ve göstermeye çalışıyor… kendisi de çok iyi bilir ki, atalarımız bu durumlar için ‘yel kayadan ne aparır?’ diye bir söz söylerler. bu söz abdurrahim karakoç’un şimdi bulunduğu pozisyonda, anlam derinliği kazanıyor.

    abdurrahim karakoç’un bu işlevini en son yansıttığı yer, gerçek hayat dergisi’nde yapılan söyleşi olmuştur.

    abdurrahim karakoç’un şimdiki yandaşları olan akp’nin, bölücülerin siyasallaşması sürecine katkısının, türkiye’nin geleceği adına nasıl tehlikeler ortaya çıkaracağını analiz eden bir kitapçığı kurumlara, basına ve birçok kanaat önderine gönderdi diye söylenmedik söz kalmayan mhp’ye, abdurrahim karakoç da bu söyleşi ile katkıda bulunmuştur.

    mhp’nin gönderdiği kitapçık için ”bunların fıtratında vardır o gibi şeyler. çok cahilce ve serserice yazılmış bir mektup” diyor…

    ey nankör ve vefasız abdurrahim karakoç, gönderilen kitapçığın içerisinde “cahilce ve serserice” olacak hangi cümle, hangi kelime var? bir tane örnek verip, açıklayabilir misin?

    aynı söyleşi de tayyip erdoğan için “onun üstündeki tazyikleri de tasvip etmem mümkün değil” diyorsun…

    hangi tazyiklerden bahsediyorsun sen abdurrahim karakoç? ağzını korkak alıştırıp, hakkı söylemekten çekinme… tayyip erdoğan’ın üzerindeki amerika’nın baskısından mı, boynuzlu ödül aldığı yahudilerin baskısından mı, vatikan’ın baskısından mı, rum patriği bartholomeus’un baskısından mı, barzani-talabani’nin baskısından mı yoksa bozöyük’de toplantı yaptığı banka hortumcularının baskısından mı söz ediyorsun?

    akp’lilerle fazla düşüp-kalkıyorsun herhalde ki; mir dengir fırat’ın üslubu ile ülkücü harekete saldırıyorsun. o da kıbrıs’a sahip çıkan ülkücü gençlere, bu seviyesiz üslubu kullanmıştı.

    tayyip erdoğan’a siper olup, ülkücü harekete zaman ve mekan demeden her imkan bulduğunda saldıran abdurrahim karakoç, bütün ülkücülerin gözünde günden güne küçülmeye devam etmektedir. elinden,dilinden geldiğince de bunu başarmaktadır.

    abdurrahim karakoç’un yaptığı eleştirmek, yanlışları dile getirmek değil, düpedüz hakaret ve saldırıdır.

    abdurrahim karakoç’u bu noktaya getiren nedir, gerçekten merak etmekteyiz?

    “vatan,millet,din” için diyorsa, akp’nin borazanlığını niye yapıyor? bu ülkede türk-islam değerlerine zarar veren akp’den daha güçlü bir silah keşfedildi mi acaba?

    yok eğer “ülkücü hareket bu değerlere sahip çıkarken yanlış yapıyor, eksikliği var” diyorsa, böyle kin ve nefret yüklü ifadelerle açıklaması mı lazım?

    hey!.. bir zamanlar gönlümüzün devi olan abdurrahim karakoç, nasıl cüceleştin böyle? gönlümüzün gülü iken,nasıl böyle kaktüse dönüştün anlat hele !.. hangi kahpe eller, seni bizden aldı? hangi kahpe güçler, beynini ele geçirdi?

    bu düşmanlık, bu garez, bu nefret, bu kin niye?

    neyin karşılığında ülkücülere bunları reva görüyorsun?

    sana hak ettiğin cevapları verdiğimizde bile bizim kalbimiz ve kalemimiz sızlarken, sende hiç geçmişin ve mazin adına saygın, vicdanın, vefan yok mu?

    abdurrahim karakoç’un yazılarında, sözlerinde (takip ettiğimiz kadarıyla) zerre kadar bunlardan eser kalmamış?

    tayyip erdoğan için “onun üstündeki tazyikleri de tasvip etmem mümkün değil” diyen abdurrahim karakoç, ülkücü harekete her birşeyi bahane ederek saldıranlara karşı cevap verecek hali yok tabii… o da ülkücü harekete daha çok saldıracak ki, hem vakit’te yeri sağlam temellere dayanacak, hem de bu seçimlerde akp’den belediye başkan adayı yapamadığı oğlunu gelecek seçimlerde aday yapacak!..

    ya sahi,abdurrahim karakoç’un ülkücü hareketten ayrıldığı günden bu yana, yazdığı şiirlerden bir tanesi hafızasında olan var mı?//

    yıldıray çiçek

    kaynak:

    www.ulkuocaklari.org.tr/gundem/yildiray/16-08-2004-1.htm
  9. //-a b d u r r a h i m k a r a k o ç-

    ilk yazdığı şiirleri 2 kitap olacak hacimde iken beğenmeyip yaktı ve 1958 yılından itibaren yazdıklarını "hasan'a mektuplar" ismi altında 1964 yılında 10.000 adet bastırdı. fedai yayınları arasında çıkan bu eser kısa zamanda tükendi ve 2. baskısını yine 10.000 adet basıldı. 1958 yılında bulunduğu kasabada belediye mesul muhasibi olarak memuriyete girdi. 1981 mart ayında emekli oldu.

    mücadeleci şiirlerinin çokluğu şartlardan kaynaklanmaktadır. 27 mayıs darbesi, zinde güçler, demokrasi maskaralığı ve haksızlıklar hiciv şiirlerini besledi. otuza yakın mahkemeye verildi, hepsinden beraat etti. avukat tutmadı, hep kendi kendini savundu. hiçbir iktidarla barışık olmadı. çünkü o, insana ve islam'a yapılanların zulüm olduğuna inanmıştı. şiirlerinde esas unsur insandır.

    serdengeçti, töre-devlet, ocak, yeni düşünce, yenisey yayınlarından olarak şimdiye kadar 6 şiir kitabı, bir tane de makalelerinden derlenen nesir kitabı çıktı. bir nesir kitabı dizgide bulunuyor. yeni çıkacak son şiir kitabı ile "çoban ile sohbetler" isimli nesir kitabının önümüzdeki günlerde basılması için çalışılmaktadır.

    1985 yılından beri gazetecilik yapmaktadır. bir ara politikaya girdi ve ayrıldı. niçin girip, niçin ayrıldığını bir röportajda şöyle cevaplandırdı:

    "allah rızası için girmiştim, allah rızası için ayrıldım"

    nerdeyse 30 yıla varan bir zaman içinde kitapları baskı üstüne baskı yenilemektedir. bilhassa "vur emri" adlı kitap günümüz şairlerinin hiç birisine nasip olmayan kabulü görmüştür.

    evli ve 3 çocuk babasıdır. 1984 ekim ayından bu yana ankara'da ikamet ediyor. şu anda hiç bir siyasî kuruluş, hiçbir meslekî dernek üyesi değildir. hakkın yanında olanları sözleriyle desteklese de, şahısları övmek, beğenmeyince sövmek gibi basitliği kabul etmemektedir.

    yemini var, yazabildiği müddetçe yazacak. kimbilir nereye ve ne zamana kadar...

    kendi dilinden, kendi tarifi

    ebedî kudretin tek sahibinden alınan emir üzerine 1932 yılında dünyaya gelmişim. çocukluğum şöyle-böyle geçti. kıt imkanlara, kıtlık yıllarına rağmen halâ o günleri özlerim. birçok kimseye o yılları anlatsam, "özlenecek neresi var?" diyebilirler, amma ben hep çocukluk yıllarımı sevdim. şiir yazmaya küçük yaşlarda başladım. zaten bizim oralarda her genç şiir yazar. bu tutku başka bir meşgalenin veya işin olmayışından kaynaklanıyor gibime geliyor. ben de avareydim, boşluğumu şiirle doldurmaya çalıstım.

    benimle şiire başlayanlar yalnızlıktan, yardımsızlıktan dökülüp gittiler.

    (ocak yayınları beşinci mevsim 3.baskı arka kapak yazısından alınmıştır. )

    bana gelince:

    sağolsunlar, iktidarların ve muhalefetin irikıyım politikacıları, ihtilal cuntacıları, "bilimsel" cüppeliler, entellektüel züppeler, millî soyguncular, sosyete parazitleri, sermaye sülükleri, zulüm-işkence makinaları, adalet katleden hukukçular, dalkavuklar, pezevenkler, üçkağıtçılar v.s. hep bana yardımcı oldular. şiir malzememi veren onlar, öfkemi bileyen onlar oldular. yardımlarını inkar etmiyorum, fakat teşekkür de etmiyorum.

    dinsizlerin değil, din düşmanlarının, yani islam düşmanlarının da az yardımı olmadı. bir bakıma dinî duygularımın kuvvetlenmesine vesile oldular.

    en uygun zamanda yaşadığıma inanıyorum. yardımcılarım (!) var oldukları sürece yazmaya devam edeceğim.

    allah (cc) kısmet ederse...

    (yenisey yayınları gökçekimi 1.baskı arka kapak yazısından alınmıstır.) //

    kaynak:

    1.

    www.geocities.com/siiryurdu/html/a_karakoc/a_karakoc.htm

    2.

    people.freenet.de/karakoc/hayati.htm

    people.freenet.de/karakoc/hayati1.htm

abdurrahim karakoç hakkında bilgi verin