şükela:  tümü | bugün
  • çeşitli grupların albüm kapaklarına aşırı değer verme, onu el üstünde tutma, gözünden sakınma, baktıkça doyamama gibi semptomlarla baş gösteren bir eğilimdir.

    söz konusu kişiler para biriktirerek orjinal bir cd almanın hazzını hiç birşeye değişmezler. açacaksın taze jelatini, plastik kapağı açmadan uzuuun uzuuun bakacaksın ön ve arka kapak dizaynına, sonra kapağı açarken gıcır gıcır sesler çıkacak, unutma ki ilk sen açıosun onu. sonra albümü 30 defa üst üste dinleyip saatlerce inceleyeceksin bookletini. ezberlemeye kasacaksın on saat, bilimum şekle şemale anlam yüklemeye çalışacaksın...
    bu sendrom sıklıkla pearl jam, smashing pumpkinsve oasis gibi belli bir konseptte inanılmaz şık albüm kapakları hazırlayan grupların dinleyicilerinde görülür. hatta yeni booklet tasarımı heyecan yaratır dinleyicide, bakar bakar doyamaz, gözleri şaşı olur, geceleri onunla yatar vs.

    tabi bu cinsin bir de benim gibi sırf albüm kapağı kayboldu diye yeni albüm alanları ve eski cd'yi "deli bu yahu!" bakışlarına maruz kalarak bir arkadaşa verenleri de vardır.
    (bkz: kopya cd almamak)
  • akla ilk olarak pearl jam'i getiren olgudur. ardından kashmir albümünün süper kapağının da bünyeye etkisiyle derinlere işler.
  • ilaç kutusu şeklindeki tasarımıyla aşağıdaki albüm kesinlikle bunun en nadide örneklerinden biridir:

    spiritualized - ladies and gentlemen we are floating in space
  • albüm kapağı konusunda çoğu ders niteliğindedir

    covers
  • başlı başına birer sanat eserine dönüşebilen çalışmalar için duyulan duygusal yakınlık.

    aklıma hemen jean michel jarre ve michel granger birlikteliği olan çalışmalar geliyor.

    https://www.google.com.tr/…auiccgd&biw=1366&bih=659

    (bkz: oxygene)
    (bkz: oxygene 7-13)
    (bkz: oxygene 3)
    (bkz: equinoxe)
    (bkz: rendezvous)
    (bkz: chronologie)

    kitaro'ya imzalatmak umuduyla aldığım ilk plak olan millennia için şu an yaşadığım huzursuzluk da bu fetişizme sahip olduğumu bana gösterdi. içerik tamamen aynı ama geffen tarafından basılan plağı bulamadığımdan huzursuzum. çöldeki bir bitkinin yer aldığı ilk resimdeki kapak yerine, doğrudan animasyondan alınan çizimlerin kullanıldığı japonya baskısını imzalatacağım yapabilirsem. (asıl aradığım kapağa sahip plaklar iyi durumda değildi, mecburen diğerini aldım. bir türk, amerika'da yaşayan bir japonun albümünü almanya'daki bir satıcıdan euro karşılığı alıyor. aslında bundan çok güzel analizler yapılır). aslında çöldeki bitki kapağından çok, şu fotoğrafı istediğimden oluyor bu huzursuzluk: http://www.freecovers.net/…4bdfac52529f9460/big.jpg

    https://img.discogs.com/…898531-1318927603.jpeg.jpg

    http://e.snmc.io/…197f5be0354288e043190/1369950.jpg
  • insana farklı duygular yaşatabilen fetişizmdir.

    günlük hayatın içindeki her şeyi bir temsil olarak kabul etmek mümkün. gördüğünüz alelade bir koltuk, bulunduğu ülkenin üretim faaliyetlerinin ve alım gücü kapasitesinin bir sonucu ve onu alan ve odaya yerleştiren kişi/kişilerin beğenisi ile ekonomik gücünün toplamını temsil ediyor diyebiliriz mesela. yani nesneler görünümleri ve işlevlerinin dışında görünmez bir katma değer kazanarak bir şeyleri "temsil" eden varlıklar haline gelebiliyorlar insan gözünden bakınca. hatta abartırsak, tüm bu temsillerin oluşturduğu psikolojik bir görünmez dünya daha var diyebiliriz; fiziksel dünyayla iç içe varolan. stranger things'deki upsidedown gibi. ya da astral dünya gibi. anladınız siz.

    her bir insanın algı kapasitesi ve hayal gücüyle orantılı olarak belirginliği değişen bu "temsiller dünyası" ile fiziksel dünyanın birbirine bağlandığı noktalar olduğunu düşünüyorum. geçit de diyebiliriz bunlara. bu geçitler... biraz abartı olacak ama; insanın -düşünebilmesi sayesinde- dünyayı diğer canlılardan inanılmaz bir farkla daha iyi algılayabilmesinin sırrının açığa çıktığı noktalar. insanı insan yapan yükseliş anları.

    çünkü fiziksel dünya ve mevzubahis "temsiller dünyası" arasındaki nokta, fiziksel ve sıradan şeylere olduklarından farklı bir anlam yüklediğimizin anlaşıldığı yer. insan olarak koltuğa sadece "oturulacak yer" olarak değil, "hmm rengi güzelmiş, odaya uymuş" da diyerek onu bir meta haline getirdiğimiz yer. insan olarak zaten en büyük farkımız da bu; sadece tüketmiyoruz, tüketirken ona bir anlam atfediyoruz.

    çok uzun bir giriş oldu, amacım bu kadar uzatmak değil, sadece bir albüm kapağından bahsetmekti. işte bu anlattığım "temsiller dünyası"nın içinde bile -bana göre- varlığını diğer nesnelerden çok daha fazla belli eden, adeta parlayan bir albüm kapağından.

    kapak bu, vibrafoncu milt jackson'ın cazın büyük gitaristlerinden wes montgomery ile ortak kaydettiği albüm "bags meets wes!"in kapağı. 1962 tarihli bir albüm.

    bags meets wes!

    bunu geçenlerde milt jackson'ın biyografisine bakarken keşfettim. belki de binlerce albüm kapağı görmüşümdür, ki buna benzer de yüzlerce albüm kapağı var büyük ihtimalle ama bu bende ayrı bir etki yarattı. ayrı etki yaratması oldukça sıradan olabilir; vücudumun kimyasının bu tür bir şeyden fazla etkilenmeye müsait olduğu bir zaman aralığına denk gelmiş ya da kısa bir süre öncesinde yaşadığım herhangi bir olay beni etkilenmeye daha uygun bir ruh haline konumlandırmıştır, pek bilmiyorum, bunu bilmek de gereksiz zaten (ve biraz üzücü).

    fotoğtaftaki montgomery ve jackson'a baktığım zaman... tanımlaması zor, ama fiziksel dünyadaki varlığını çok geride bırakmış, daha çok temsiller dünyasında parlayan bir duygu hissediyorum. sadece el sıkışıp gülmüşler ama buradaki samimiyet, albüm adına (bags meets wes!) direkt olarak daha uygun olsun diye el sıkışmaları, bir örnek giyinmeleri (bu da belki bendeki böyle giyinilen döneme ait nostalji hissini tetikliyor), o an sadece müziklerini (ekmek kapılarını) icra etme isteği (ama buna çok ünlü olma ve dergilere sayfalarca röportaj vermek şeklinde tezahür edebilecek olan hırs eşlik etmiyor kesinlikle) toplaşıp en hafif tabirle gülümsememe neden olan bir hissiyat uyandırıyor. dünyadaki çoğu şeyden daha iyi hissettirebilen bir şey. sayesinde fiziksel dünya ve temsiller dünyasının birleştiği o geçitten geçmemi inanılmaz hızlı derecede sağlayan bir şey. görünüşte bu; sanatsal olduğu kadar ticari amaçla da üretilmiş, iki adamın el sıkışırkenki fotoğrafının bir plak kartonuna basıldığı bir ürün yalnızca. ama (benim kapasitemle de orantılı olarak) beni o muhteşem temsiller dünyasına ışınlıyor ve fiziksel dünyaya ayrı bir anlam daha atfetmemi sağlıyor. ışıldıyor.

    evrendeki her şey gibi, burada da sayısız anlam ve olasılık iç içe geçmiş durumda ve ben bunu, belki de "temsiller dünyası ve fiziksel dünya" şeklinde sayıca az seçeneklere indirgeyerek netleştirmeye çalışıyorum... bu düşünceden sonra bile kapağın yarattığı etki azalmıyor; bu da şimdilik, nesnelere ve sıradan şeylere yüklediğimiz anlamların değerini korumak için fazlasıyla yeterli. bu düşünce beni yatağımın, gece yatarken başucuma koyduğum su bardağının, yeni aldığım şifonyerin ve çok daha fazlasının varlığının yarattığı temsiller dünyasının güzelliğine kapılmam için epey güçlü bir şekilde iki dünyaya da bağlayıveriyor. bir nevi yakıt işlevi görüyor. yaşama yakıtı.

    bu yüzden iki dünyaya da ihtiyacımız var, daha çok da kendi yarattığımız temsiller dünyasına.

    mevzubahis albümü dinlemeye başlıyorum. iki dünya birleşiyor.

    https://www.youtube.com/watch?v=8mw-jva-9lo&t=6s
  • günümüzde spotify ile farkında olmadan had safhada yaşanıyor. karışık oradan buradan dinlerken karşınıza çıkan kapak resmine dalıp, kâh gülümsüyorsunuz, kâh whatsapp profil resmi yaparım ki bunu ben derken buluyorsunuz kendinizi.