aynı isimde "alef" başlığı da var
şükela:  tümü | bugün
  • 5. bölümü de izledim. yorumum şu, emre kayiş isimli senarist, (ayrıca kendisi creator olarak geçiyor, ryan murphy hesabı) daha önce hiçbir uzun metraj film ya da dizi tecrübesi olmamasına rağmen bu projeyi blu tv'ye yaptırmayı, ve türkiye'nin halihazırda en önemli yönetmenlerinden biri olan emin alper 'i bu projeye dahil ettirmeyi iyi becermiş. kendisinin tek başarısının bu olduğunu düşünüyorum lakin yazdığı senaryo gerçekten dizinin tüm unsurları içerisindeki en zayıf halka.

    google'da yazana göre, kendisi 1984 doğumlu, genç sayılabilecek bir senaryo yazarı ve yönetmen (kısa filmler yönetmiş). ingiltere'de sinema okumuş. kendisi maalesef genç ve heyecanlı senaryo yazarlarının düştüğü en büyük hatalardan birine düşmüş. sırf kendisi ingiltere'de yaşamış diye başrolü ingiltere'den gelen bir polis olarak yazmış. böyle diyorum çünkü kenan imizralıoğlu'nun oynadığı karakterin ingiltere'den gelmiş olmasının, ahmet mümtaz taylan'ın oynadığı karakter ile becerilememiş bir çatışma yaratmaya yetlenmesi haricinde senaryoya hiçbir katkısı yok. hele ki imirzalıoğlu'nun üzerine oturmayan ingiliz kemal rolü utanç verici derecede sakil durmuş.

    üstüne üstlük senarist, karakterlerine kitabi cümleler ile diyaloglar yazarak bilgi satmaya çalışıyor. evet bence bir senaristin düşebileceği en büyük yanlışlardan birisi budur, karakterleriyle bilgi satmaya çalışmak. kimsenin umrunda olmayan ansiklopedi terimleri, karakterlerin doğal diyaloglarına aykırı felsefi çözümlemeler vesaire. bu kötü diyalogların arasına bol bol küfür ekleyerek de doğallık yakalarım sanmış ama maalesef küfür olunca o kulak tırmalayan kitap cümlesi gibi diyalogların etkisi geçmiyor.

    --- spoiler ---
    genç polisin arabada giderken inanç üzerine kurduğu o cümleler neydi öyle allah aşkına? ya da yanında savcı, katip ve otopsi teknisyeni olmadan, kafasına göre tek başına otopsi yapıp, klasik müzik eşliğinde cesedi kesip biçen ve adeta katillerle ilgili freudyen çözümlemeler yapan müfit kayacan? artık hollywood'un kendisi bile girmiyor bu hollywood filmi klişelerine.
    kemal ve yaşar arasındaki korkunç yazılmış diyaloglara hiç girmiyorum. çünkü gerçekten "beni şaşırtıyorsunuz dedektif!"
    --- spoiler ---

    emin alper ve dizinin harikalar yaratan sanat ve görüntü yönetmenlerine rağmen bu dizi yeteneksiz senaristi yüzünden olmuyor, olamıyor. adeta takımın zayıf halkasının hatalarını kapatmak için uğraşan orta saha oyuncuları gibiler ancak yetmiyor, yetemiyor.
  • --- spoiler ---

    finalde dizinin dini ve mistik havasını kaybettiğini söyleyenlerin götüyle izlediği dizi. final bölümünde şems ve mevlana aşkıyla mükemmel bir ters köşe yapmış oldu.

    anlamayanlar için: şems arapça’da güneş anlamına geliyor, sevgilisi ise celal: mevlana celaleddin rumi.

    --- spoiler
  • netflix nisan ayında türk izleyicisine aşk101 adlı içeriği layık görürken blutv ve fx ise alefi yapmış. tanıtımlarda bile aradaki kalite farkı bariz. blutv’nin ürettiği yerli içerikler her zaman netflix’in ürettiklerinden daha kaliteli oldu. bu dizide de durum değişmeyecek anlaşılan.
  • “siz benim kusuruma bakmayacaksınız, ben de sizin gözünüzün yaşına… nasreddin hoca adaleti…” – komiser settar

    başrollerde iki önemli isim: ahmet mümtaz taylan ve kenan imirzalıoğlu…
    hikâye mistik tatlar barındıran “doğulu” bir hikâye…
    teknik açıdan, sanat filmi tadı veren bir dizi alef

    her bölümde farklı bir cinayetin çözümlendiği polisiye dizilerden değil. parçaların birleştirilerek yol alınacağı, zamana yayılmış bir hikâye bu. izleyiciyi içine çekmek için acele etmiyor. bu yüzden ilk iki bölümün arka arkaya yayınlanması çok yerinde oldu. hikâye ağır ilerliyor ama asla sıkıcı değil. şimdiden üçüncü bölümü iple çekiyorum.

    aralarında çok bir benzerlik yok ama, komiser settar’ın “üstleri ile sıkıntı yaşayan”, biraz aksi, ağzından küfür ve alkol eksik olmayan, özel hayatı çalkantılı bir karakter olması, akıllara behzat ç.’yi getirmiyor değil hani. behzat ç.’de neşet ertaş türküleri eşlik ediyordu sofraya. alef’te ise alaturka şarkılar çalıyor settar’ın ford taunus’unun radyosunda. bu detay çok hoşuma gitti. kulaklarımızın pası siliniyor, iyi de oluyor. ha bir de, daha çok ankara’ya yakışan gri, yağmurlu ve kasvetli bir havada ilerliyor hikâye.

    dizinin konusu, ilk iki bölümden anladığımız kadarıyla doğulu motiflerle bezeli. bu da çok hoşuma gitti açıkçası. iyisiyle, kötüsüyle bu topraklara ait bir anlatı söz konusu. polisiye bir dizinin olmazsa olmazı merak duygusu her daim zinde tutuluyor. ben beğendim açıkçası. bakalım ilerleyen bölümlerde neler olacak…

    not: diziyi izlemek için blu tv üyeliğine gerek yok. hattınız vodafone ise telefonunuza vodafone tv uygulamasını indirin. herhangi bir ücret ödemeden fx kanalından izleyebilirsiniz. tv yayınlarını 24 saate kadar geri sararak izleyebiliyorsunuz.

    edit: fx kanalının full paket kapsamında olduğu, onun da aylık 10 tl ücretlendirmesi olduğu yönünde mesaj geldi. evet, normalde o şekildeydi. geriye sarma olayı da full pakette geçerliydi. ben de şöyle biliyorum, faturalı abonelere full paket ücretsiz oldu. çünkü ben herhangi bir ücret ödemeden izliyorum. full paketin şöyle bir artısı var, izlerken kotadan yemiyor. sanırım onun için aylık 10 tl ücretlendirmesi devam ediyor.

    edit 2: bir süre önce vodafone tv paketini hediye etmişti vodafone. sanırım ben de bu sayede ücret ödemeden izledim alef'i. şu adımları izliyoruz o zaman, vodafone yanımda uygulamasına gir, ek paket al kısmına gir, dijital servisler kısmına gir, vodafone tv eğlence paketi yazan kısma tıkla. işlem tamamdır.
  • --- spoiler ---

    yazıldı mı bilmiyorum ama işlenen seri cinayetlerin işleniş amacının 4. bölümün başında yanarken acı hissetmeyen tarikatlerin günümüze kadar uzanan kollarının seslerini duyurma eylemleri olduğunu düşünüyorum, bu yüzden ilk bölümde dili kesilen transeksüelin damağında karşı koyduğuna dair bir iz yoktu, ölenler bu tarikatın sesini duyurabilmesi için kendilerini feda ettiler. katilin 3. bölümdeki ses kayıtlarında ölenler için anma niteliği taşıyan sözleri de bunun ispatı.

    --- spoiler ---
  • bizim insanımız her şeyi biliyor her şeyi. hele olumsuz eleştiri konusunda resmen dünyada zirveye oynarız. ancak bu eleştirilerin altı öyle dolu değildir. biliyormuş gibi yapıp eleştiririz. neymiş dizide komiser caz dinleyip viski içiyormuş evde. gerçekçi değilmiş. neden lan? neden gerçekçi değil? yaratılan karakter öyle işte. üstelik karakter düz polis değil. ingiltereden gelmiş, çocukluğundan beri orada yaşamış ve büyümüş. ne dinlemesini bekliyorsun ismail yk mı?

    dizideki cesetler fazlaymış, bu da ceset antipatisi olanları uzaklaştırırmış. ceset antipatisi olan polisiye izlemesin zaten bir zahmet. hey allahım ciddi ciddi bu eleştirileri yapmışlar.

    yayınlanan ilk iki bölüm itibariyle müthiş başlayan dizi. üç yayınlansın bir an önce izleyelim...
  • netflix efendi hakan muhafız gibi sikko diziyi kabul edip yayınlıyor, %1 bütçesine sahip olmayan blu tv böyle bir dizi çekip yayınlıyor.

    bir yerde feci bir matematik ve mantık hatası var, yada doğrusu mu demeliyim bilemedim.

    şahane bir dizi olmuş, tabi bunu ilk iki bölüm itibariyle söylüyorum. ilerleyen bölümlerde sıçıp batırırsa, sorumluluk kabul etmem.
  • --- spoiler ---

    kemal’in emniyet müdürüyle olan konuşmasında settar’ın oğlu güneş’in köprüden aşağıya atladığını ve cesedinin bulunamadığını öğreniyoruz. ardından settar tarikat lideri kayınçosundan güneş’in rahmi görenir’in cemaatine katıldığını öğreniyor.

    burdan bir tahmin yürütürsem eğer bu bölümde rahmi görener yataktayken ona dokunan eldivenli kişi güneş, aynı zamanda güneş yaşar’ın eski nişanlım diye bahsettiği kişi, yani yaşar’a alef kolyesini veren kişi ve görener yalısında yaşıyor. birinci sebep kemal’in katilin ses kaydından yaptığı analiz, kreon gemisi’nin anadolu feneri’nde bir yalıya çarpması ve ordan kaynaklanan seslerinin katilin sesini karışması. ikinci sebep görener yalısı, anadolu feneri’nde ve güneş kafası olmayan cesedi ordan bırakıyor ceset de akıntı yüzünden kireçburnu’ndan çıkıyor.

    bölümün sonuna doğruysa kemal’in yaşar’ın evine gittiğini görüyoruz, yani katil yaşar olamaz. sonrasındaysa settar daha önce kemal’in yanında geçen siyah kapşonlu kişiyle karşılaşıyor, bu kişi daha önce settarla tersanade karşılaşan aynı kişi, yani katil. katil settar’ı önceki bölümlerde imkanı olduğu halde vuramamıştı, bu da katilin güneş olduğu teorisini daha da güçlendiriyor çünkü o an için babasını öldürebilme kapasitesi yoktu, onunla adeta bir oyun oynuyordu, dikkatini çekebilmek için. siyahlara bürünmesinin sebebi de, daha önce yanan mevleviler gibi kendisinin yanmış olmasından kaynaklanıyor, bu yüzden de ellerinde yanık izlerini bulunuyor.

    --- spoiler ---
  • son bölüme yaklaşırken hızlanmış dizi.
    --- spoiler ---

    daha önce yazdığım gibi; dizide kurgusunda göze batan şey ipuçlarını takip etmemeleri önemsememeleri. kayalar mescidini gösteriyor katil, gidiyorlar, burası nedir türbesinde kim yatar sormuyorlar, iki bölüm sonra yancı polisler öğreniyor.

    kafa çıkıyor, burada akıntı nerededir diye bakılmıyor, bilmem kaçıncı bölümde tesadüfen öğreniyor settar.

    izlerken iki şey rahatsız etti; melametten ve kalenderi meşreplerden bahsederken yaşarın sürekli " sapkın " tarikatlar demesi.

    ortodoks islam anlayışına göre konuşuyor olması saçma yaşarın o noktada.

    zira hem işin tarihi boyutunu biliyor hem de ailesi vasıtası ile içerikten haberdar; ve inatla sapkın, sapık diyor. bunu diyebilmesi için ya hedef şaşırtmaya çalışıyor olması lazım ya da sunni ortodoks islam anlayışında olması lazım. e ikisi de değilse diyalogda sırıtmış.

    settarın güneşi buldum cümlesi? settarın kovaladığı adamın görüntüsü ile daha önceki güneş fotoğrafları, görüntüleri bambaşka?

    tekneden çıkan derviş, meczup; kalenderi kıyafette elinde derviş aynası var.

    dizide şimdilik sorun daha önce değindiğim gibi melamilik, kalenderilik , maşukiler konusunu biraz karıştırmış olmaları.
    birbiri içine girmeleri ayrı konu; öyküleri ayrı konu.

    kalenderileri, melamileri, haşhaşiler gibi göstermek işin özüne ters.

    --- spoiler ---

    kemalin kızının küvet sahnesi titretti.

    kenan imirzalıoğlu'nun burun sesi odayı titretti. ameliyat edin şu herifin burnunu, nefes alamıyor, deli yürekten beri.
    *

    edit: kenan doğulu yazmışım resmen utanmadan :)
  • --- spoiler ---

    sünniliğin devleti elinde tutmak için kendinden farklı olan bütün inanışları sindirmesi çok iyi işlenmiş. settar'ın eşinin tarikata bağlı bir aileden gelmesi (girişte enişte bey demelerinden bunu anlıyorum) oğullarının intiharında yine tarikat ile ilgili bir olay olabileceğini aklıma getiriyor.

    daha önce ölenlere yapılanların yaşıyorken, uyuşturucu bir madde verilmeden yapılması ve maktullerin karşılık vermemesi de, bunun bir çeşit fedâ olduğunu düşündürüyor. bile isteye ölüme gidiyorlar gibi sanki.

    t: dördüncü bölüm itibariyle özellikle sinematik anlamda çok ama çok iyi giden dizi.

    --- spoiler ---