şükela:  tümü | bugün
  • söz konusu ispatlanamama bir kabul veya bir önermeyi içermektedir. bir olgunun varlığını iddia etmek için en temel kanıtları sunmak gerekmektedir. günümüzde islamcılar allah'ın veya tanrının varlığı konusunda ıspatlar sunamamakla birlikte, sadece demogoji yapmaktadırlar, her zaman olayları dogmatik bir şekilde yorumlayarak ruhani olaylara itmektedirler. belki günümüz şartlarında ispat söz konusu olamamaktadır ya da bir şey ispatlanana kadar o şey yoktur. bir şeyin varlığı ispatlanır, yokluğu değil. varlığı ispatlanamıyorsa, o şey yoktur. bunun için ateistlere kızmak yanlış ve belki de kişinin ateist olması en haklı tercihidir.

    not: bakın dikkat edin bu yazıda allah vardır veya yoktur demiyorum. sadece ispatlanamadığını söylüyorum.
    not2: yüce rabbimizin yaratmış olduğu zeytinyağlı biber dolmasından olsa da yesem. birden çok canım çekti. (konuyla alakasız)
  • allahın varlığı konusunun bilimsel düzeyde incelenmesinin saçmalığından kaynaklanır. allah dediğine ya inanırsın ya inanmazsın. din ve bilim biraraya gelemez kardeşim nedir bunca zaman bu kadar çaba? bilimin aradığı cevapları dogma mı verecek yani?
  • "kanıtlamak" sözcüğü, daha çok bilimsel bir etkinliği ifade eder. bilimin herhangi bir doğaüstü açıklama yöntemine başvuramayacağı da düşünülürse, bilim için "tanrı" kavramının "süperman" kavramından hiçbir farkı yoktur. bir şeyi kanıtlamak için elinizde bilimsel değere sahip argümanlar olması gerekir. aksi takdirde öne sürülen şey, kanıtlanana kadar kuramsal kalmaya mahkumdur. örneğin, kuşların uçabildiğini kanıtlamak için, uçan kuşları betimleyen bir yağlı boya resmini ileri süremezsiniz. bunun bilimsel olarak bir değeri yoktur. ama uçan bir kuşun fotoğrafını çekerseniz, işte bu kuşların uçabildiğine dair bir kanıt değeri taşır. tanrının varlığını kanıtlama meselesi de buna benzer.

    teistlerin yaptıkları da, "işte tanrının kanıtı" diyerek ortaya sürekli yağlı boya resimler koyup durmalarıdır. tabii, bunun bilimin gözünde bir değer taşımaması onların umurunda bile değildir. bilim ile onların bu bakış açısı arasındaki fark, geçmişten beri süregelen bir curcunaya dönüşmüştür. "şu evrene, şu canlılara, şu düzene bir bakın. bunlar kendiliğinden olabilir mi? kuşkusuz tüm bunları tasarlayan bir güç var ve o güç tanrıdır" tarzı bir sözde kanıtlama çırpınışı, gerçekten de üzerinde birkaç söz etmeye değer bir yanılgıyı barındırıyor.

    peki nedir bu yanılgı?

    öncelikle, doğada hiçbir şey hep var olduğu şekliyle kalamaz. sürekli bir değişim ve dönüşüm içerisindedir. canlılık da gerekli koşullar altında doğaüstü bir etkene bağlı kalmaksızın kendini var edebilmektedir ve bir kez var olduğundaysa tümüyle doğanın biçimlendirici etkisine maruz kalır. bu süreçte varlığını devam ettirebilmesi adına, sürekli kendini doğaya uyumlu kılmak zorundadır. doğadaki pek çok şey, sanki tasarlanmış gibi görünür. oysa bu doğal seçilimden habersiz olanların içine düştüğü bir yanılgıdan ibarettir. bizler her zaman, yüz basamaklı bir merdivenin, en üstündekilere bakıp dururuz. merdivenin tepesindeki bu şey, içinden geçtigi süreç boyunca öylesine bir uygunluluk sergilemiştir ki, bu nedenle oradadır ve bu nedenle bulunduğu ortam içerisinde sanki tasarlanmış gibi durmaktadır. bu nedenle, onun çevresine ve doğaya uygunluluğu, seyircilerde geniş çaplı bir hayret ve ilgi uyandırmaktadır. evrim sürecini iyi özümsemiş ve kavramış birisi, o şeyin bir anda merdivenin en tepesinde belirmediğini ve beliremeyeceğini bilir. kaldı ki, ilk basamakta duran bir şeyin, tek bir adımla en üst basamağa çıkması da akla mantığa uygun düşmez. bu bir zaman, koşul ve beceri meselesidir.

    ayrıca söz konusu şeyin, tek bir adımla ilk basamaktan en üst basamağa tırmanması, kendisinde asla var olmayan bir enerjinin kullanımını da gerektirir. ama bu şey, zaman içerisinde, kendisinde var olan enerji ve uyumluluk becerisiyle, ilk basamaktan ikinci basamağa yol alabilir. bu şekilde ilerleyen bir süreç göz önüne alınırsa, alınan yol bir gün yüzüncü basamağa kadar ulaşacaktır. işte şu an bizim gördüklerimiz ve bize sanki tasarlanmış gibi gelen manzaranın arkasında bu gerçek vardır.

    kısacası, kanıtlamaktan kasıt, gerçek bir bilimsel kanıtlama ise, tanrının kanıtlanamıyor oluşu, var olduğuna dair elimizde bilimsel değere sahip bir kanıt olmayışındadır. büyük ihtimalle de böyle bir kanıt hiçbir zaman bulunamayacaktır.
  • herkes her düşündüğüne inanırsa kaosun ortaya çıkacağını gösteren ve inanırlığı için var olması gerek ispattır.
    zira en çok propaganda yapanın doğru olduğu değil ispatlanın doğru olduğu gerçeğini değiştirmeyecek bir ispatlanamamadır bu.
  • gayet normaldir.
    ama asıl mesele, ispatlanamamasından ziyade, burdan yola çıkılarak varılan sonuç.
    allah yoktur demeye getiriyor arkadaş yazıklarıyla.
    allah'ın olmadığına ilişkin bu bilginin kaynağı nedir merak ediyorum ben mesela. onca cevapsız soru varken bu eminlik nereden kaynaklanıyor. üstelik bu nesnel bir bilgiymiş gibi cahil cesareti ile nasıl öne sürülebiliyor.
    olmadığına dair bir inançtan söz ediyoruz. olduğuna dair inançtan, hiç mi hiç farkı olmayan bir inançtan. ve işin enteresan tarafı bunun bilimsellik, nesnellik gerçeklik adınaymış gibi lanse edilmesi.
    merak ediyorum bilim neyi cevapladı? günümüzde bilim sayesinde ancak yeni ve cevabı daha zor sorulara sahip oluyoruz. nevton fiziği, aristo mantığı, bunlar pozitivist anlayışa dayanak olan argümanlardı ve tartışılması ahmaklık sayılıyordu. ve insan her şeyi çözdüğüne emindi. şimdi kuantum fiziği var. einstein'e tanrı zar atmaz dedirten bir fizik anlayışı bu.
    merak ediyorum nasıl bu kadar eminsiniz tanrı dediğimiz var edici gücün olmadığından. basit ve kaba tanrı tasvirlerinden hoşlanmayabilirsiniz ama olan biteni açıklayabilecek argümanlarınız kağıttan kuleler gibi her an yeni bir keşifle dağılıverirken nasıl yok diyebilirsiniz. açık konuşayım ben olduğu noktasında emin değilim ama kesin olmadığını söyleyecek kadar da ahmak değilim. sokrates sizin gibiler yüzünden baldıran içti. oysa basit bir şey söylüyordu ''bildiğim tek şey hiçbir şey bilmediğimdir''. sizin derdiniz tanrının varlığı yokluğu değil, sizin derdiniz propaganda. aykırılığın yarattığı o cool havadan nemalanmak, egonuzu şişirmek. merak etmeyin o bilincaltınızın heryerine kodlanmış tanrı düşüncesinin ezici ağırlığı ruhunuzu kapladığında o vareden güçle yeniden ilişki kurmak tek çareniz olacak. hep varolmayı açıklayabilecek kadar cesur, bilgili ve derinseniz hemen buyrun anlatın. ben herhangi bir şey bildiğinizi düşünmüyorum. hatta bu konu üzerine kafa yorduğunuzu da düşünmüyorum. sözlük köşelerinde cool adamı oynuyorsunuz.
    inanmak insan doğasını vareden temel ögelerden biridir. her form bir program üzerine kurguludur, dönüştüren şey inançlarımızdır. tanrının yerine koyduğunuz egonuzsa, epeyce şişirmeniz gerekebilir. ancak hayal kırıklığınızın o oranda büyük olması da kaçınılmazdır. özetle, yukarıda bir arkadaşın da söylediği gibi, tanrının varlığı ya da yokluğu şu anki bilgilerle ispatlanabilir şeyler değildir. sorun basit, ona inanır ya da inanmazsınız.
    ama şunu unutmamak lazım; inanmamak da bir inanç şeklidir, nesnel bilgi değil.
  • dinlerin siyasi bir kitaba dayanmasından mütevellit ispata ihtiyaç duymayan kişilerin bir de bu açıdan bakarak insanları inanmaya, namaz kılmaya zorlamamasını gerektiren ispatlanamama halidir.
  • normal filan değil arkadaşım bu.

    "allah vardır" diyorsun ya;
    ben de soruyorum ki: "hani nerede?"

    demagoji yapmadan, fiziksel olaylarla (rüzgar, ısı vb.) ya da bizim kavramsallaştırdığımız zihinsel olgularla (duygu, aşk vb) oyunlu cıngıllı tarifler yapmaya çalışmadan, nasıl olabildiğini bir ispatla allahını seversen. bir laboratuvar çalışması, bir mantıklı teorem, bir formül, bir bilimsel kanun, bişi koy ciğerim.

    sen bunu yap, bak valla bir daha elalemin karısına kızına asılmayacağım, kimsenin iffetine göz dikmeyeceğim, yeminlen. hayır aslında alakası filan da yok ya, emeğe saygı kabilinden diyorum bunu da.

    "allahını seversen" dedim bak dikkat edersen. yine sen bilirsin.
  • allahın yokluğunun ispatlanamamasından farkı yoktur.
  • elalemin karısına kızına asılan, milletin iffetinde gözü olan insanların sığındığı argümanmış. bunu öğrendik.
    yani; şu an ahlaksız, ama allah'ın varlığı ispatlanır ispatlanmaz, imana gelip ahlak abidesi olacak eleman:)
  • hüseyin üzmez ve orhan çeker'in yalanlamaya çalıştığı önermedir.
    söz konusu kişiler çok ahlaklı ve kesinlikle 11 yaşındaki kızlara sarkmayan islamcı insanlardır. dekolteyi de bir tecavüz unsuru olarak görmezler. demek ki tüm olay bu ispatlanamamayı kabul etmemekten geçiyormuş.