şükela:  tümü | bugün
  • almanya, özellikle parasal yönden, 1900’lü yılların başlarında avrupa’nın en güçlü devleti olmasına rağmen, sinema sanayisi, ancak 1910’da başlamıştır. bu yıldan itibaren pathe, gaumont, eclair gibi fransız, mutascope, continental, theater gibi amerikan film şirketleri almanya’da çeşitli şubeler açmışlardır. bunların getirdiği canlılık diğer alman film şirketlerine geçmiş ve almanya hızla sinema endüstrisini oluşturmaya başlamıştır. örneğin 1910 yılında almanya’da 1200 tane sinema salonu vardı. bu yıllardan sonra yabancıların elinde bulunan film şirketleri de almanların eline geçmeye başlamıştı.

    almanya’nın ilk film çalışmalarını yapan isimlerden biri olan oskar messtr, “autören film” kurumunu oluşturdu. bu kurumun bünyesine alınan yerli ve yabancı yönetmenlerle çeşitli filmler çekti. “tehlikeli yaş” , “rahibin kızı”, “çok genç” ...

    paul davidson, kurduğu sinema işletmeciliği ve dağıtımcılık şirketi olan “union film” kurumunda, danimarka’dan asta nielsen’i getirterek, ona çeşitli filmler çektirdi. “analık” , “baş dönmesi” , “yabancı kuş”, “ beyaz güller” (1914)...

    1913 senesinde alman sinemasının ilk başyapıtı olan “prag’lı öğrenci”, stellan rye tarafından çekildi. fantastik bir kara film örneği olan bu yapım, yarattığı atmosfer bakımından 1914’de çekilen “golem” adlı filme öncülük edecekti.

    golem” i “prag’lı öğrenci” nin senaristi olan henrik galeen çekmiştir. film, prag’lı bir hahamın kilden yaptığı golem heykelinin canlanışını anlatan efsaneyi konu almıştır.

    birinci dünya savaşından önce almanya’da gösterilen filmlerin çoğu yabancı filmlerdi. savaş yıllarında önce üretim tamamen durmuş, daha sonra yavaş yavaş eski düzenine dönmüştü. savaşla bağlantılı olarak kahramanlık hikayeleri, asker ve hemşire arasındaki duygusal hikayeleri anlatan aşk filmleri çekilmeye başlanmıştı.

    bu yılların diğer bir önemli yanı dr.caligari’nin muayenehanesi ise, daha sonraları sinema tarihinde kendine büyük bir yer açacak olan ve alman sineması denince akla ilk gelen olgu olan "dışavurumculuk akımının” ilk belirtilerinin ortaya çıkmasıdır.

    bu dönemin bazı önemli filmleri ve yönetmenleri şunlardır; ernest lubitsch’in çektiği “madam barry”(1918), otto ripert’in çektiği “homunculus”(1915), robert wiene’nın çektiği “zavallı eva”(1916), paul leni’nin çektiği “gül ve diken”(1918), joe may’in çektiği “gerçeğin zaferi”(1918)...

    1919-1927 yılları arasında dışavurumculuk akımının altın çağı yaşandı. sinemada katillerin, ruh hastalarının, çılgın bilim adamlarının, sapıkların öyküleri anlatıldı. abartılmış ve deforme edilmiş dekorlar kullanıldı. senaryolar katı ve özel bir mantık anlayışı içerisinde yazıldı. bu dönemin ve dışavurumculuk akımının başyapıtı robert wiene’ in çektiği “dr.caligari’nin muayenehanesi” dir. bu filmde perspektifi ışıklandırma kullanılmış, şekiller ve mimari bozulmuş, oyunculara filmin atmosferini yansıtacak şekilde korkunç kostümler giydirilmiş, aşırı makyaj yapılmıştır. oyuncu hareketleri ise alışılmışın dışında çoğunlukla hareketsizdir.

    yine bu dönemde kendini kanıtlamış olan ve dünyanın en iyi yönetmenlerinden biri sayılan fritz lang, 1922 yılında “dr.mabuse,kumarbaz”ı çekmiştir. film, nihilist ve terörist eylemlerin er geç yenilgiye uğrayacağını anlatan, dışavurumcu caligari kadar başarılı bir örnektir. fritz lang 1927 yılında sinema tarihinin en iyi yüz filmi arasına giren “metropolis” i çekmiştir.

    geleceğin sanayi toplumunu ütopik ve fantastik bir biçimde işleyen “metropolis” aynı zamanda ilk bilim-kurgu filmi olarak da tarihe geçmiştir.

    özellikle sessiz sinema döneminde alman filmlerinin çoğunluğu avrupa’da çok tutulmuştur. bunun sebeplerini, sinema tarihinin en büyük tanıklarından, sinemacı ve yazar paul rotha şu şekilde açıklıyor: “alman sinemasının sanatsal ve zeka ürünü olması, düş gücüne ve emeğe yoğun bir şekilde yer vermesi onun seyir kuvvetini artırmıştır.”

    (http://www.ytusinema.org/almansinemasi.htm) (sayin fırat sayıcı'ya teşekkür ederiz.)

    başka bir kaynakta ise alman sineması aşağıdaki şekilde anlatılmaktadır:

    dışa vurumcu alman sineması...

    1900lü yıllarda fransa, rusya, isveç, norveç, çekoslovakya ve polonya ile tek tük ingiltere ve amerika'da görülen bu akım gerçek anlamda kendini tüm sanatlardaki gelişmesiyle kendini almanya«da göstermiştir. normal olanın dışına taşan, insanın bilinç altındakileri dışarı taşıması, yansıtması olarak söyleyebileceğim bu akım dilimizde "ifadecilik, anlatımcılık, kendilikçilik, ruhsal yaşantının içerikleriyle, tinsel içerikleri dile getiren çağdaş sanat akımı olarak karşılık bulur." (demiray, 231) öncelikle resimde görülmüş, daha sonra heykel, mimari, edebiyat, tiyatro ve müziğe yansımıştır. "duygusal tepkileri yansıtmak amacıyla çizgi ve rengin doğadan bağımsız kılınarak oldukça özgür bir biçimde kullanımıyla, kalın boya hamuru yoğun renk, karşıt değerler ve biçim bozma resimde kullanılan ekspresyonist üsluptur." (britanica, 7:230) diğer adıyla "ekspresyonizm" olarak da bilinen dışa vurumculuğun resimdeki temsilcisi picasso'dur. dışavurumcu akım en çok almanya'da talep görmüştür. bunun temelinde de germen ülkelerinin yaşadığı toplumsal bunalımlar ve baskı rejimlerinin etkisi vardır. halk ve aydın kesim bastırılmış, sindirilmiş duygu ve düşüncelerini dışavurumcu (ekspresyonist) bir tarzda sanata yansıtmışlardır. bir başkaldırının meyvesidir dışavurumculuk.

    1919-1939 yılları arasında almanya«da alman dışavurumcu akımının etkisi ile dışavurumcu alman sineması ortaya çıkmıştır. "dışavurumculukta gölgeli bir ışıklandırma, gerçeküstü bir dekor, yapay rol yapma ve gerçek olmayan bir dünyada gezinen kameranın aşırı üslubu dikkat çeker. filmlerde kaba ve barbar görüntüler hakimdir. ölüm ve düşük yaşama ilişkin nesnelerle beraber, savaşın kızıştırdığı umutsuzluk ve erime bu dönemin konularıdır. (bir yıldız, 38) daha iyi bir dünya düşlenir. bu düşle birlikte "gerçekçilik" bir kenara bırakılmış, soyut ve metafizik olana yönelinmiştir. görsel anlatım güçlüdür. güncel hayat dikkate alınmamış ve "ben'in" derinliklerine inilmeye çalışılmıştır." (biryıldız, 51-52)

    bu dönemde fantastik dünyaya ışık tutan belli başlı filmler şunlardır:

    pragli öğrenci (1913)-yön:stellan rye
    golem (1914) -yön: henrik galeen
    homunculus (1916) -yön:otto rippert
    doktor kaligari'nin muayenehanesi (1919) - robert wiena vs...

    bunlardan doktor caligari«nin muayenehanesi"den kısaca bahsedecek olursak bu film robert wiena tarafından yönetilmiş olup, dışavurumcu sinemanın başlangıcı kabul edilir. psikolojik filmlerin ilk örneği olarak kabul edilir. psikolojik filmlerin ilk örneği olarak kabul edilen bu filmin senaryosu karl mayer ve hans janwitz tarafından yazılmıştır. filmde dr. caligari adlı birinin "cesare"adlı bir genci hipnotize edip ona cinayetler işletmesi anlatılır. film "öznelliğin" beyaz perdedeki yüzüdür. görsel bir şöleni andıran filmde insanların öfke, şiddet, sevinç gibi duyguları dekorda yer alan simerik şekillerle anlatılmaya çalışılmıştır. "kısaca ekspresyonist sinema "ben«in" derinliklerine inmiş, görüneni görünür kılmış ve kompleksleri ve kötülükleri görüntülemiştir." (biryıldız, 51-52) insan içine ayna tutar.

    (http://www.kameraarkasi.org/…umcualmansinemasi.html)
  • sadece porno film sektörüymüş gibi gösterilen sinema.halbuki kaliteli filmler de çıkmaktadır.sadece tek sorun almancanın biraz kaba bir dil oluşu.
  • kliselesmis hollywood filmlerine alternatif kaliteli filmler cikarabilen sinema... tabi fatih akin in etkisi de buyuk buna... insanin almanca ya hayranligi varsa daha da hosuna gider bu filmler. ornek olarak: der krieger und die kaiserin, im juli, good bye lenin, der untergang, eski de olsa das boot...
  • alman sineması sessiz ve derinden giden, sinema tarihi içinde çok önemli akımlara evsahipliği yapmış, beynimize kazınan bir çok filmi çıkarmış bir sinemadır. ama insanlarda alman sineması kavramı derin bir iz bırakmamıştır nedense, fransız sineması deyince herkesin kafasında aşağı yukarı belirli bir görüntü belirir. keza italyan sineması denildiğinde de ortalama bir insan "fellini" der en azından... oysa alman sineması lafı açıldığında kimi zaman kimsenin aklına bir yönetmen, bir film adı ilk anda gelmez.
    alman sineması korku, fantastik gibi türlerin en temel örneklerini içinde barındıran sinemadır. misal robert wiena'nın doktor caligari'nin odası 1919 tarihlidir, ve sinema tarihinde ilk korku filmi kabul edilir. bunun dışında alman dışavurumcu sinemasının da en önemli örneklerindendir. özellikle kullanılan dekorlara dışavurumculğu anlamak adına dikkat edilmelidir. efendim ondan sonra 1922 tarihli, friedrich wilhelm murnau'nun nosferatu'su vardır, faust'u vardır. bugün "fantastik korku sineması" diye bir türden bahsediliyorsa, bunun köklerini bu filmlerde aramak gerekir.
    alman mitolojisi alman sinemasını besleyen önemli kaynaklardan biridir. mesela nibelungen'in izlerinin alman filmlerinde bulunduğu hep söylenir. 1. dünya savaşı dönemi ve 2 savaş arası dönemi içine alan klasik dönemden nazi dönemine geçişte alman sinemasının önemli yönetmenlerinden leni riefenstahl'dan bahsetmek gerekir. adı pek bilinmemesine, filmleri çoğu insan tarafından izlenmemesine, çok az filmi olmasına rağmen belki de dünya sinemasındaki en önemli kadın yönetmenlerden biridir. filmlerini "nazi propaganda filmi" diyerek kestirip atmak en başta kendisine yapılacak en büyük haksızlıktır. "propaganda filmi" olan triumph des willens'de askerleri daha büyük, ortamı daha görkemli, almanya'yı daha güçlü göstermek adına kullanılan kamera açıları, ışık teknikleri sinema adına önemli gelişmelerdir ve en nihayetinde film de amacının hakkını verir zaten, öyle şaaşalı bir ortam yaratır ki insan "vay be" der ister istemez...
    alman sinemasının buraya kadarki gelişimini nispeten daha sosyolojik bir bakış açısıyla inceleyen siegfried kracauer'in "from caligari to hitler" adlı son derece faydalı bir kitabı da mevcuttur ilgilenenler için.
    bundan sonra yeni alman sineması olarak adlandırılan dönemde wolfgang petersen'ın das boot'u, dani levy'nin stille nacht'ı ilk akla gelen örneklerdendir. kendi adıma beni her zaman çok etkileyen wim wenders'in filmlerini, özellikle de berlin üzerinde gökyüzü'nü de buraya gönül rahatlığıyla ekleyebilirim.
    yakın zamanda ise elveda lenin, çoküş, başkalarının hayatı gibi çok konuşulan filmler de alman sineması denince hatırlanması gereken filmlerdir. sadece 3 film adı saymışken, bu 3 filmin ortak noktasına baktığımızda alman tarihinin sinemaya etkisinin ne denli güçlü olduğunu da görebiliriz. almanya tarihi, kimilerine göre şanlı, kimine göre karanlık bir tarihtir, ama kesin olan şudur ki alman tarihinde yüzleşilmesi, hesaplaşılması gereken çok fazla öğe vardır. alman sineması da tarihiyle yüzleşme adına, tarihinin kimi zaman "utanç kaynağı", kimi zaman "acı" olarak nitelendirilen dönemlerini beyazperdeye taşımaktan çekinmemiştir. üstelik bunu da en insancıl bakış açısıyla yapmıştır.
    söylenecek sayfalarca şey vardır alman sineması hakkında, fikir firarı içinde en kabaca bunlar söylenebilir, alman sineması sevilmeli, sevdirilmelidir.
  • 1. dünya savaşı sonrası ekspresyonizm (ki resimde en sevdigim akimlardan biri olmasina ragmen sinemada bana uzak olmasini diledigim bir akim) etkisinde yonetmenlerinin "orgutlu" ve disiplinli olmasi ile toparlanmis ancak 2. dunya savasi doneminin sonuna kadar karanlik filmler cikarmis sinema. ki o araliga bakinca iyimser filmlere rastlamak zordur.
    hala ve hala 2. dunya savasi'nin ekmegini yiyen cok sayida da emektari vardir.
  • başka yerler yayınlarından konu hakkında herkesin anlayabileceği temel bir çalışma yapılmış. cep kitapçığı boyutunda olan bu çalışma alman sinemasının seyri, yönetmenleri ve film seçkisi ile detaylı bir bilgi sunuyor.

    (http://www.idefix.com/…asp?sid=i3lxs4oq0s6sgfrf2fz7)
  • neredeyse tum filmlerinde moritz bleibtreu oynamistir.

    soul kitchen
    the baader meinhof complex
    speed racer
    the stone council
    munich
    the fakir
    im juli
    luna papa
    lola rennt
    das experiment

    (bak bunlar adamin oynadigi filmlerin ucte biri bile degil!)